25) Hırs üstüne

 

      Bizi daha duygun kılmaya yarayan içgüdü , hırs içinde hiç bir yere sahip değildir.Ancak , tüm tutkuları birbirine karıştırmamak gerekir.Kimi tutkular , sağlam , sarsılmaz bir yüceliği , ödevlerin gücüne bağlar ; bir kısmı da büyük zenginliklere , yüce adlara...

      Tutkuların bir çoğu , hiçbir araçsal yol izlemeksizin kendi amaçlarına varırlar.Kimi tutkular büyük olaylarla , bazıları da , ufak tefek şeylerle içiçedir.Öyleyse hırs dediğimiz şey , bazen bir zayıflık olabileceği gibi , bazen de ; erdem ve zeka güçlülüğü , yetenek ya da şaşkınlık ve bayağılıkla eş anlamlı tutulabilir.Tüm tutkular , kendi     niteliklerinin kalıbına bürünürler.Daha önce gördük ki , ruhun zeka üzerinde sınırsız bir etkisi vardır ; zeka da ruhu etkiler elbette.Tüm duyguların kaynağı da ruhtur.Ancak , ruhu harekete geçiren olayların meydana geldiği yer , öncelikle , zekanın işleyişine yardımcı olan bölümlerdir.Zekanın verdiği renklere , kavradığı biçimlere ya da güzel kıldığı , gizlediği yönlere göre , ruh ; kendisine sunulan şeylerden tiksinir ya da onlara bağlanıp kalır.Şu halde , kimi insanların eşit yapıda oldukları , kalplerinden anlaşılan bir şey değildir.Aynı adla betimlenmiş olsalar bile , tutkuları birbirinden ayıran yönleri aramak için ; ne kadar  düzensiz ve alışılmışın dışında olurlarsa olsunlar , onları , zekanın süzgecinden geçirerek tasarlamak yerinde olacaktır.Tutkular , eğer zeka ve duygularla farklı biçimlerde birbirlerinden ayrılmışlarsa , aynı ilgi ölçüsünde olmaksızın aynı nesneye bağlanırlar.Ve bu , tutkuların tek gerçeği değil , ama aynı zamanda , tüm gerçeğidir.

 

35) Dostluk üstüne

 

      Bizde dostluk duygusunu yaratan şey , kendi varlığımızın yetersizliğidir.Yine aynı yetersizliktir , dostluğu tehlikeye düşüren.Yalnız başına olmak şudur : Kişi , kendi yoksunluğunu hisseder , bir desteğe gereksinim duyduğunu şiddetle kavrar ; kendi zevklerine yandaşlar arar ya da kendi acizliğine bir destekçi.Her zaman , iyi bir yüreğe , güzel düşüncelere sahip olabilen bir insan olunmak istenir çevrede.O halde ,dostluk , artık dünyada var olmayan bir sıcaklığın ortaya konuluşudur.İstenilen şeye sahip olunduğunda , çok rahatlıkla , düşünceler de değişir.kendimizi herhangi bir şeyin uzağında gördüğümüzde , öncelikle zevklerimizi gözden geçiririz ve olmak istediğimiz yere vardığımızda , artık onda bir hiçliği duyumsarız.Sınırsız bir görüş ufkuna sahip olan ruhumuz , artık çok uzaklara açıldığında , dinlenmeyi bilmez.Öyleyse , dostluk ; uzaktan da olsa , tüm kasıntılarımızı , tüm kendini beğenmişlik hallerimizi sınırlar.Onları , bizden uzağa taşır.Doldurma sözünde bulunduğu boşluğu asla doldurmaz , ama , bizi oyalayan ve başka iyilikler sözü veren gereksinimler içine atar ; yani , bir beklentiler yumağına.O zaman da , ihmal edilir , çok sıkıcı bulunur ve daha sonra da özellikle bir yeti olarak kabul edilmiş hoşnutluklar ; belli bir yargılama , bir mahkeme gerektirir.Yararlandıkları iyiliklere , çıkarlara kadar , herşeyi kendilerine mal etmek , insanların genel özelliğidir.Upuzun bir sahiplenme zinciri , onları ; doğal olarak , onları benimsedikleri gibi bakmaya götürür.Böylelikle de alışkanlık , onları , kendi dostları üzerinde , doğal bir hakka sahip olduğuna inandırır.Öyle ki , onları yönetmek için , özel ünvana bile sahip olmayı isterler artık.Bu istekler karşılıklıdır.Çoğunlukla görüldüğü gibi , özsaygı , artık rahatsız edici bir niteliktir ve her yandan onun çığlığı duyulur.Yalnızca , soğukluk , hoşnutsuzluk ve acınası durumlar üretir.Zaman zaman da , yine karşılıklı olarak gizlenmeye çalışılan kusurlara rastlanır.Ya da dostluk , aşkın zedeleyici tutkularına kapılır ; tıpkı , şiddetli hastalıkların , en tatlı zevkleri bile öldürmesi , bozması gibi.En uçtaki insanlar bile , artık bu durumda , bir dostluğu sürekli kılacak yeteneğe sahip değildirler.Hiçbir yerde , böylesine çekingen ve ciddi insanlardaki dostluktan , daha kusursuzuna rastlanamaz.Onların ölçülü ruhu , çoktan tanışmıştır erdemle.Çünkü bu tür dostluk , gizemin ağırlığı altında zaten ezik olan kalplerini yatıştırmıştır.onlar , kendi zekalarına bağlıdırlar.Aralarında ki dostluk , kalplerini daha da genişletir ; onları daha güvenli ve canlı kılar.Kendi eğlenceleri işleri ve gizemli zevkleriyle iç içedirler.Bu , onların tüm yaşamlarının ruhudur.Genç insanlar da , daha güvenli ve hassastırlar.Ancak , onların tutkularının canlılığı , onları dalgınlaştırır ; anlaşılır kılar.Duyarlılık ve güven duygusu , yaşlı insanlarda yıpranmıştır.ancak , bir takım gereksinimler , onları bir araya getirir ve akıl , onları birbirine bağlayan güçlü bir etkendir.Kimileri , daha sevecen davranırlar ; kimileri de daha katıdırlar sevgilerinde.Dostluk ödevi , sanıldığından çok daha geniş bir alana yayılır.Bizler , zayıflamaya başladığında , ruhumuzu daha değişik algılarız.Ama onun zayıflıklarında , genellikle ayrıyızdır ondan ; bir uzaklaşma eğilimi içindeyizdir.Ne kadar gizlenirse gizlensin , kişi , kendi kusurlarını itiraf etmek zorunda kalır.Söz konusu şey , bir bayağılıksa , bunu gösterir.Siz kendinizi , bu tür zayıflıklardan , ayrı tutabilir misiniz?Yüksek sesle haykırın o zaman ; bu konuda korkacağınız hiçbir şey yok.Ancak , kendini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya cesaret edebilenler , yalnızca ; büyük ve soylu kimselerdir.Zayıf kimseler , birbirlerinden bile gizlerler kusurlarını ve çoğunlukla halkın , haksız yargılarına karşı korkakça bırakırlar kendilerini ; direnecekleri hiçbir şeyleri yoktur.

 

36) Aşk üstüne

 

      Doğal olarak , aşkta , birçok sevecenlik vardır ; yani , duyguların oluşturduğu kördüğümler.Ancak , duygular , böyle bir kördüğüm oluşturduklarında , her zaman bundan belli bir yardım ummazlar.Kendini kalabalıklardan soyutlayabilmiş bir aşkın olması imkansızdır.Tutkular bile insanlarda farklı farklıdır.Aynı nesne zıt bazı durumlardan dolayı , onların hoşuna gidebilir.Sanıyorum ki , birçok insan , aynı kadına bağlanmıştır.Birileri onu zekası için , diğerleri , erdemliliği , bir kısmı da , onda olmayan bir takım değerler için sevmişlerdir onu ; tıpkı , gerçekte güçlü olduğuna inanılan çok basit bir kadının sevilmesinde olduğu gibi.Ama , ne önemi var ki , bunların?Genelde , hayal edilmesinden hoşlanılan düşünceye bağlanılır.Aslında , sevilen düşünce budur ; basit kadının kendisi değil.Öyleyse , tutkuların nesnesi , onları soysuzlaştıran ya da bozan şey değildir ; tam aksine , söz konusu nesneyi düşünme biçimidir.Çünkü , ben aşkta , duyularımızın özgürlüğünde olandan , daha çok nitelik vardır diyorum.İşte kendimi inandırdığım şey bu.Dünyada her gün , hiç konuşmadığı kadınlarla çevrili insanlar görüyorum.Bu , ayinlerde , vaazlarda da söz konusu.Bu adam , gerçekte hangisinden hoşlandığına bir türlü karar veremiyor.Peki bunun nedeni nedir?Her güzellik , tamamıyla özel bir karakteri dışa vurur.Bize , en etkili gelen de budur ve onu tercih ederiz.Zaman zaman , bizi belirleyen de , yine bu niteliktir.Öyleyse , asıl aradığımız , ruhun kendisidir ; bunu asla yadsıyamam.Şu halde , duyularımıza kendini sunan her şey , görünüşte , kendini gizleyen şeyin bir imgesi olarak hoşumuza gider.Biz sadece , zevk organlarımız sayesinde , duygun nitelikleri severiz.Onların tanımladığı duygun niteliklere bağımlıyızdır.Demek oluyor ki , ruh , bize en fazla dokunan şeydir.Çünkü , ruhun hoşluğu , duyularda değil zekadadır.Öyleyse , zekanın duyduğu ilgi , başlıca ilgi olmaktadır.Ve eğer , duyuların ilgisi onunla çelişseydi , zekayı tercih ederdik duyulara.Öyleyse , yalnızca şuna inanmak kalıyor geriye.Zeka gerçekten de çelişir ruhla.O , ruh için bir lekedir ; işte , saf aşk dedikleri.Bununla birlikte , gerçek aşkı , dostlukla karıştırmamak gerekir.Çünkü , dostlukta duyu organı olan şey zekadır ; burada ise duyular.Ve duyular aracılığıyla edindiğimiz düşünceler , düşünmekle varılan görüntülerden çok daha güçlüdür.Çünkü , bu düşüncelerin esinlendiği kaynak , bizzat tutkunun kendisidir.Oysa dostluk , fazla uzağa gitmez.

 

38) Acıma duygusu üstüne

 

      Acıma duygusu , aşk ve hüzün karışımı bir duygudan başka birşey değildir.Bu duygunun , kendi hakkımızda verilmiş bir yanılgıyı kızıştırmaya gereksinimi olduğunu sanmıyorum.Yani , sanıldığı gibi acıma duygusu , kızıştırıcı bir niteliğe sahip değildir.Niçin , bir facianın duyularımızda oluşturduğu acıma duygusunu , bir yoksul uyandıramaz? Zekayı dolaysızca etkileyen şeyler yok mudur? Yeniliklerin yarattığı izlenim , her zaman düşüncelerimize geçebilir mi? Ruhumuz , ilgisiz bir duyuya karşı yetersiz değil midir?

 

39) Nefret üstüne

 

       Nefret duygusu , tiksinti duyulan nesnede algılanan , bir hoşnutsuzluk durumudur.Bu duyguyu ortaya koyan neden , gizli bir iğrenmenin bize verdiği üzüntüdür.Herhangi bir kişinin iyiliğiyle kıyaslanmış , zarar duygusunun bir sonucu olduğunda , nefreti ; hüzün veren bir kıskançlık diye adlandırırız.Bu kıskançlık , nefretle birleştiğinde ya da zayıf kimseleri ezerek , intikam alma dürtüsüyle bir araya geldiğinde ; daha da yıkıcı bir hale gelir.İçinde , aşk ya da nefretin bulunmadığı pek az tutku vardır.Öfke , şiddetli bir iğrenmeden başka birşey değildir ve kör bir intikam alma arzusu ile alevlenmiştir ; kızgınlık da , bu tür öfke ve küçümseme halidir.Küçümseme , kibir ve nefret karışımı bir duygudur ; antipati ise , düşünülemeyecek kadar uzağa götürülmüş , şiddetli bir nefrettir.Tiksinti duygusu , zevk alamayışın bir belirtisidir.Bu sadece , vurdum duymazlık gibi basit bir yoksunluk değildir.Melankoli , umutsuzluğun eşlik ettiği , evrensel bir hoşnutsuzluk halidir ve birçok bakımdan nefret duygusuyla bağıntılıdır.Aşk aracılığıyla duyumsadığımız tutkulara gelince ; onlardan , daha önce başka yerde söz ettim.Burada yalnızca , zevkin alevlendirdiği tüm duyguların , nefret ve aşkla iç içe olduğunu söylemekle yetineceğim.

 

40) Değer verme , saygı ve küçümseme üstüne

 

      Değer verme , kişiyi herhangi bir şekilde onurlandırma arzusudur.Saygı , bir başkasının üstünlüğü duygusunu tanımlar.Değersiz hiçbir aşk yoktur.Bunun nedenini , daha önce söyledim.Sevilen nesneden , hoşlanma anlamına gelen aşk ; insanların hoşuna giden şeylere ,belli bir değer katmaları bağlamında düşünüldüğünde , sözü edilen nesne ya da şeyden hoşlanma dereceleriyle ilintilidir.Ve şurası bir gerçektir ki , herkes , kişisel olarak kendine tüm diğerlerinden daha çok değer verir.Bu , daha önce de söylediğimiz gibi , kendimizden başka hoşumuza giden hiçbir şeyin olmayışıdır.Öyleyse , yalnızca kendimize bir değer vermekle kalmıyor ; aynı zamanda sevgi duyabildiğimiz herşeye karşı da , saygı duyuyoruz.Av partileri , müzik , atlar vb. gibi.Kendi tutkularını küçümseyenler , bunu yalnızca düşünme gücü ve akılla kurmaya çalışırlar.İçgüdüleri , onlanı , karşıt bir yöne sürükler.Aynı ilkenin , doğal bir sonucu olarak , nefret ; tıpkı , aşkın yüceltici birşey oluşu gibi , kendisine bağımlı olan kimseleri alçaltır.İnsanları yaralayan şeyin , büyük bir kusur olduğuna onları inandırmak , neredeyse imkansız gibidir.Bu ruhun keni başına taşıdığı karmaşık bir yargıdır.Ve seven kişide , tam aksine , bu duygu tükenmiştir.Eğer , düşünme yoluyla bu düşünce törpüleniyorsa , bunun nedeni ; değer vermeye ve küçümsemeye elverişli kimi niteliklerin bilinmesi yüzündendir.O halde , bu karşıtlık sadece tutkuyu kışkırtmakla kalmaz ; gerçekliğe ilişkin bir çalışmaya giriş yapmanın yanı sıra , gözleri de  başka yöne çevirir.Nefret , ruhun baskın ilgisine uygun düşecek biçimde , onun , kendi doğal niteliklerinin konusu olur.Ruh , olumsuzlukla donanmış olarak ; kendini , ölçüsüzce çılgın yargılara bırakır sonunda.Hemen hemen , hiçbir insan yoktur ki ; yargıları , kendi yargılarından daha üstün olmasın.Şu halde , nefret edilmeden saygı görülmek istendiğinde , kendini en hoş durumlar içinde ortaya koymanın , bir zorunluluk olduğuna dikkat etmek gerekir.Çünkü , insanların çoğunluğu , olayları ; verdiği zevkle orantılı olarak , değerlendirme eğilimindedirler.İçerde olmadığı kadar , dıştan daha kavrayışlı görünen bu davranış tarafından ortadan kaldırılabilir nefret.Bu dış güven , onları ikna eder ve denetim altında tutar.Ancak , insanların saygısını kazanmak , daha soylu bir çabadır.Bu , gerçek bir değer verme yoluyla , bizim ilgi görmemiz ; ardından da , onlarla uyumlu biri olmamız anlamına gelir.Dünyevi tüm değerlere , gerçekten sahip olunduğunda ; artık bu değerleri , aşkla , sevgiyle yoğurmak kalır geriye.Ve eğer aşk , bu nitelikleri kabul ederse, yani içinde barındırırsa ; böyle bir değer vermenin tüm bedeli , ortaya koymuş olur kendini.Ancak , acıları korumak ya da ortadan kaldırmakta yararı olan küçük incelikler için , daha başka şeylere gereksinim vardır ; değer yüklemek , halkın değişken zevklerinin düzenlediği dostluklar ya da katı eğitimciler tarafından konulmuş kurallar vb. gibi.Tüm bunlar , derinleşmekten korkan yüzeysel insanların çaresizliğidir.Bu zavallıları bir kenara koymak gerekir.Çünkü , onların görünüşte doğru olan saygınlıklara gereksinimleri vardır.Ancak , bu ; aşırı biçimde , olaylara takılıp kalmaktadır.Şimdi , kısa betimlemelerle , bazı ilkeleri özetlemeye çalışalım.Arzu , huzurun içimize yerleştiği bir tür zevktir ve nesnesiz bir arzu , tedirginliktir.Sıkıntı , bizim kendi boşluk duygularımızdan doğar ; tembellikse , güçsüzlükten.Bitkinlik kendi , zayıflığımıza yapılmış bir tanıklık ve yoksunluğumuzun hüznüdür.Umut , iyi bir gelecek duygusu , bir iyilikle tanışma arzusudur.Özlem ya da acıma , herhangi bir yıkım ya da zorluğun yol açtığı bir duygudur.Pişmanlık , yapılmış bir hatadan ibarettir.Vicdan azabı , bir suç ya da ceza korkusundan doğar.Çekingenlik , duyulan bir ayıplanma korkusu ; utanç , bu  korkuya inanmaktır.Acı olay , yoğun bir küçümsemeden ileri gelir.Şaşkınlık , ani bir yenilik karşısında duyulan bir sarsıntıdır ; hayret ise , uzun ve bunaltıcı bir şaşkınlıktır.Hayranlık , saygı yüklü bir şaşkınlığı tanımlar.Bu duyguların çoğu , bir arada bulunmazlar ve ruhumuzda kalıcı biçimde , tıpkı ; cimrilik , aşk , hırs gibi tutkular kadar etkili bulunurlar.Sözünü ettiğim bu duyguların pek azı , daha önce anlatmaya çalıştığım tutkuların anlaşılmasında yardımcı olacaktır.

 

46) İyi ve güzel üstüne

 

      İyi kavramı , kusursuzluk düşüncesinin herhangi bir derecesini anlatır ; güzel deyimi ise , hoş olan ya da göz alıcı olanın bir üst derecesini.Ama biz , yine de her iki kavramı , erdem içinde birleşik olarak buluruz.Çünkü erdemin kendisi , bir iyilik olarak hoşumuza gider ; onun özelliği de , fazlasıyla gönül okşayıcıdır.Ancak , duygularımızı yaralayan tıp öğretimi ya da yararlı gibi görünen herhangi bir başka şey , eğer bizde belli bir hoşnutluk duygusu uyandırmıyorsa güzel olmadığını söyleyiveririz hemen.O , sadece iyi deriz ; tıpkı yararsız ama fazlasıyla güzel bulduğumuız şeylerde olduğu gibi.

 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com