Genç Kız Sevgilisiyle Buluşmaktan Geliyordu
       
                                              Çeviren: Murat Acar

Genç kız sevgilisiyle buluşmaktan geliyordu,
Kıpkırmızıydı elleri.Annesi sordu:
“Kızım, neden böyle kıpkırmızı ellerin?”
Kız, “Gülleri deriyordum da..” dedi;
“Battı ellerime dikenleri.”
 
Kız yine sevgilisiyle buluşmaktan geliyordu,
Kıpkırmızıydı dudakları.Annesi sordu:
“Kızım, neden böyle kıpkırmızı dudakların?”
Kız yanıtladı: “Kiraz yiyordum ama,
Suyu boyadı dudaklarımı da.”
 
Bu kez, sevgilisiyle buluşmaktan geldiğinde,
Solgundu kızın yanakları.Annesi sordu:
“Kızım, neden solgun yanakların böyle?”
Kız dedi ki: “Bana bir mezar kaz anne,
Göm beni ve bir de haç koy üstüne;
Şöyle bir yazı da olsun üstünde:
Bir zamanlar, elleri kıpkırmızı gelmişti eve;
Kızarmıştı elleri, sevgilisinin sımsıkı ellerinde.
Bir zamanlar, dudakları kıpkırmızı gelmişti eve;
Kızarmıştı dudakları, öpmekten sevgilisinin dudaklarını.
Son gelişinde ise, solgundu yanakları;
Sevgilisinin ihaneti soldurmuştu onları.

 

Aşk
 
Onbeşine gelmişti oğlan ve hala düşünmemişti,
Aşk diye bir şey olduğunu bu dünyada.
Bir beş yıl daha geçti, ama yine düşünmedi,
Aşk diye bir şey olduğunu bu dünyada.
Derken bir gün, apansız,
Dünyalar güzeli bir kız çıktı karşısına
Ve birkaç saatte öğretti;
Yirmi yılda öğrenemediğini oğlana.

 

Öğüt
 
Üç şey öğretir bir anne kızına;
İç çekmemeyi, mutsuz olmamayı
Ve asla öpmemeyi bir oğlanı.
 
Ey anne, eğer kızın sözünü dinlerse
Ve tutarsa son öğüdünü bil ki,
Tutmamış olacak ilk ikisini.

 

Düğün
 
Genç kız şöyle dedi annesine:
“Bu güz yapalım düğünümü, olmaz mı anne?
Yanıtladı annesi:“Hele bir ilkbahar gelsin de..
Bahardır evlenmek için uygun zaman,
Baharda yapar yuvalarını kuşlar bile!”
“Neden bekleyelim ki bahara kadar?” dedi kız;
“Neden bahar olsun, evlenmek için en uygun zaman?
Hem kuşlar, baharda yaparmış yuvalarını bize ne!
Her mevsim anneciğim, uygundur evlenenlere;
Eğer, iki insan birbirini sevmişse!”

 

Köknarların Altında
 
Kıyıdaki köknarların altında,
Bir çocuk oynuyordu;
Efsanevi Saimaa gölünün koyunda.
Suların altındaki sarayından,
Bir peri aşık oldu bu güzel çocuğa
Ve karar verdi onu baştan çıkarmaya.
 
İlkin, yaşlı bir adam kılığında,
Belirdi kıyıda;
Ama, kaçıverdi çocuk ondan.
Bu kez, genç biri olarak
Çıktı karşısına ama;
Şen çocuk ,duramadı yine bir an orada.
 
Sonunda, kıpırdak bir taya dönüştü peri
Ve başladı, zıplayıp oynamaya;
Ağaçların arasında.
Neşeli tayı görünce çocuk,
Gizlice yanaştı yanına
Ve yelelerinden tuttuğu gibi,
Atladı tayın sırtına.
Böylece, peri hızla
Dalıp sulara, kayboldu derinlerde;
Sırtında ödülüyle.
 
Sonra, çocuğun annesi indi kıyıya,
Oğlunu arıyordu gözünde yaşlarla.
Peri, suların altındaki sarayında,
Bu hoş kadını görüp arzuyla;
Karar verdi,onu da ayartmaya.
 
İlkin, yaşlı bir adam kılığında,
Belirdi kıyıda;
Ama, kaçıverdi acılı kadın ondan.
Sonra, genç biri olarak
Çıktı karşısına;
Mutsuz kadın, kalmadı orada bir an.
 
Derken, giriverdi peri,
Neşeli çocuğun kılığına ve
Oynamaya başladı dalgaların arasında.
Üzüntüyle aradığı oğlunu görünce kadın,
İleri atıldı, kaygıyla tutup çekti oğlunu kollarından;
Kurtarmak için çocuğu, kabaran dalgalardan.
Peri, birden dalıp sulara böylece;
Derinlerde kayboldu, kollarında hoş ödülüyle.

 

Arioso
 
Bir kız, yürüyordu bir sabah,
Şebnem kaplı bir çayırda;
Solmuş bir gül gördü ve dedi ki ona:
Ağlama zavallı çiçek, ağlama,
Mutlu günlerin geride kaldı diye.
Yaşadın, her zevki tattın,
Baharı görüp, mutluluğu buldun;
Ta ki ,kışın soğuğu seni vuruncaya dek.
 
Benim kalbimse, daha beter acılar çekti,
Aynı anda yaşadı; hem kışı, hem baharı.
Sevgilimin gözleri, onun baharıydı;
Anneminkiler ise kışı.
Ağlama zavallı çiçek ve üzülme,
Mutlu günlerin geride kaldı diye.

 

İlk Öpücük
 
Gümüşi bir bulutun kenarında oturdu akşam yıldızı,
Vadinin alacakaranlığından merakla seslendi ona kız:
“Akşam yıldızı, söyle bana; ilk öpücük,
Sevgilinin dudağına kondurulduğunda,
Nasıl düşünceler sokulur cennetin rıhtımına?”
 
Göğün utangaç kızı yanıt verdi:
“Işıktan melekler, yeryüzüne inerler ve
Mutluluğun böylesine ışıdığını görüp, sevinirler;
Yalnızca, ölüm yumar gözlerini ve sessizce ağlar.

 

Güz
 
“Çabucak geçiverir bahar,
Yaz ,daha da çabuk;
Ama, uzundur güzün ömrü.
Ey, güzel yanaklar,
Solacaksınız çok yakında
Ve açmayacaksınız bir daha!”
 
Şöyle oldu delikanlının yanıtı buna:
“Güz günlerinde avutur bizi,
Tatlı bahar anıları;
Kış geldiğinde bile,
Yeter yazın hasadı.
İsterse geçsin baharlar,
İsterse solsun yanaklar;
Birbirimizi sevelim, bu yeter!
Haydi ,öpüşelim boş ver!”

 

Biricik An
 
Yalnızdım,
O da yalnızdı geldiğinde.
Yollarımız,
Çakışmıştı bir şekilde.
Kalmadı yanımda,
Kalmayı düşündü ama.
Konuşmadı,
Gözleri konuştu onun adına.
Ah, hepten yabancı;
Yine de öyle aşina!
Bir gün geçti sonra,
Bir yıl geçti aradan;
Anılar ,anıları kovaladı.
O kısacık an,
Hep benimle kaldı;
O acı an,
Sevecenlikle de dolu olan.

 

Ama Benim Kuşum, Çoktandır Evinden Uzakta
 
Kuğunun yansıması belirdi körfezde,
Çırpıyor bir ördek kanatlarını.
Tarlakuşunun şarkısı çınlıyor gökte,
Çulluğun çığlığı yankılanıyor;
Bir uçtan, bir uca suyun üstünde.
Sıra sıra diziyor sürülerini bahar,
Bir araya topluyor yine kuşlarını;
Uzun yaz günlerinin vaadiyle.
Albenisiyle çekiyor ve sıcacık, ışıltılı
Bir güneşle karşılıyor onları.
 
Ve ben, zavallı bir kızcağız,
Kıskanıyorum onları.
Ve dağıtmaya çabalıyorum,
Umutsuzluğun karanlığını.
İçtenliğini yeşertirken kalbimde,
Bahar kadar sıcak ve
Bir yaz günü kadar aydınlık;
Karşılamaya çalışıyorum onları.
Neşe doluyum, üzüntü içimi kemirse de;
Gülümsüyorum, yaşlar gözlerimde.
Ama benim kuşum,
Çoktandır evinden uzakta.

 

O Zamandan Beri, Sormadım Bir Daha
 
Neden çabucak geçiveriyor bahar,
Neden daha uzun sürmüyor yaz?
Merak eder dururdum sıklıkla;
Yanıt alamazdım hiç, sorardım da.
Sevgilimin terk ettiğinden
Ve sıcaklığı buz kestiğinden beri,
Sormadım bir daha; duyumsadım yalnızca,
Derinliklerinde düşüncemin.Ve anladım ki;
Güzellik, ölümsüz değil
Ve çabuk bozuluyor güzel olan.

 

Frigga’ya Od
 
Hazinelerinin albenisi yok, ey Afrika’nın altın suları!
Aramadım hiç incilerini, ey parıltılı okyanus!
Frigga’nın, çiğ taneleriyle ışıldayan,
Kalbidir büyüleyen beni.
 
Ah, sınırsız bir dünya bile,
Işıltılı elmasları ve altın güneşiyle,
Ne kadar küçük kalır oysa; esrimiş bağrımızda,
Sakladığımız dünyayla kıyaslandığında.
 
Neyini yerden, neyini gökten almış bu kız;
Nasıl bilebilirim?Yaz gökleri gibi,
Akşam ne renge boyamış; sabah,
Hangi çiçekleri doldurmuş kucağına?
 
Aklım karışır, gözlerim kamaşır, gözlerine bakınca;
Dipsiz derinliklere dalarım sanki.
Kendimden geçerim, ne zaman ki öpse beni;
Erguvani dudaklarıyla kendime gelirim.
 
Nereden geliyorsun gülümser melek, söyle bana?
Dünyaya inip, o parlak ve umut dolu özünü
Frigga’ya vermeden; hayatımı, böylesine
Güzelleştirmeden önce neredeydin?
 
Belirsizdir bazen yol, dikenlerle dolu olabilir;
Ruhum bitkin düşebilir, elbet taşıdığı yükten.
İşte o zaman, ne güzeldir çabucak,
Sevgilinin kollarına atılmak.
 
Bahar meltemleri gibi, okşuyor ayağımı toprak;
Hayatın zincirleri, tüy kadar hafif sanki.
Ve hızlanan kalp atışlarıyla,
Kavuşuyor ruhum ilahi huzura.

 

Kim Getirdi Seni Buraya?
 
Körfezin dalgalarından ve
Tomruk tepelerinden uzakta,
Yapayalnız büyüdün
Ve bir başına yaşadın.
 
Özlemedim seni hiç,
İzini bulmayı denemedim.
Çünkü, beni oraya götürecek,
Hiçbir yol bilemedim.
 
Tanımıyordum babanı,
Bilmiyordum anneni.
Göremiyordum, nerede olduğunu ve
Nereye gittiğini.
 
Burada akan bir nehir gibi,
Akan bir nehir gibi;
Birbirimiz içindik biz,
Sen, orada olduğun sürece.
 
İki çiçek ve bir çayır,
Aralarında yeşeren.
İki kuş, yuvalarını
Başka çalılıklarda kurmuş.
 
Ey, başka mevsimlerin çocukları;
Nasıl uçup geldiniz buraya, söyleyin?
Ey, uzaklardan gelen kuş;
Kim getirdi seni buraya?
 
Bu soğumuş kalbe, bu alevleri
Nasıl getirdin söyle?
Kendisi için, bir hiç olduğun birinin;
Nasıl böyle, birden her şeyi oluverdin?

 

Kuzey
 
Düşüyor yapraklar,
Göller dondu.
Göç eden kuğular,
Hüzünle yüzüyorlar;
Güneye doğru.
Yeni yurtlar arıyorlar,
Özlemle bakarak geriye;
Yararak o gölleri,
Vatan özlemiyle.
Derken, bir göz bakıp size,
Palmiyelerin gölgesinden;
Diyecek ki: “Ey, zavallı kuğular;
Kuzeyde, nasıl büyülü bir dünya var?
Çünkü ,cennete özlem duyabilir ancak;
Güneyden ayrılanlar.”

 

Vatanımız
 
Vatanımız, vatanımız, ey vatanımız;
Çınlasın sevgi şarkılarımız!
Daha yüksek değildir onunkinden, hiçbir dağın zirvesi;
Dövemez kıyılarını hiçbir deniz ,daha derin değildir hiçbir vadi.
Olamaz bir ülke, ülkemizden daha sevgi dolu olan
Ve daha sevecen, anavatanımızdan.
                                                                                
Yoksuldur vatanımız, yoktur beklentisi;
Çıkar hırsıyla yanıp tutuşanlardan.
Kendini beğenmiş ve soğuktur gelip geçen yabancılar;
Ama, bizim için bir hazinedir en küçük bir parçası bile.
Çalılık da olsa her yanı, kesilmiş de olsa ağaçları;
Altındır bize göre taşı toprağı.
 
Irmaklarımızın çağıltısını severiz;
Sellerimizin gürül gürül akışını,
Karanlık ormanlarımızın hüzünlü doğasını,
Yıldızlı gecelerimizi, yazlarımızın ışıltısını.
Duyulacak ya da görülecek ne varsa,
Kalbime dokunur acısı.
 
Burada çarpıştı babalarımız düşmanla;
Zekalarıyla ,saban ve bıçakla kıyasıya.
Gökler karardı, gökler ışıdı;
İşler yoluna girdi, işler karıştı.
Finli yüreği, katlandı tüm sıkıntılara;
Yılmadı, göğüs gerdi tüm zorluklara.
 
Kim bilebilir, ne büyük dertlerle,
Başa çıktığını bu halkın.
Savaş sökün ettiğinde tepelerden, vadilerden,
Karakış, ardında kıtlıkla çıkageldiğinde,
Kim tutabilir ki,dökülen kanın hesabını;
Peki ya, cesareti ve dayanıklılığı?
 
İşte, burada çarpıştı atalarımız;
Bizler için canlarını verdiler.
İşte, burada göverdi coşkuları
Ve burada döküldü gözyaşları.
Uzun yıllar önceydi bunlar,
Bizim için çok acı çektiler.
 
Öyle güzel bir yer ki burası,
Gereksinimimiz olan her şey var.
Dilediği oyunu oynasın kader;
Bir vatanımız var ya, o bize yeter!
Hem, daha değerli neyimiz var, uzak ya da yakın;
Sevebileceğimiz ve aziz tutacağımız?
 
Yurdumuz sarıyor, çepeçevre bizi,
Olanaklı mı ondan ayırmak gözlerimizi?
Yayılıp dört bir yana hepimiz,
Göllerini, kıyılarını işaret edip;
Bakın işte, bakın hepiniz,
Bu bizim yurdumuz demeliyiz!
 
Süzülsek de göklere,
Altın tarlaları sürsek;
Gözyaşı ya da üzüntü nedir bilmesek.
Hayat cennet olsa da bize,
Eksik olmaz kalplerimizden,
Bu güzel yurdun özlemi yine de.
 
Ey, onurun ,şarkıların ve
Binlerce gölcüğün diyarı!
Ey, üstünde hayatımızın geçtiği kıyı;
Geçmişimizin ve geleceğimizin toprağı!
Yenilme ,ezilme yoksulluğuna;
Özgür ol, neşelen ve iyi yaşa!
 
Çiçeğin, henüz körpe bir gonca,
Açılıp büyüyecek çok yakında.
Sevgimizden belli değil mi bir bak;
Umudun, mutluluğun ve şanın ışıyacak!
Daha yüksek, daha güçlü sesimiz;
Finlandiya için çınlasın, sevgi şarkılarımız!

 

Björneborgarnas Marşı
 
Narva fundalığını, Polonya’nın kumlarını, Leipzig’in ovalarını;
Ölmedi ah, kanlarıyla sulayanların oğulları!
Finlandiya’nın gücü tükenmedi, birliği bozulmadı daha;
Düşman kanıyla kirleniyor o topraklar hala!
Esenlik ,dinginlik ve barış, uzakta, çok uzakta;
Sarsılıyor her yer güllelerle ve gök alevler içinde kopacak fırtına!
İleri, ileri, yan yana tutalım safları;
Cesur babalarımızın ruhları, kolluyor cesur adamları!
 
En soylu amaç,
Aydınlatıyor yolumuzu.
Kılıcımız keskin,
Kanlar içinde giysilerimiz.
Herkes ileri, ileri;
İşte, yüzyıllık özgürlüğümüzün bedeli!
 
Dalgalan yükseklerde ,ey şanlı bayrak;
Eskiden beri, nice savaşların yıprattığı!
Acılı, soylu bayrağımız ileri, ileri!
Lime lime olsan da; üstünde, hala Finlandiya’nın renkleri.
 
Alamaz bizden zorlu ordular, kanımızı akıtmadan;
Atalarımızın yurdunu asla!
Dünyaya; Fin halkı,
İhanet etti dedirtmeyiz, kuzeydeki yurtlarına. 
 
Çarpışarak ölür, ancak yürekli olan;
Tehlikeden çekinmez, korkmaz gözdağından!
Çarpışarak ölmektir savaşçının kaderi;
Onun için savaştık, hak ediyoruz zaferi!
 
Silah elde,
Düşmanla göğüs göğüse;
Vatanımız için ölmek demektir,
Onurumuz için yaşamak bizde!
Yorulmak nedir bilmeden, cepheden cepheye;
Koşarız ,çünkü zafer bizimle!
 
Azalıyor saflarımız, görüyoruz, bu şanlı uğurda;
Savunurken, yurdumuzu kahramanca.
İleri, ileri, şanlı bayrak durma;
Sadık Fin nöbetçin yanında, koruyor seni hala!

 

 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com