|
Brighton
Çeviren :
Murat Acar
Brighton'ın üstüne derin bir
huzur indi.
Uyuyorlar yorgun düşmüş insanlar;
Arzular, günahlar...tümü bitti!
Bana yalnızca denizin uğultusu,
Sisin içinden bir yol açıyor.
Sen , ey deniz , niçin
sızlanıyorsun böyle ?
Göğsünü dolduran bu iç çekişler
neden ?
Ağlıyorsun gecenin sessizliğine
karşı .
İnliyor , haykırıyor ,
çalkalanıyorsun ;
Düşlerin içinde. Dinlenmiyorsun ,
neden?
Yerle gök birleştiğinde ,
Alevlerin arasına , fırtına ,
bulutunu sürdüğünde ;
Ezgiler dokunaklı , gür ,
Ve uyumlu bir şarkı içindedir ,
Ormanda dolaşan fırtına ile .
Ama hepsi boş , ey deniz senin
çığlığının yanında !
Sen bitkin düştüğünde her gece ,
Kavgalar bir kez daha yıldırınca
seni ,
Boğunca kederden hıçkırıklara ,
öyle acı ki ;
Ruhum , gözyaşlarını katabilirdi
seninkilere.
Davydov'a Dörtlükler
Şiir ile çağırdım seni
Denis , uzak bir diyardan ;
Bilmeyerek , halinin nice
değiştiğini !
Asma değil , selviler tuttu seni.
Geri geldi yankısı , yurdumun
Topraklarından. Orada , diyorlar
ki
Kardeşim ; Benim kendi sevgili
Mezarım , kuşatıyormuş gövdeni.
Anıları avladı dostum , eski bir
gün getirdi.
Yeniden ele geçirilmiş bir gün ,
ne acı verici !
İyi bir dost ile darılmak ; işte
,
Beni üzen bir başka gölge !
Soğuktu şairin köpüklü kadehi ,
Soğuktu , haydutun kınındaki
bıçağı.
Bardaktan ve pipodan dumanlar
yükseldi,
O neşeli şarkılar bir daha
söylenmedi.
Kışkırtmak ve keyif vermek yok
artık.
Parlıyor , saçılmış yıldızlar
gibi , öfkeli
Hafif süvari sözlerin ;
Sanat düşmanlarını ezmek için.
Öyküler , artık asla
yenilemeyecek bizi ,
Çağlamayacak! Finlandiya'nın
karlarının şiddetinden ,
Alevler içindeki Kafkasların
ayartısına ;
Bir sel gibi alıp götürmeyecek
bizi.
Ne de kanla damgalanmış o yıldan
söz açacak ,
Düşmanlarından öç alma zamanı
geldiğinde.
Kremlin , kor gibi yanacak
başının üzerinde
Ve Rus dünyası aşkla doğrulacak
yine !
Kayıtsız şartsız herkes ,
Mabetlerde toplandı.
Güçlüsü , acizi , tek bir yürek ;
İleri atıldı ve dövüştü ölümüne.
Yüreğe dokunan söylencelerde
insanlara
Ve onları alışkanlıkları üzerine
olan bilgin ;
Mezarlarındaki karanlığı , göz
kamaştırıcı
Bir aydınlığa çevirdi.
Akhilleus'lu ve Bagration'lu
geçmişin ,
İçinden geldi Seslavin ;
ardından da ,
Kutuzov ; şu bizim kurnaz Ulysses
Ve o saf cesur adam , Kulynev.
Güç ve şan yıllarının , büyük
egemenleri !
Sizlerden , tek bir kişi bile
yaşamıyor şimdi.
Ve görün ki , efsanenizi anlatan
örnekleriniz ,
Karanlık mezarlara girdi.
Ölüm , şerefimizi yerle bir etti!
Gözlerimiz , yaşlarla doldu .
Zafer kadehinin geri çevrilip
tadılmadığı yerde ,
Tüm armalar terk edildi.
İnsansız kalmış evlerinizde durup
bekledim ,
Seslendim ; ki , sessizdi bir
önceki nesil.
Gecikerek te olsa , umutsuz
dudaklarda ,
Bir gülüşle karşılaşmadı şiirim.
Bu şarkı , benim adağım , övgü dolu
sözlerim ;
Tutanağıdır yitip giden aydınlık
geçmişin.
Bu dökülen deniz , benim içkim ,
Kabul et onu ey aziz toprak ,
içine işlesin !
Falanca Ölmüş
Falanca ölmüş . Ne farkeder ?
Yaşadı ve öldü.
O öldü ve yok söylenecek başka
birşey. Ortak bir kader böylesi.
Yaşayanlar kitabından bir sayfa
seçildi.
Ve "Rostov yolcusu" diye yazıldı
üstüne , hemen oracıkta.
Rostov için hepimiz mecburuz buna
; erkenden kimimiz ,
Kimimiz gecikerek çokça...
Aslında misafiriz bir handa ,
Diri atlar için , her birimizin
cebinde biraz para
Ve vaftizlerimizde başlıyor
cenazelerimiz daha.
Ya sonra ? İşte asıl soru bu. Bir
kefen var tüm kefenleri saran
Ve dünyadaki tüm hacılar aynı
şeyi merak etmek zorunda:
"Şu Rostov bilmez bilinmezi , hiç
mi birşey söylemez kalanlara ? "
Fyodor İvanoviç
Tyutçev'e
Senin ötücü kuşun , şakıyor acı
acı,
Sürükleyerek peşi sıra , yaralı
kanatlarını.
Şakıyanın sesindeki keder ,
Bizimde yüreğimizi burkuyor.
O acı ile , soğukluğumuz alev
alıyor ,
Şarkıdaki sancıdan
büyülenmişcesine. İçimizdeki
Yürek kabarıyor ; ona eşlik
ederek acı çekiyor ,
Ağlıyor bu kederler için
kendisininmiş gibi.
Ey şair , talihsizliğinin ülserli
yarası ;
Sıvanıyor , o mistik merhem ile.
Ruhundan döktüğün yaşlar ,
inciler diziyor ;
Manevi bir hasarın çevresine.
E-Mail
asmakat2002@yahoo.com

|