|
Helenora
Çeviren : Murat Acar
Boşuna , sevgilim ! Yüreğimi
ve ruhumu ,
Derinden yaralamış olduğunu
bilmelisin.
Her an seni düşünsem de ,
Hiç neşe katmıyorsun , şu
mutsuz halime.
Gün ; ışığını serse de göklere
Ya da sıkıntılı gece , dünyaya
karalar giydirse de...
Sonsuz bir acı veriyor bana bu
keder ;
Çünkü , sen olmadan aşkım ,
yaşayamıyorum ben.
Seyredilecek kadar güzel
olmasan da
Ya da bunca aldatıcı ;
konuştuğunda...
Karşılık vermesen de aşkıma ,
Ah ! bilemiyorum , bunca neden
düşkünüm sana ?
Keşke , hiç tanımamış olsaydım
seni ;
Düşmeseydim böyle , deli
divane aşkına.
Aşkım , eğer ilgilenmezsen
benimle ;
Şu dünyada , daha fazla
yaşamama da izin verme !
Hippolyte
Dans ederken , bir portakal
verdi Rozyna bana ,
Başındaki çiçek tacını
önerdi sonra da.
El verirken ona dansta , o
neşeli oyunda ;
Portakal aniden
dönüşüverdi , parlak bir yalıma.
Altın meyva bir akkor oluverdi
,
Kül etti ruhumu ; ah ,
kavurdu tenimi !
Ey ateşim , ey Rozyna !
çabucak yakalayıverdim seni ;
Sen de ne çabuk
tutuşuverdin kalbimde.
Artık biliyorum , aşkın ne
olduğunu : Meğer cömert Venüs değil ,
Bir çöl canavarı can
vermiş ona ; doymak bilmez.
Kana susamış , acımasız bir
dişi aslan ;
Onu deliliğin sütüyle
emzirmiş Kaf dağında.
Hyakinthos
Yiitirmez ki güneş , altın
saçlı ışınlarını ,
Bir bulutun kapkara kederi
yüzünü kapladığında ;
Daha da parlak bir hale
oluşturur gökyüzünde ,
Alnını bir yağmur fırtınasıyla
yıkadığında.
Ne de günbatımının pırıltısı
söner karanlıkta ,
Tapınaklarını akşamın
alacakaranlığına daldırdığında ;
Daha beyaz gösterir boynunu
dünyaya ,
Gecenin içinde uzun uzun
ytıkandığında.
Ne de Cupido'mun arzuları
azalır ,
Düşman talihin , sert rüzgarı
yüzüne çarptığında ;
Sönmez elindeki meşale ,
Bir düşman öyle istediğinde.
Daha iyi yanar kömür , üstüne
su serpildiğinde ,
Nasıl ki , alevlenirse ateş
rüzgarla ;
Öyle parlar benim aşkımda ,
Kader nefesini karşıdan
üflediğinde.
Suyunu kaybetmez bir ırmak ,
önü kesildiğinde ,
Bir an gelir , daha güçlü akar
, sular yükseldiğinde.
Ne kadar inatla budarsan bir
hurma ağacını ,
Fışkırır gövdesinden yeni
dallar , az zaman geçtiğinde.
Değişmez aşkın bir simgesi
olarak , ben de ,
Taştan bir sütun dikeceğim ,
gümüş rengi bir ırmağın yanına.
Ve aşkın mızrağıyla
parçalanmış ,
İki kalp oyacağım , en
tepesine !
Bineda
Gizli bir mağara var ,
insanların ,
İbikli bir kuş tarafından
uyandırılmadığı ;
Güneşin ışıklarının giremediği
ve yalnızca ,
Kurşuni bir ışığın , sonsuz
karanlığı beslediği.
Dingin bir zindandan ,
Unutkanlığın suyu damlıyor ,
Onun tatlı mırıltısıyla ,
düşler ballanıyor ;
Kara kanatlarıyla uçarken ,
özlemle gece ,
Kararmış bu yapının üstünde.
Tembel bir uyku kestiriyor
uyuşuk bir yatakta ,
Uykulu gelincikler filizlenmiş
etrafında ;
İçinde , bir kara kuşlar
kalabalığı ,
Kurmuşlar oraya , yuvalarını
ve dünyalarını.
Burada karşılaştı Zaryades ,
Düşlerinde gördüğü tatlı
Odata'yla ;
Burada tanıştım ben de ,
dünyevi hazlarla.
Gördüm ; güzel tanrıçalar ,
yanımdan geçerken ,
Birisi daha güzeldi
diğerlerinden.
Ben öyle gördüm ya da
kalbim yerinden fırladı peşi sıra ,
İzlediğimdeyse kalbimi , o
güzel tanrıça yok olup gitti ;
Sardı beni acı , hüzünlü
kanatlarıyla...
Halcydis
Erdemlerin erdemi ,
Ölümü görebilmektir peşimizde
;
ki o , zamanında alır kararını
,
İzin vermez hiçbir gecikmeye.
Kayaya çarpan rüzgar ,
Nasıl gerisin geri devrilirse
;
Yaşamımız da kırılacak bir
yerinden ,
Zamanı geldiğinde.
Yaydan çıkan bir ok ,
Nasıl hız alırsa rüzgarla ;
Öyle saçılacak umutlarımız ve
küllerimiz ,
Ölümün nefesiyle.
Şu dünyayla yollarını
ayıranın ,
İşleri de batacak sulara ,
kendisiyle.
Ve büyük bir unutkanlık içinde
,
Söz etmeyecek ondan kimse.
Denizi acımasızca yaran bir
gemiden ,
Nasıl hiç iz kalmazsa
gittiğinde ;
Onun da varlığı silinecek ,
Bir gemi gibi , yittiğinde...
Hiçliklerin en yararsızı ,
Bütün görkemiyle bu dünyadır
aslında.
Yine de , kibirli birçokları ,
Övünür onunla saygısızca.
E-MAİL
asmakat2002@yahoo.com
 |