 |
İnsan Zekası
Kavramına Giriş
Çeviren :
Hüseyin Köse
1) Genel olarak zeka
üstüne
İnsan zekasının çeşitliliklerini gereği gibi kavrayamayanlar , bu konuda
anlaşılmaz itirazlarda bulunurlar.Dahi bir insanın anlaşılmaz oluşuna
şaşırırlar.Doğrulukla akıl yürüten birinin , kendi davranışında yargıdan
yoksun oluşu , onlara dayanılmaz bir şeymiş gibi gelir ; oldukça net şeyler
söyleyen bir başkasının , kötü bir zeka sahibi olabileceğini anlamak
istemezler.Bu tuhaf iddialarla bilmeden ortaya koymaya çalıştıkları şey ;
aslında zekanın nitelikleri ile , karakterinkileri birbirine karıştırmaları ve
gerçekte tutkulara ait olan sonuçları akıl yürütmeye bağlamalarıdır.Hata
yapan yetkin bir zekanın , bir tutkuyu yatıştırmak için , arasıra böyle bir
hata yapmasını anlayamazlar ve zekadan yoksun güçlü bir insanla
karşılaştıklarında zeka ve güçlülüğün birbirinden oldukça farklı şeyler
olduğunu , ne kadar benzer olursa olsunlar , aslında aynı şeyler olduklarını
kavrayamazlar.Güçlü ve etkili olmayla , zeka sahibi olmayı birbirinden
ayırmak gerekir.Sınırsız bir konu üzerinde yaptığımız hataların kaynaklarını
bulgulamayı kastediyorum.Bir yerde gerçeği yakalamaktan söz ettiğimizde ,
binlerce yerde aynı gerçeği gözden kaçırırız.Ancak umuyorum ki , zekanın
belli başlı bölümlerini şöyle bir gözden geçirdiğimizde ; bu bölümler
arasındaki temel farklılıkları da gözlemleyebileceğiz ve cehaletin cömertçe
kabul ettiği bu hayali itirazların sayıca büyük bir kısmını da ortadan
kaldırmış olacağız.Bu ilk kitabın konusu , betimlemeler ve deneyim üzerine
kurulu düşüncelerle bu gerçeği kanıtlamaktır.Ve böylelikle de , zeka sıfatı
altında toplanmış olan tüm nitelikli insanları anlamaya çalışmaktır.Benzer
niteliklerin fiziksel nedenlerini araştıran , belki de daha az bir
belirsizlikle söz eder onlardan.Eğer bu yapıtta onların üzerinde
çalıştıkları sonuçların geliştirilmesi başarılabilirse , ne mutlu !
2) İmgelem , düşünme ,
bellek üstüne
Zeka kavramında dikkat
çekici üç ilke vardır : İmgelem , düşünce ve bellek.Mecazi tarzda olayların
yorumlanması işlemine ve bu yetiye , imgelem adını veriyorum.Bu yeti ,
imgeler aracılığıyla düşünce üretiminde bulunur.Böylece imgelem , daima
duyularımıza hitab eder ; o sanatların mucidi ve zekanın süsüdür.Düşünme ;
bizi düşüncelerimiz üzerine kapama , onları dışavurma , değiştirme , farklı
biçimlerde birbirine ulama gücüdür.Düşünme , akıl yürütmenin ve yargıda
bulunmanın en büyük ilkesidir.Bellek , imgelerin biriktirdiği değerli
hazineyi ve düşünmenin ortaya koyduğu eylemi korur.O , tartışmasız yararlı
olanı , sürekli betimlemekten vaz geçmenin tek yoludur.Bizler
uslamlamalarımızın anımsamalarımızdan yararlanırız yalnızca ; düşüncelerimizi
kurduğumuz temel orasıdır.Anımsamalarımız , tüm tartışmalarımızın nesnesi ve
temelidir.Belleğin durmaksızın beslendiği zeka , kendi araştırmalarının
zahmetli çabaları içinde erir.Eğer mutlu bir belleğe sahip insanlara karşı
kökleşmiş bir önyargı varsa , bunun nedeni ; tüm anılarını belli bir düzene
koyma ve onları harmanlama gücünden , yoksun olduklarını düşünmeleridir.Çünkü onların
zekasına gereğinden çok güvenilir ; bu zekaların , her türden izlenime açık
olduğu sanılır.Oysa ki bu insanların kendilerine ait düşünceleri ne kadar
azsa , o kadar da sıkılgandırlar .Ancak , deneyim gösterdiği büyük
örneklerle , bu sanılanın aksini söyler ve akıl yoluyla deneyimden
çıkarılabilecek sonuçların tümü , kendi zekasıyla orantılı biçimde mutlaka
güçlü bir belleğe sahip olmayı gerektirir.Bu olmadan , iki erdemsizlikten
birinde , yani kusur aşırılıkta kaybolmak kaçınılmazdır.
3) Verimlilik üstüne
Tasarlamak , düşünmek ve
anımsamak ; işte zekamızın belli başlı üç yetisi bunlardır.Diğer yetileri
önceleyen ve kuran düşünme yetisinin tüm gücü buradadır.Bu üç yetiden
sonradır ki , verimsizliğe ve ardından da doğruluğa geçilebilir.Kısır
zekalar , bir çok olayı kavramaktan acizdir ve hiç bir olayı bütün yönleri
ile göremezler.Ancak verimli zeka , her an doğruluk içinde kendini ortaya
koymasa da , kendi coşkunluğu içinde hemen fark edilir ve ona eşlik eden
duygunun sıcaklığı , kaygı verici bir yanılsama ilkesidir.Öyle ki , çok şey
düşünmek , ama bu düşüncelerin çok azının doğru olması tuhaf
değildir.Zannediyorum ki , hiç kimse ; tüm zekaların doğurgan ya da
kavrayışlı , uzdilli ya da kusursuz olduğunu düşünmez.Bir kısım zekalar ,
imgelerde ; diğerleri düşünme ve anımsamada verimlidirler.Her biri kendi
karakterine , eğilimlerine , alışkanlığına ya da gücüne ve güçsüzlüğüne göre
ayrı ayrı nitelikler taşır.
4) Kavrayış Gücü Üstüne
Kavrayış gücü , zeka
işleyişinin hızlılığından ibarettir.Kavrayış gücü , her zaman doğurganlıkla
bir arada değildir.Yavaş ve verimli zekalar vardır ; bu zekaların , ayrıca
canlı ve kısır olanları da.İlk kategoridekilerin yavaşlığı , bazen kendi
belleklerinin veya düşücelerindeki yayılımın zayıflığından ileri gelir.Ya
da arasıra görüldüğü gibi , kendi zekalarının , belli bir hızlılıkla
işlemesini önleyen organlarındaki bu kusurlardan kaynaklanır.Canlı zekaların
kısırlığı , iyi örgütlenmiş organlarla birlikte , bir düşünceyi izlemek için
gereksindikleri güçten yoksun oluşlarından ileri gelir.Çünkü tutkular ,
bizzat kendi nitelikleri üztünde kapatır zekayı.Ve bu , bir takım
tuhaflıklarla açıklanabilir : Konuşma halindeyken çok aktif olan bir zeka ,
kendi evindeyken sünebilir ; entrikalar üzerine yakıcı özelliklere sahip
olan bir deha ise , bilimler söz konusu olduğunda hantallaşabilir.Aynı
nedenlerledir ki , sevimli kişiler , tüm ilginç ve uçarı nesneler dünyasında
en canlı şeylermiş gibi gözükür.Konuşmayı destekleyen saçma sapan şeyler ,
baskın bir tutku olarak uyarıcıdırlar ve onda kalıcı bir izlenim
yaratırlar.En ciddi tutkulara sahip kişiler , birtakım çocuksuluklardan
uzaktırlar.Onların zekasının tüm canlılığı , bir noktada toplanmıştır.
5) Kavrayış üstüne
Kavrayış , olayların özüne
varmada , onları benimsemede bir kolaylıktır ya da tüme varmalar yoluyla ,
olayların sonucunu yakalamada bir etkendir.Kavrayış , kendi bedenimizin
örgütlenişi içinde , tıpkı diğerleri gibi bir niteliktir.Ancak ,
bilgilerimiz ve alışkanlıklarımız kusursuzluğa varabilir.Bilgilerimiz
diyorum ; çünkü onlar , uyarıcı kılmayı amaçlayan bir yığın düşünce
kurarlar.Alışkanlıklarımız diyorum ; çünkü onlar , organlarımızı açar ve
zekalarımıza basit , ama ivedi bir ders verirler.Son derece canlı ve ortak
bir zeka , belki kusurludur ve düşünme hantallığı ve yorgunluğu sayesinde ,
bir çok olayı gözden kaçrmış olabilir.Böyle bir zeka kavrayışlı bir zeka
değildir.Ancak kavrayışlı bir zeka asla yavaş olamaz ; onun gerçek karakteri
, kesinlik ve düşünmeye eklemlenmiş bir doluluktur.Bir bilim dalına ilişkin
ilkelerle aşırı şekilde ilgilenildiğinde , aynı bilim üstüne ya da yeni bir
yöntem üstüne başka düşüncelerin edinilmesi işlemi zor olur.Ama kavrayış
dediğimiz şeyin , bağımlı bir niteliğe gerçeğinin asıl kanıtı da
buradadır.Daha önce de dediğim gibi , kavrayışı engelleyen , onu bağımlı
kılan etkenler vardır ve bu anlamda kavrayış , bilgi ve alışkanlıklarımıza
bağımlıdır.Bilmeceler üstüne çocuksu bir çalışma yapan kimseler , en
anlaşılmaz düşüncelerden çok duyumları anlarlar yalnızca.
7) Sağduyu üstüne
Sağduyu , çok derinlikli
bir yargı olarak varolamaz.Öyle görünüyor ki , sağduyu , sahip olduğumuz
konum ya da doğamızda , doğru bir orantı içinde , olayların farkına
varmaktan ibarettir.O halde sağduyu , aşırı bilge bir tavırla olaylar
üzerine düşünmek değildir.Ancak farkına vardığımız bu şeyleri yararlı yönde
benimsemek ve onları kendi gerçeklikleri içinde ele almaktır.Mikroskopla
bakan biri , kuşkusuz daha çok niteliğin farkına varır ; ancak o , yine de
insanın doğasıyla ,sadece kendi gözlerinin yardımıyla bakan biri gibi ,
kendi doğal simetrisi içinde hiçbir şey göremeyebilir.Keskin zekaların
imgesi , çoğunlukla daha uzağa erişir.Öyleyse , olayları kendi doğalları
içinde gören biri , sağduyuya sahip biridir.Sağduyu , tamlık ve vasatlığa
dair doğal bir zevk oluşturur ; bu bir karakter özelliğidir , zekadan çok
kişilikle ilgilidir.Yoğunlukla bir sağduyuya sahip olmak için , aklın sağduyuya baskın olduğu bir kişilik ya da akıl üzerinde deneyimin
yönlendiriciliği gereklidir.Yargı , duygulanımlardan daha ileri gider ;
ancak yargının nitelikleri değişkendir.
10) Zekanın büyüklüğü
üstüne
Hiçbir şey , zekanın
büyüklüğü kadar kavrayış ve yargıya varış aracı olamaz.Sanıyoruz ki , ona ,
birbirine karıştırmadan pek çok düşünceyi algılamamıza yarayan organların
, görkemli düzenlenişi olarak da bakılabilir.Büyük bir zeka , karşılıklı
ilişkiler içindeki varlık gibi düşünülebilir ; bir bakışta , olaylar arası
tüm bağlantıları yakalar bu tür zeka.Hatta , bununla da kalmaz ; şeyleri
ilintilendirir , şeylerin kaynağına iner ve anlamlandırma yoluyla , tüm
şeyleri ortak bir noktada toplar.Onları belli bir bakış açısı altında
biraraya getirir , düzenler.Son olarak ta , ışığı geniş bir yüzey üstüne ,
büyük olaylar üstüne yayar.Genellikle engin bir zekaya sahip olunmadan ,
özgün bir dehaya sahip olmanın ne demek olduğu bilinmez.Ama buna karşılık ,
özgün bir dehaya sahip olunmadan da , engin bir zekaya sahip olmak
olanaklıdır.Çünkü , bu ikisi , birbirinden farklıdır.Deha aktiftir ,
derindir.Engin zeka , çoğunlukla güçlü olmasına karşın , daha çok soyutlama
düzeyiyle sınırlıdır.Engin zeka soğuktur , tembel ve çekiniktir.Hiç kimse ,
bu niteliğin , genellikle zekaya kendi sınırlarını gösteren ruha bağlı
olduğunu bilmez.Bu yönüyle ruh , zekayı daraltır ya da genişletir , onun
hızını belirler.
12) Zevk üstüne
Zevk , duygunun konularını
en iyi şekilde değerlendirme yetisidir.Şu halde zevke sahip olabilmek için ,
öncelikle iyi bir ruh gerekir ; dahası , derin bir kavrayış gücünü de
gerektirir bu.Çünkü , duyguyu kabartan şey kavrayıştır.Zekanın ancak
güçlükle kavradığı şey , çoğunlukla kalbe kadar gitmez ya da zayıf bir
izlenim olarak kalır.Bir bakışta yakalanamayan olayların bizde bıraktığı
izlenim , asla zevkin kaynağına tanıklık edemez.İyi zevk , sadece doğanın
güzel bir duygusundan ibarettir.Doğal bir zekaya sahip olmayanlar , tam ve
kusursuz bir zevke de sahip değildirler.Her gerçeklik , düşünceler kitabında
yer almaz.Ancak , zevkli olarak tanımladığımız kitaplarda vardır bu tür
gerçeklikler.Bizler , gerçekliği doğada bulmaktan hoşlanırız.Varsayımları ise
doğada değil , kendi bilişsel doğamızda ararız.Sadece ustalıkla yapılmış
olan şeyler , zevk kurallarına aykırıdır.Zekada farklı bölümler ve dereceler
olduğu gibi ; zevkte de vardır , aynı farklılık ve dereceler .Bizim zevkimiz
sanırım , tıpkı anlayışımız kadar farklı derinlikler arz eder.Ancak
zevkimizin daha ileriye varan , daha değişken bir yönü vardır.Bununla
birlikte belli bir yeteneğe sahip olanlar , kendilerinin hemen hemen
evrensel bir zevk sahibi olduklarını sanırlar.Ve bu sanı , zaman zaman
onları , kendilerine çok yabancı olayları değerlendirmeye götürür.Ancak bu
varsayımsal yargı - yeteneği olan insanlardaki varsayımsal yargı -
yetenekler üzerine kafa yoran kimselerde de kendini gösterir.Dahası , zevk
ilkelerinin yüzeysel görünümlerine sahip insanlar bile , aynı kanıyı
taşırlar.Onlar , hemen hemen herşeyi olağan üstü uygulamalara dönüştürürler
bir anda.Diğer kentlerden çok , büyük kentlerde söylediğim bu şeylerin tümü
gözlenebilir.Büyük kentler genellikle , oldukça eğitimli olan insanlar
bakımından elverişli olmakla birlikte ; hiç görüp duymadıkları şeyler
hakkında , rahatlıkla yargıda bulunabilen yetersiz insanlar bakımından da
zengindir.Bu şehirler en densiz tiyatrolar gibidirler.Ve yine bu şehirler ,
en göz kamaştırıcı yapıtların yanı sıra , ahlak ve zevk konusunda en parlak
çalışmaların yapıldığı en doyurucu izlenimlerin birbiriyle iç içe olduğu
yerlerdir.Eski zaman şarkılarının büyülü havası , en dalkavukça naralarla
biraradadır orada.Her konuşmaya , mutlaka gülünç ve burjuva tutarsızlığı
anlatımının eşlik ettiği yer de , bu şehirlerdir.Dolayısıyla , yüreği
bozacak herşey burada vardır.İnanıyorum ki , hiç çekinmeden söyleyebilirim
şunu ; kalabalıkların zevki , en bayağı zevktir.Birçok gülünç yapıtın
sunduğu onursuzluk dersi de , bunun apaçık bir kanıtıdır.Bu yazılar ,
doğrusu , hiçbir şeyi desteklemezler.Ancak onları kaleme alanlar zaten
yetkin bir modeli örnek almışlardır.Halkın görünürdeki
dirençsizliğinin gölgesi , sadece yazarların üstüne çöker.Bu olayların bizim
üzerimizde bıraktığı izlenimlerde de görülür.Bu izlenimler , zekamızla
doğru orantılı bir ilişki içinde olduğu ölçüde etkilidir.Bizim duyarlık
evrenimizin dışında kalan herşey ; bayağı , naif , yüce v.b. diye
tanımladığımız herşey , dikkatimizden de uzaktır.Şurası bir gerçektir ki ,
giysiler , yargılarımızı yansıtır.Ancak , zevklerimizi asla
değiştiremezler.Çünkü , ruhun , kendi görüşlerimize bağımlı olmayan
eğilimleri vardır.İlksel olarak hissedilmeyen şeyin , aşamalı bir yargısını
da kuramayız.Bu yüzden , halkın daha az hoşlanmadığı ama halk eleştirisi
yapan yapıtlar görülür.Çünkü , bu yapıtların yaptığı , eleştirinin düşünmeye
dayalı oluşudur.Bunun yanı sıra , halk bu yapıtlarda , duygu aracılığıyla
zevk almaya itilir.Zamanla ve usta yazarlarla sonuna dek geliştirilmiş olan
halk yargıları , şu halde şaşmaz niteliktedir.Ancak bir kere daha altını
çizelim ki , bu yargıları , zevkin kendisinden ayırmalıyız.Çünkü , zevk ,
her zaman reddedilebilir bir değişkenliğe sahiptir.Gözlemlerime son bir
belirlemeyle son veriyorum ; uzun zamandan beri , duygu ustalarını akılcı
kılmanın mümkün olup olmadığı sorulmuştur.Hepsi de itiraf etmiştir ki ;
duyguyla , sadece deneyimlerle tanışılabilir.Ancak , bir duyguyu uyandıran
gizli nedenleri zahmetsizce açıklama yetisi , ustalara özgü bir
yetidir.Bununla birlikte , bir çok zevk sahibi insan , aynı rahatlığa sahip
değildir ve bu konuyu sonuna kadar vardırabilmiş az sayıda bilim adamı da ,
bu duygudan kesinlikle yoksundur.Onlar , yalnızca zevk hakkında kesin bir
takım kavramlarla konuşmayı ve bu kavramları baz almaya tercih ederler.
15) Deha ve zeka üzerine
İnanıyorum ki , etkinliği
olmayan hiçbir deha yoktur.Yine inanıyorum ki , deha ; tutkularımızla
bütünüyle ilişkili , onlara bağımlı bir şeydir.Deha , kendi bilgi
birikimimizle eğilimlerimizin , gizli tutarlılığı ve birçok farklı
nitelikler ortamında oluşur.Oluşması için zorunlu koşullardan biri eksik
olduğunda , deha hiçbir şeydir ya da ismi bile tartışmalıdır.Öyleyse ,
tacirlerin , savaşçıların , şiirin v.b. nin dehasını oluşturan şey , sadece
doğanın bir bağışı olamaz.Aksi halde , şuna inanılabilirdi ; zeka olsun ,
yürek olsun , birçok nitelik birbiriyle ya büsbütün ilintili ya da son
derece ayrıdır.Öyleyse , imgelem , coşkunculuk , betimleme yeteneği gibi
nitelikler ; bir şairi , şair yapmak için yeterli değildir.Uyum için ,
doğuştan aşırı bir duyarlığa , kendi özel dilinin üstünlüğüne ve dize
sanatına gerek vardır.Benzer şekilde , öngörülü olma , verimlilik ve askeri
konular hakkındaki zekanın çabukluğu da , kişiyi büyük bir subay yapmaya
yetmez.Tehlike anında güvenlik , bir mesleğin zorluğu içinde bedenin
dayanıklılığı ve sonuç olarak , yorulmak nedir bilmez bir çalışma , daha
başka yeteneklere eşlik etmek zorundadır.Bu bir yığın bağımsız nitelik
ortasında , deha , daima ender raslanan bir olgu gibi çıkar karşımıza
.Görülen odur ki , doğa , bir tek insanda bile bunca farklı niteliği bir
araya getirdiğinde , bu eşsiz bir raslantıdır.Kıvançla söyleyeceğim ki , bir
insan zekası oluşturmada , dehanın tuttuğu yer , oldukça yorucu uğraşların
bir sonucudur.Çünkü , her zeki insan , deha sahibi olmadığı gibi ; her deha
sahibi kişi de , rahatlıkla zeki olabilir.Dehanın gerektirdiği uygunlukları ,
kendi yetenekleri arasında barındırma zorunluluğu yoktur böyle bir
kimsenin.Bununla birlikte , oldukça verimli bir dehadan daha çok aydınlanmış
zeki insanlara da raslanır arasıra.Ancak , onların kendi eğilimleri için
harcadıkları çaba ne olursa olsun , ruhları ne kadar zayıf olursa olsun ,
kendi zekalarını olumlu yönde kullanmalarına engel değildir bu.Onların , tüm
aktivitelerini ve tüm olanaklarını bir tek konu doğrultusunda
harcadıklarında , çok daha ötelere uzandıkları görülür.Bu , dehanın ve sözü
edilen konu hakkında , buluşa ve hayal kurmaya olanak tanıyan ilginin bir
sıcaklığıdır.Öyleyse , onların ruhsal eğilimleri ve zekalarının niteliği ;
bazılarında , buluş yönüne , bazılarında da , düşünme , akıl yürütme , ve
sistemler kurma sanatına ayarlıdır.Oldukça verimli sayılan dehaların ,
hemen hemen hepsi , genellikle , ayrıntıları keşfetme becerisiyle
donatılmıştır ; tıpkı Montaigne gibi , La Fontaine gibi ve birbirlerinden
bir takım yönlerle ayrılan daha başka filozoflar gibi.Buna karşılık
Descartes , sistematik bir zekaya , bir buluş yeteneğine sahipti.Ancak ,
sanıyorum ki , o , en yaygın düşünceleri bile güzelleştiren imgelerin
gücünden , mutlak bir anlatım olarak yoksundu.Dehanın buluşçu yönü ,
bilindiği gibi , bazen bir yazarın duygu ve düşüncelerini doğuran özgün bir
karakterle ; bazen de , onun planlarıyla , sanatıyla , tasarlama tarzıyla ,
olayları düzenleyişiyle ve aldığı özel izlenimlerle hükmedici olan bir insan
, kendisini izleyenlerden , ne kendi karakterini gözlemeye çalışır ne de
bunu başarabilir.Bununla birlikte , bu özgün karakterin öykünme sanatına
özgü olduğu gibi bir sonuca varmak da doğru değildir.Ben , kendilerine hiç
kimseyi model almamış , hiç bir büyük insan tanımadım şimdiye dek .Rousseau
, Marot 'ya ; Corneille , Lucanus ve Seneca başkalarına ; Bossuet ,
peygamberlere ; Racine , eski Yunan yazılarına ve Vergilius'a
öykünmüştür.Montaigne , bir yerde şöyle yazıyordu : "Bende , hiçbir zaman
taklitçi ve maymunca bir öykünme koşulu eksik olmamıştır." Ancak bu büyük
insanlar , öykünürken bile yine de özgünlüklerini korumuşlardır.Çünkü onlar
, kendilerine model aldıkları kişilerle aynı yeterliliğe ve dehaya
sahiptiler ; o şekilde ki , onlar , kendi karakterlerini , örnek aldıkları
kişilerin yol göstericiliği altında yoğurmayı bilmişlerdi.Bu nedenledir ki ,
çoğu zaman , kendi modellerini aşmakta zorlanmamışlardır.Belli bir zekaya
sahip olamayan kişiler ise , böyle bir tutumun aksine , kendi modellerini
bire bir kopya etmekten öteye gidememişlerdir hiçbir zaman.Ve dolayısıyla ,
sadece kötü birer kopya olmakla kalmayıp , aynı zamanda , kendi sanatlarını
da ortaya koyamamışlardır.İyi bir öykünme için , dehanın gerekli olduğu
kaçınılmaz bir kanıttır ; bu, aynı şekilde , büyük bir dehanın , daha başka
niteliklerle donatılması için de geçerlidir.Bu anlamda denilebilir ki
,öykünmenin yetkinliği , dehanın bir sonucudur.Bu bölümü daha etkisiz kılmak
için , bu küçük ayrıntıları verme gereği duyuyorum ; yoksa , edebiyat
adamlarını , üstelik hiçbir şeyi gereği gibi kavrayamayan bu yetersiz
zümreyi eğitmek için değil.Daha az cahil kimseler konusunda bir ayrıntıyı
eklemeden geçemeyeceğim.Bu dehanın , en büyük üstünlüğünün ; hissetmeyi bilmek
ve diğer insanlarca hissedilemeyen , farkına varılamayan zeka kategorilerini
bunların kaynaklarını kavramak olduğudur.Zeka kavramı konusunda , az önce
genel olarak betimlemeye çalıştığım farklı nitelikleri belirtmek için ,
belli bir buluş yetisine sahip olmanın , her şeyden önce bir kavrayış gücüyle
doğru orantılı olduğunu söyleyeceğim.Çünkü , hiçbir insan bütünüyle
birbirine benzeyemeyez.Bu niteliklerden herbiri , özel anlamda , bir cins
isime karşılık gelmek zorundadır.En uçarı tartışmalar da temelde buradan
doğar.Çünkü , özünde kavrayış ya da tamlık dediğimiz şey ,bir cins ismi
onurladırmak için , zekanın her hangi başka bir bölümü olarak , kendini
ortaya koyar.İsim , olaylar için hiçbir şey ifade etmez.Soru ; zeka
teriminin içerdiği , sağduyu ya da imgeleme ilişkin hiçbir sey bilmediğimizi
anlamamızı sağlar.Gerçek ilgi , bu niteliklerin ayrıldığı aralıkları görmek
ya da az önce adlandırdığını zekaya ilişkin tüm diğer yönleri kavramaktır.Ve bu tutum ,
bize en yüce erdemleri kazandıracaktır.Kendinde yararlı olmayan hiçbir şey
yoktur ve söylemeye cesaret edeceğim ; belki de , neyin yararlı , neyin daha
hoş olup olmadığını anlamamızda , zekaya dair bir bilgiden yola çıkmamız hiç
de zor olmayacaktır.Ancak insanlar , kendi aralarında daha önemsiz
şeylerin değerini kabul edip etmeme konusunda kararsızdırlar.Onların ilgi ve
bilgilerinin farklılığı ; düşüncelerinin farklılığına da , sözlerinin ve
kişiliklerinin karşıtlığına da , sonuna kadar aracı olacaktır.
16) Karakter üzerine
Zekayı ve kalbi oluşturan
herşey , karakterde mevcuttur.Deha , sadece bazı nitelikler arası
uygunlukları açıklar.Ancak tuhaf karşıtlıklar , aynı karakterde
barınabilir ve dahası onu oluşturabilir.Bir insanın ruhu ; zayıf , basit ve
değişkense , o insanın hiçbir karaktere sahip olmadığı söylenir.Ancak bu
bile , başlı başına bir karakterdir.Ve ona bakınca , herşey rahatlıkla
anlaşılır.Karakterin düzensizlikleri , zeka üzerinde etkili olur.Bir insan ,
yaradılışına göre , aşırı düşünceli , kavrayışlı ya da sevimli olarak
gelebilir bize.Çoğunlukla , karakter içinde yer alan ruhun nitelikleriyle ,
zekanınkiler birbirine karıştırılır.Yumuşak ve yalın bir insan , çoğunlukla
sokulgan biri gibi görülür.Canlı ve uçarı bir yaratılışa sahipse , aynı
şekilde , canlı bir zekaya sahip olduğu söylenir.Eğer gizemli ve hayalciyse
, sanılır ki o , hantal bir zekaya ve imgelem zenginliğine sahiptir.Dünya ,
olayları yalnızca görünüşe göre değerlendirir.Bu daima yapılan
bir şeydir.Ancak , asıl nitelikler , her zaman duyulmaz ya da yeterince
duyulmaz.En genel karakterler hakkındaki kimi düşünceler , bizi , daha
dikkatli olmaya iter bu yüzden.
19) Zekanın varoluşu
üstüne
Zekanın varoluşu ;
konuşmak ya da hareket etmek için ; gerekli olanlardan yararlanmayı bilme
yetisi olarak tanımlanabilir.Bu , en aydın insanlarda bile çoğunlukla eksik
olan bir üstünlüktür.Bu üstünlük , herşeyden önce ılımlı bir soğukkanlılığı
, yalın bir zekaya , beklenmedik olaylara karşı , ivedi çözüm yolları
bulmayı gerektirir.Tartışmada kavram gücü ve bellek , tehlike anlarında
güvenlik neyse ; zeka için bu nitelik te odur.Olup biten herşeye karşı bizi
dikkatli kılan yüreğin bu özgürlüğü ; aynı zamanda bizi herşeyden yararlanma
halinde , tetikte tutar.
22) Tutkular üstüne
Tüm tutkular , Locke'un
dediği gibi , zevk ve acı temelinde oluşur ; konunun özü ve temeli
budur.Daha doğar doğmaz bu iki tutkuyu tanırız.Zevk , doğal olarak ; varlığa
bağlı , kusursuzca varolmaya bağlı bir duygudur.Eğer kusursuz bir varlığa
sahip olsaydık , eminim , sadece zevki tanırdık.Kusursuzca var olmak için ,
acıyı ve zevki tanımak zorundayız bu yüzden ; çünkü , iyi ve kötü
düşüncesini çıkardığımız şey de , bu iki karşıtlıktan edindiğimiz
deneyimdir.Ancak , zevk ve acı , deneyimler aracılığıyla tüm insanlarda var
olamayacağı gibi , kimi insanlar , iyi ve kötü düşüncesini çok farklı
yollardan edinebilirler.Herkes , kendi deneyimine , düşünce ve tutkusuna
göre varabilir bu yargıya.Yine de iyiliklerimizi ve kötülüklerimizi ortaya
koyan iki aracımız vardır ; duyular ve düşüncelerimiz.Duyular aracılığıyla
edindiğimiz izlenimler , dolaysızdırlar ve betimleyemezler
kendilerini.Onların kaynakları asla bilinmez.Bu izlenimler , nesnelerle
bizim aramızda var olan ilişkilerin bir sonucudur.Ancak bu gizli ilişkiyi
somutlama olanağından yoksunuzdur.Düşünme organıyla bize gelen tutkular ,
daha az tanıdıktır.Varlığın yetkinliği ve varolma aşkı içinde , kendi
ilkelerine sahiptirler.Kendi çöküntüsü ya da yetkinlik duygusu
içindeki varlığa eklemlenirler.Kendi varolma deneyimimizden bir yücelik ,
zevk ve güç düşüncesi çıkarırız.Daima yükselmek , ileriyi hedeflemek isteriz
bu yüzden.Kendini , kusursuzluk içinde duyan bir varlık , bundan küçüklük ,
boyun eğme , yoksunluk gibi düşünceler çıkarır ve bu yönlerini törpülemeye ,
boğmaya çalışır.İşte tüm tutkularımız da böyledir.Kendilerinde , varolma
duygusunun , kusursuzluğa erişme duygusundan daha ağır bastığı insanlar
vardır.Bu yüzdendir ki , neşelilik hali , yumuşak huyluluk , arzuların
ılımlılığı gibi ölçütler onlara daha çok yakışır.Bir başka nitelikle
donatılmış insanlar da vardır ki , onlarda , kusursuzluk duygusu varolma
duygusundan daha ağır basar.Bu yüzden de , bu insanlar , her an kaygı dolu
ve melankolik bir doğaya sahiptirler.Zayıflık ve güçlülük duygusu , insanda
daha güçlü tutkular doğurur.Çünkü , yoksunluklarımıza karşılık gelen duygu ,
bizi kendimizden uzaklaşmaya ; olanaklarımızın duygusu ise , bizi
yüreklendirmeye ve umutlu kılmaya götürür.Ancak , hiçbir güçleri olmayan ve
yalnızca zayıflıklarını hisseden kişiler de vardır ki , onlar asla tutkulu
yaradılışlar olamazlar.Çünkü , hiçbir şeyi umut etmeye cesaret
edemezler.Güçsüzlüklerini , akıllarına bile getirmeden , yalnızca sınırsız
güçleri olduğunu hissedenlerin ise , umut edecek çok az şeyleri
vardır.Öyleyse cesaretle , korkaklığın ve üzüntüyle , kendini beğenmişliğin
elverişli bir sentezini yapmak gerekir.Çünkü , aynı sentezi yapmak ,
çoğunlukla , kanın coşkunluğu ve zekanın kıvraklığıyla ilişkilidir.Soğuk
insanların , gelgeç gönüllülüğünü örnekleyen düşünce katılığı , kendi
yanılgılarını besleyen nedenleri sağlayacak malzemeler sunar
başkalarına.Buradan da , şöyle bir sonuç çıkar ki ;derin bir zekaya sahip
olan insanların tutkuları daha karşı konulmaz ve daha direngendir.Çünkü
onlar diğer insanlar gibi , düşüncelerinin seyrelmesiyle , mutlak bir
dinlenme arayışına girmek zorunda hissetmezler kendilerini.Ancak buna
karşılık , onların düşünceleri , kendi arzularıyla girdikleri sonu gelmez
bir söyleşidir.Ve bu da , bazı insanların , niye azar azar düşündüklerini
ya da bir konu hakkında uzun süre düşünemeyenlerin , karşılaştıkları
bölünmeyi kolaylıkla açıklar.
E-MAİL
asmakat2002@yahoo.com
 |