Yılbaşı Öncesi
         Çeviren: Hüseyin Köse

Ay başında, yıl başında;
Ey, benim kırılgan biberiyem!
Ve mutlu bir yılın başlangıcında,
Aziz tahtıyla süslü kilise.
İsa indiğinde yeryüzüne
Ve çıktığında gezintisine;
Bizi mutlu etmek için,
Geçiyor bakın ve selamlıyor,
Bütün çiftçileri.
“Ey Aziz Basile, ey senyör,
Ne kadar tohum saçtın bu yıl toprağa?”
“On iki buğday saçtım
Ve on beş arpa,
On sekiz de bezelye tanesi fazladan;
Orada, deniz kıyısında.
Ama, tavşanlar ve keklikler,
Yediler daha yeşermeden.
Çıktım yola, alıp elime tüfeğimi;
Bulup, öldürmek için hepsini.
Ne tavşan buldum öldürecek,
Ne de bir keklik yakalayabildim.
İyi kötü, bir hasat yaptım ama;
Hepsini topladım, geriye ne kaldıysa.
Ben böyle çalışırken tam,
Geçtiğini gördüm, İsa’nın oradan.
Durdu ve hayır dua eyledi,
Havaya kaldırarak sağ elini.Ve onun durduğu yerde,
Altın bir ağaç yeşeriverdi;
Ayak bastığı yerde, zarif bir selvi.
Onun tam orta yerinde,
Açık sayfalarıyla, bir İncil gördüm.
Ve aşağıda, en dipte,
Duru bir su kaynağı gördüm.
Keklikler iniyorlardı oraya,
Kanatları sırılsıklam, çıkıyorlardı sonra
Ve fışkırtıyorlardı, efendimizin üstüne suları.
Ve kollarında efendimizin,
Uzun süre yaşayacak olan bir canlı,
Yeniden doğuyordu
Ve tüm dünyaya, varlığını muştuluyordu.

 

6 Ocak Yortusu Öncesi

Bu ev, bu geldiğimiz ev,
Oldukça yüksek ve mermerden;
Helenler tarafından yapılmış,
Üç sağlam temel üstüne.
Çakıltaşlarıyla döşemişler her yanını
Ve incilerle, çevre duvarlarını.
Bu evden söz ediyoruz biz işte,
Bu evin sahibesinden de.
Kalk haydi ev sahibesi, bir şeyler giy üstüne,
Gitmek için hazırlan, yarınki şenliğe;
İsa’nın, vaftiz edildiği yere!
Büyük bir ayin olacak yarınki;
Mutlu ol, yüzünü çevir ışığa
Ve göğsünü de ay ışığına!
Karga tüyü koy,
Kirpiklerinin arasına.
Hazırlığını tamamladığında,
Katıl ayine, salına sarsıla!
Düşsünler önüne, yol göstermek için kanaryalar;
Bülbüller, en yanık sesleriyle eşlik etsinler,
Etrafını sarıp, şarkı söylesinler!
Ve altın tavus kuşu,
Kıskansın güzelliğini.
Biz, evin sahibesinden söz edelim,
Bir de kızından.
Bayan, sizin kızınız,
Kar kadar beyaz,
Var git, tara saçlarını;
Deniz köpüğüne bulanmış olan!
Ve ör sonra, belik belik;
Kıskansınlar onu, en az senin kadar!
Mayıs ayında parlayan güneş sanki;
Işıldasın, sabah yıldızı gibi!
Neşe kaynağı olsun kızın, evinin
Ve kır çiçeği semtinin.
Güller açıyor kokulu,
Onun geçtiği her yerde.
Şaşılası bir aşk duyuyor yüreğinde;
Gözünü alamayanlar, onu görüp de.
Olasıdır ki, bir prensin nişanlısı olacak;
Bir gün, güzelliği sayesinde tahta çıkacak.
Biz kızdan söz ettik,
Bir de oğuldan söz edelim!
Övemez hiç kimse, oğlunun bilgeliğini;
O, eğlenerek tamamladı eğitimini.
Yıllarını, çoğu zaman bilgelikle süsledi.
Zambak gibi ince bedeni,
Melekler gibi yumuşacık sesi;
O yürüdükçe, toprak atar çığlık.
Ve İncil’i okuduğunda,
Bütün ağızlar kalır açık.
Islanmış gözleri yaşlarla,
Ey, bahçenin güzel karanfili!
Daha kim kaldı, övgümüzü sunacağımız?
İyisi mi şarap sun, biraz tatlansın ağzımız!


 
 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo. com