Ayla Sevim Uhri Tanrı, mucizesini yaratmak için doğru
zamanın geldiğine inandığında; bize, kutsal tacı alma işini üstlenen bir
adam yolladı.Bu adam Macardı ve işini sadakatle, akıllıca, erkekçe yapan
biriydi.Gereksinimimiz olan her şeyi hazırlamıştı.Birkaç kilit ve iki
törpü aldık.Benimle beraber, hayatını riske atmaya hazır bu kişinin, siyah
kadifeden bir takım elbisesi vardı.Keçeden terliklerinin her birinde bir
törpü vardı; kilitleriniyse, giysilerine saklamıştı.Ben, efendimin küçük
mührünü ve ilk kapının anahtarlarını taşıyordum.Bunlardan üç tane vardı;
bir zincir ve ucunda da bir vida vardı.Gitmeden önce, buna bir kilit
takmıştık; bizden önce, aynı düşünceye sahip olabilecekleri için.Hazır
olduğumuzda, efendim; nedimeleri koruyan Franz Pöker, Constable ve Laszlo
Vajdafi’ye, Visegrad’a araba geldiğinde, onu karşılamaları ve onları
majestelerine, yani Komarom’a getirmelerini, kendisinin de tüm sarayın
bildiği gibi, Pozsony (Pressburg)’ye gideceğini bildiren bir haberci
yolladı.
Nedimeler için yollanan araba hazır
olduğunda ve benim, üzerinde yolculuk yapacağım kızak hazır olduğunda,
yardımcım heyecanlandı.Sonra, iki Macar soylusu, nedimeleri almak ve
benimle gelmek üzere yollandı.Yola çıkmıştık.Nedimeleri benim alacağım
haberi Constable’a ulaştığında, o ve saraydaki diğerleri şaşkındı.Çünkü,
kendisinden uzaklaşmamı istemeyen genç efendimin, beni yolculuğa yollaması
sıradışıydı.Hepsi bunu biliyordu.Constable fakirdi; bununla beraber,
Kutsal Taca götüren kapının önündeydi.İşte, o sırada; Tanrı’nın isteğiyle,
hastalığı ağırlaştı.Ama, hiçbir erkek hizmetkar da, yanında yatmasını
istemiyordu.Çünkü, bayanlar bölümündeydi.Bu nedenden dolayı, kilidi, bir
keten kumaş içine saklayıp mühürledi.Visegrad kalesine geldiğimizde,
nedimeler; efendime kavuşacakları için, hazırlandıkları için ve giysileri
bir sandıkta toplandığı için mutluydular.Çok karışıklık vardı ve sekizinci
saate dek çalıştılar.Benimle beraber olanlar, bayanlar bölümüne gelip,
nedimelerle eğlendi.Ocağın önünde, onları ısıtmak için biraz odun vardı;
işte, oraya törpüleri sakladık!Ama, nedimelere bakmakla görevli erkek
hizmetli, bunu fark etti ve fısıldamaya başladı.Bunu duydum ve hemen ona
açıkladım.Gerçekten çok korkmuştu, beti benzi attı.Törpüleri alıp, başka
bir yere sakladı.Ve bana, “Kadın, yeterince ışığımız olmasına dikkat et!”
dedi.
Yaşlı bir kadından, birkaç mum
istedim.Söylemem gereken birkaç dua vardı.Çünkü, cumartesi gecesiydi.Lent’deki,
ilk pazardan sonraki cumartesi.Mumları aldım ve hemen ulaşabileceğim bir
yere sakladım.Nedimeler ve diğer herkes uykuya daldığında, yaşlı kadınla
küçük odada kaldım.Bu kadın; ne bir sözcük Almanca, ne bütün olayı, ne de
evin kendisini bilen biriydi.Orada, derin bir uykuya dalmıştı.Zaman
geldiğinde, benimle gelmiş olan kişi, coşkuyla şapelden gelip kapıyı
çaldı.Kapıyı onun için açıp, yeniden kilitledim.Yanında, kendi uşağı
vardı; ona yemin ettirmişti.Mumları almaya gittiğimde, yok olmuşlardı.Çok
korkmuştum, ne yapacağımı bilmiyordum.Işık yüzünden, neredeyse her şeyi
iptal edecektik.Sonra, aklıma bir fikir geldi.Bana mumları veren yaşlı
kadını uyandırdım.Mumların kaybolmuş olduğunu söyledim.Daha söylemem
gereken, bir sürü de dua vardı.Bana, başka mumlar verdi.Çok mutlu
olmuştum.Mumları adama verdim.Aynı zamanda, sonradan takılacak kilitleri,
mühürleri yenilemek için efendimin küçük mührünü ve ilk kapının üç
anahtarını da verdim.Kilidin, kumaş ve mührünü kaldırdı.Bunları, Constable
oraya koymuştu.Kapıyı açtı ve uşağıyla içeri girdi.Çekiç ve törpü sesleri
fazla duyulmasın diye, çok çaba göstererek çalıştı.Koruyucular ve
Constable’ın adamları, o gece, üzerlerindeki sorumluluk nedeniyle hiç
uyumadılar.
Ama, her şeye gücü yeten Tanrım; o gece,
onların kulaklarını kapamıştı.Çünkü, hiçbiri, hiçbir şey duymadı.Oysa,
ben, her şeyi duyuyor ve korku içinde bakıyordum.Diz çökmüş, Tanrı’dan ve
Meryem’den, bana ve yardımcılarıma el uzatması için dua ediyordum.Ruhum,
hayatımdan daha önemliydi.Tanrı’dan, eğer, bu onun istediğinin tersiyse ve
ben bunun için lanetleneceksem; ya da bu, ülkeme ve insanlarıma zarar
verecekse, ruhuma acıyıp, beni hemen oracıkta öldürmesini diledim.Sonra,
ben dua ederken, büyük bir gürültü ve şakırtılar duydum.Sanki, zırhlı
adamlar kapıya gelmişti.Ve sanki, kapıdan girmeye çalışıyorlardı.Çok
korkmuştum.Onları, çekip gitmeleri için uyarmak istedim.Sonra; önce kapıya
gitmem gerektiğini düşündüm ve bunu yaptım.Kapıya ulaştığımda, şakırtılar
bitmişti ve hiçbir şey duymadım.Bana, bir hayaletmiş gibi
geldi.Böylelikle, dualarıma geri döndüm.Meryem’e, Maria Zell’e, yalınayak
hacca gideceğime, cumartesileri kuştüyü yataklarda yatmayacağıma ve
hayatım boyu bana gösterdiği iyilik nedeniyle, ona cumartesileri özel
dualar edeceğime söz verdim.Ve ona,oğlu İsa’ya da teşekkür etmesini;
çünkü, onun da, bize böylesine açıkça yardım etmesinden dolayı, iyiliğine
teşekkür borçlu olduğumu söyledim.
Dua ederken, yine o zırh şakırtılarını
duydum; hem de, bayanlar bölümünün girişinde.Bunun bir hayalet
olamayacağını düşündüm.Ben şapelin kapısındayken, çevremizden
dolanmışlardı ve ben ne yapacağımı bilemiyordum.Bakıp dinledim, nedimeleri
duyabilir miyim diye.Ama, hiç kimseyi duyamadım.Yavaşça merdivenlerden
indim.Nedimelerin odasına girdim.Kapıya geldiğimde, kimseyi görmedim.Çok
mutlu oldum ve Tanrı’ya teşekkür ettim.Dualarıma geri döndüm ve bunu
yapanın; tüm işi, büyük bir zevkle bozmak isteyen şeytan olduğuna inandım.
Dualarımı bitirdiğimde, kalkıp neler yaptıklarını görmeye gidecektim.Her
şey iyi gitmişti.Kilitleri, kapıdan törpüleyerek çıkarmışlardı.Ama,
kilitler, sandığa o kadar sıkı takılmıştı ki; törpüler işe yaramamıştı ve
yakılmaları gerekmişti.Bu yüzden, kötü koku çıkarmıştı.Bunun
hissedilmesinden korktum.Ama, Tanrı, bizi bundan da korudu.Kutsal tacı
çıkardığımızda, kapıyı her taraftan kapadık ve kırık anahtarlar yerine,
yenilerini taktık.Efendimin mührünü bastık ve dış kapıyı yeniden
kilitledik.Küçük kumaş parçasını ve arkasındaki mührü, aynen bulduğumuz
gibi, Constable’ın koyduğu gibi taktık.Sonra, törpüleri, bayanların
odasındaki komodinlere attık.Orada, onları bulacaklardı; kırılıp
açıldığında bir işaret olacaktı.