 |
Avcının
Şarkısı
Çeviren: Murat Acar
Kimse benim gibi
çıkaramaz tadını,
Ormanda gezip dolaşmanın;
Ardıçkuşunun şarkısı, atmacanın ıslığı,
Geyikler ve tavşanlarla olmanın.
Ah, ne kadar
güzeldir; yemyeşil ağacın tepesinde oturup,
Ardıçkuşu gibi şakımak.
Koşabilseydim bir geyik gibi seke seke,
Avlayabilirdim onu böylece.
Ardıçkuşu
Çıkmak istemiyorum
bahçeye;
Burada uzanıp yaz boyunca,
Çalılıkta öten ardıçkuşunu,
Dinlemek istiyorum sadece.
Ardıçkuşunun yavrusunu yakalamış biri,
Şuradaki kafeste duruyor, işte!
Şakımak gelmiyor içinden belli ki;
Küçük başını öne eğmiş,
Suskun duruyor öylece.
Bir kez daha bakıyor çalılıktakine,
Yavru kuş yalvaran gözlerle.
Güzel ardıçkuşunu vuruyor bu bakış,
Bir an için parlayan gözleri,
Sönüveriyor üzüntüyle.
Bahar
İnancı
Uyandı ılık
rüzgarlar,
Gece gündüz fısıldaşarak esiyorlar;
Sürekli yaratıcı onlar.
Ey güzel koku, ey yeni ses!
Artık korkma, zavallı yürek;
Artık her şey değişecek!
Her gün daha da
güzelleşiyor dünya,
Kimse bilemiyor ne olacağını az sonra.
Çiçekler durmuyor, açıyor hala;
En uzak en derin vadiler bile çiçeklendi.
Unut artık, çektiğin acıları zavallı yürek;
Artık her şey değişecek.
Huzur Vadisi
Günün son ışıklarıyla,
Bulutların altın rengi tepeleri,
Alpler gibi yükseldiğinde;
Gözyaşları içinde sorarım,
Acaba, özlediğim huzur vadisi,
Onların arasında mı diye.
Eve
Yolculuk
Kopma sakın, asma
köprü fazla sallanıyorsun;
Düşme sakın, uçurumdaki kaya,
Ağır görünüyorsun.
Durma dünya, düşme gökyüzü düşme;
Kavuşana dek, ta ki ben sevgilime!
Geçiş
Çok yıllar önce,
Geçmiştim bu sulardan;
İşte, günbatımında parıldayan o kale,
İşte, su bendi, her şey yerli yerinde.
O zaman sandalda
benimle,
İki arkadaşım daha vardı;
Birini severdim babam gibi,
Umut dolu ve gencecikti diğeri.
İlkinin dingin bir
yaşamı vardı,
Öylece de ölüp gitti sonra.Diğeri,
Yerinde duramaz, hep öne atılırdı;
O da, bir savaşta yitirdi canını.
Böyle özlerim hep
işte,
Geçmiş günleri düşündükçe;
Ölümün elimden aldığı,
Sevgili dostlarımı.
Dostları bir araya
getiren ve
Dostlukları yaşatan,
Ortak coşkulardır aslında; ben de hala,
Aynı coşkuyla bağlıyım dostlarıma.
Al öyleyse kaptan, al
geçiş ücretini,
Üç kişilik olsun, ödüyorum mutlulukla;
Say diğer ikisini,
Ölmüş dostlarının ruhlarına.
Gidiş
Nedir bu uğultu,
şarkılarla çınlıyor sokak;
Ey, siz genç bayanlar, açın pencerelerinizi!
Bir delikanlı dünyayı görmeye gidiyor
Ve herkes ona eşlik ediyor.
Sevinebilir diğerleri
ve fırlatabilirler pekala,
Kurdeleli, çiçekli şapkalarını havalara.
Ama, delikanlılar sevmiyorlar bu adeti,
Suskun ve solgunca yürüyorlar aralarında.
Çınlayacak maşrapalar
ve şaraplar,
İçilecek elbette.
“İç, daha iç, kana kana iç kardeşim!”
Şerefine içtiğimiz bu uğurlama töreniyle,
Yanıp tutuşan alevdir içimde.
Ve işte, orada,
evlerin sonuncusunda,
Bir genç kız bakıyor penceresinden, bakıyor merakla;
Saklamaya çalışıyor gözyaşlarını,
Sarı menekşeler ve gül yapraklarıyla.
En son evin önünde,
Gözlerini açıyor delikanlı
Ve kapıyor sonra hüzünle,
Elini koyuyor kalbinin üzerine.
Kardeşim, hala bir
çelengin ya da tacın yoksa,
Bir sürü çiçek var, işte şurada; ellerde sallanan ve
Uçuşan havalarda.
Şerefe, ey kızların en güzeli;
Küçük bir buket de, sen atsana buraya!
“Kardeşlerim,
neyleyim ben çelengi,
Bir sevgilim yok ki sizinki gibi,
Zaten güneş soldurup, rüzgar savurur
Benim çiçeklerimi.”
Şamata ve şarkılarla
uzaklaştılar sonra,
Genç kız, durup dinledi uzun süre sesleri;
Arkalarından:
“Ah, o gidiyor işte” dedi;
“Sessizce sevdiğim genç adam.”
Bense, kalıyorum
güller ve
Sarı menekşelerle burada.
Nasıl da isterdim, bunları vermeyi oysa;
Artık, çok uzaklarda olan o delikanlıya.
Mutlu
Olanlar
Oturdum, o ıhlamur
ağacının yanına,
O sevdiğim kızla;
Oturdum, el ele onunla.
Tek yaprak kımıldamadı rüzgarda;
Tatlılıkla parıldıyordu güneş,
Dingin kırsalda.
Sessizce oturduk,
İçten ve özel bir hazla;
Kalp atışlarını duyabiliyordu rahatlıkla.
Ne gerek var sözlere,
Ne gerek var sorulara;
Bildiklerimiz yetiyordu bize,
Birbirimiz hakkında.
Her şeyimiz vardı,
Sarsamazdı bizi hiçbir özlem;
Aşk, yanıbaşımızda olduktan sonra.
Sevgi dolu gözlerden bir selam,
O güzelim ağızdan bir öpücük;
Seve seve veriyorduk birbirimize.
Uzaklarda
Burada dinleneceğim,
ağaçların altında!
Bayılıyorum küçük kuşları dinlemeye,
Nasıl dokunuyor kalbime şarkılarınız böyle;
Ne biliyorsunuz aşkımızla ilgili,
Bunca uzak bir yerde.
Burada dinleneceğim,
derenin kıyısında!
Hoş kokulu çiçekler açmış dört yanımda;
Küçük çiçekler, kim gönderdi sizi buraya?
Çok uzaklardaki sevgilimin;
Aşkının, içten bir kanıtı mısınız yoksa?
Elveda
Elveda, elveda aşkım;
Gitmeliyim bugün!
Bir öpücük, tek bir öpücük ver bana;
Çünkü, sonsuza dek ayrılıyorum senden.
Elveda, elveda aşkım sana!
Bir çiçek, tek bir
çiçek kopar bana;
Bahçedeki ağaçtan!
Meyva mı, hayır istemem meyva;
Bekleyemem senden bu kadarını da.
Elveda, elveda aşkım sana!
Gidiş ve
Ayrılık
Öyleyse, artık
sakınmalıyım senden;
Senden, kalbimin zevkinden, neşesinden.
Seni göğsüme bastırmıştım ya,
Öpmüştün sen de beni, ayrılırken.
Ah aşkım, sakınmak mı
denir buna;
Böyle sarılarak, öpüşerek ayrılmaya?
Ah aşkım, ayrılık mı denir buna;
Tutunmuşken birbirimize, böyle sıkı sıkıya?
Dünyanın
Hali
Ne zaman dışarı
çıksam,
O çayır yoluna;
Yolun kıyısındaki kameriyeden,
Bakıyor o kız bana.
Sormadık hiç neden diye,
Öylesine gelişiyor her şey işte.
Nasıl oldu bilmiyorum
ama,
Uzun süredir öpüşüyoruz.
Sormuyorum hiç ona; o da,
Evet de demiyor, hayır da.
Dudaklar hoşlanmışsa birbirinden,
Engel olmuyoruz onlara;
Hem, hoşumuza da gidiyor sonra.
Gülle oynaşırken
meltem,
“Seviyor musun beni?” diye sormaz ona.
Şebnem ürpertir çimenleri,
“Yapma!” demezler ona.
Seviyorum onu, o da beni ama;
“Seni seviyorum” demiyoruz, birbirimize asla.
Pazar
Bütün hafta boyunca
görmedim,
Bir kez olsun narin sevgilimi.
Pazar günü gördüm onu,
Kapının önünde duruyordu.
O bin kez güzel kız,
O bin kez güzel yürek;
Tanrım, keşke olabilseydim onunla bugün de!
Bütün hafta boyunca,
Dinmedi gülüşlerim.
Pazar günü gördüm onu,
Kiliseye gidiyordu.
O bin kez güzel kız,
O bin kez güzel yürek;
Tanrım, keşke olabilseydim onunla bugün de!
Duyuyorum
Sevgilimi
Duyuyorum sevgilimi,
Salladığı çekicin sesini;
Çınlamalar ve çabanın sesi,
Aynı çanlarınki gibi.
Ta uzaklardan,
Sokaklardan ve meydanlardan geçerek,
Bana kadar geliyor.
Orada, o kapkara
ocağın başında,
Oturuyor aşkım.
Ne zaman geçsem oradan,
Körüklerin ıslığını duyuyorum
Ve kükrüyor alevler,
Işıtıyor çevresini onun.
Doğa
Özgürlüğü
Çeviren: Ayla Sevim Uhri
Havalarla kavga etmek
istiyorum,
Yemyeşil kırlarda koşturmak!
Akıntıya kapılıp gitmek istiyorum,
Gökyüzünün yansımasına uzanmak!
Kuşların sabah
şarkılarına,
Neşeyle ve özgürce katılmak istiyorum!
Tüm varlıklar kardeşçe el ele;
Ey doğa, sen
de ol bize anne!
E-MAİL
asmakat2002@yahoo. com
 |