Hayatı:

     Runeberg, 5 şubat 1804’te, İsveç Finlandiyası’nın Bothnia körfezi kıyısında yer alan, Jacobstad’a bağlı Pietarsaari’de dünyaya gelir.Ünlü, ancak, yoksul bir aileden gelen yazarın büyükbabası, bir toprak yüzölçümcüsü; amcası ise, iktisatçı, istatistikçi ve toprak reformcusudur.Babası Lorens Ulrik Runeberg, bir gemi kaptanıdır ve işi dolayısıyla, zamanının çoğunu evinden uzakta geçirmektedir.Annesi Anna Maria Runeberg, birkaç kuşak boyunca Ostrobothnia’da yaşadığı bilinen, İsveççe konuşan ve ticaretle uğraşan bir aileden gelmektedir.Anna Maria, yazar Frans Michael Franzen’in uzaktan akrabasıdır.Az da olsa edebiyatla ilgilenmektedir.Yazar, ailenin 6 çocuğunun ilkidir.

     Runeberg 8 yaşına gelince, Uleaborg’da bulunan amcasının yanına gönderilir.Birkaç yıl sonra amcası ölünce, Vasa şehrinde bir dilbilgisi okuluna gönderilir.Dersleri iyidir.Ancak, bunaltıcı yıllar geçirir.Burada, bir papazın, Fredrika(Frigga) Juvelius adındaki kızına aşık olur.Bu olay, onun ilk erotik şiirlerine esin kaynağı olmuştur.Runeberg, bu arada, Carl Michael Bellman gibi İsveçli şairleri okumaya başlamıştır.Şair, bu okulda 7 yıl okuduktan sonra mezun olur.

     1821 yılında, babası bir kaza sonucu sakatlanır.Runeberglerin şansı kötüye gitmeye başlar.Şair, 1822 yılında Turku’ya(Abo) yerleşir ve Abo üniversitesine gider.Buraya geldiğinde, üniversitede çalışan kadronun bir bölümü, devrimci eylemlere katıldıkları savıyla sürgün edilmiştir.Ancak, hükümet yanlısı olan Runaberg; burada, akrabası olan başpiskopos Jakop Tengström ve Tanrıbilim profesörü A.J.Lagus ile iyi anlaşır.Bu arada, Johan Vilhelm Snellman ve Zacharias Topelius ile tanışır.Runeberg, 1823’te, yüksek lisans derecesini alır.

     Yazdıkları, çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmaktadır.Ancak, Runeberg, çok büyük bir yoksulluk içindedir.Geçimini sağlayabilmek için, önce; Tavasland’a bağlı, Saarjarvi’de oturan bir ailenin yanında, özel öğretmen olarak iş bulur.Daha sonra, Tammerfors’un kuzeyindeki bazı malikanelerde, yine aynı aileye özel öğretmenlik yapmaya devam eder.Fince konuşan bu insanlarla yakınlaşmak, şairi derinden etkilemiş; böylelikle, kırsal kesimde yaşayan bu insanların, idealist bir betimini oluşturmaya başlamıştır.Okuduğu klasik Yunan edebiyatı ile Alman idealizmini yansıtan kitaplar da bunu kolaylaştırmıştır.

     Gözden uzakta 2 yıl geçiren Runeberg, özel öğretmenliğini yaptığı Fin ailesinin dışında; İsveççe konuşan ve şen, hayat dolu yaşayışlarıyla dikkat çeken sahil insanları ile iç kesimlerde, daha ağırbaşlı, dingin yaşayan köylüleri görme, inceleme ve karşılaştırma olanağı bulmuştur.Runeberg’in, kırsalın soylu yabanıllığına duyduğu hayranlığının, Rousseau tarzı bir yanı vardır.Şair, burada; 3.Gustav’ın, 1788-90 Rus savaşıyla, 1809 yılındaki yaptığı savaşın gazileriyle de tanışır.Ayrıca, yerel bir memurun kızı olan Maria Nygren’e aşık olur.Gençler, kısa sürede nişanlanır.

     Runeberg, klasikler üzerine çalışmak için Abo’ya döner.Bir süre sonra, özel öğretmen olarak, akrabası olan başpiskopos Jacob Tengström’ün evine yerleşir.Böylece, daha aktif bir entellektüel çevreye girmiştir.Tengström’ün yeğeni Fredrika Charlotta Tengström ile iyi bir dostluk kurar.Fredrika, Runeberg’i yazma konusunda cesaretlendirmiş ve Erik Johan Stagnelius ve Esaias Tegner gibi, İsveç romantik yazarlarını okumasını sağlamıştır.Yazar, ayrıca, Fredrik Cygnaeus ve Johan Jakob Nervander gibi yazarlarla tanışır ve dost olur.

     Runeberg, 1827’de üniversiteden mezun olur ve doktor ünvanını alır.Aynı yılın sonbaharında, Turku’da büyük bir yangın çıkar.Burada bulunan üniversite de, Helsinki’ye taşınır.Bunun üzerine, Runeberg, bu şehre göç eder.Üniversite konseyinde yazman olarak görev alır.1830’da, Fredrika ile nişanlanır.Aynı yıl, retorik eğitimini tamamlayarak, klasik üsluplar ve edebiyat uzmanı olur.Retorik dersleri vermeye başlar.1831 yılında, Fredrika ile evlenir.Çiftin 8 çocuğu olur.Bu çocuklardan ikincisi, henüz bebekken ölür.Kalan 6 erkek çocuktan; kimisi doktor, kimisi mühendis, kimisi de profesör olmuştur.Oğullarından Walter, heykeltraş olur ve babasının heykelini, onun ölümünden 8 yıl sonra, Helsinki’de törenle açar.

     Runeberg çifti, en yakın dostları olan genç ve okumuş ailelerle birlikte, “Lauantaiseura” adını verdikleri bir edebiyat topluluğu kurarlar.Runeberg, ailesinin geçimini sağlamak için, birden fazla işte çalışıyordu.Yeni kurulmuş olan, Helsinki özel okulu’nda öğretmenliğe başlar.Aynı yıl, İsveç akademisi, Runeberg’i küçük madalya ile ödüllendirir.1832’de, estetik ve edebiyat içerikli, “Helsinki Kuzey Gazetesi” adlı bir gazete çıkarır.Bu arada, yeni ve farklı bir edebiyata sahip çıkan, bir entellektüeller grubuna üye olur.Ayrıca, üniversiteye, Euripides ve Seneca’nın oyunları üzerine baştan savma bir tez vererek, Latince okutmanı olmayı başarır.Ancak, akademik kariyeri istediği gibi gitmez.Yunan ve Latin edebiyatları doçentliği için gösterdiği çabalar sonuç vermeyince, lisedeki görevinden de ayrılır ve 1836’da Helsinki’yi terk eder.

     Runeberg, 1837’de, Borga(Porvoo) kasabasına gider.Burada, Borga yüksekokulu’nda, Latin edebiyatı klasik eserler okutmanı olarak görev alır.Ayrıca, Doğu Finlandiya piskoposluk bölgesi, ruhani meclis üyesi olur.1838’de, Runeberg’in ailesi de Borga’ya gelir.Kroksnas’da, uzun yıllar yaşayacakları bir kır evi satın alırlar.Runeberg, aynı yıl, “Helsinki Kuzey Gazetesi”’nden ayrılır ve “Borga Postası” adlı bir gazete çıkarır.Gazetenin editörlüğünü de üstlenir.Özgür düşünceleri ve yobazlık karşıtı yazılarıyla, dönemin en ateşli ve önemli din tartışmalarından birini başlatır.Bu arada, ilerde, Helsinki’de Rus edebiyatı profesörü olacak olan, filolog Jakov Grot ile tanışır.Onun sayesinde, Rus edebiyatını inceleme olanağı bulur.

     1839’da, İsveç akademisinin en büyük ödülü olan, büyük altın madalya ile ödüllendirilir.Ayrıca, edebiyat çalışmaları nedeniyle, kendisine emekli maaşı bağlanır.Runeberg, aynı yıl, Maria Prytz’e aşık olur.1840 yılında ise, Hauho başpapazının kızı Emilie Björkstene aşık olur.Ancak, bu ilişki tüm kasabada duyulur.

     1847’de, Borga yüksekokulu’nun rektörü olur.1848’de, “Borga Postası” gazetesinden ayrılır.Runeberg, 1850’ye kadar, yüksekokuldaki görevinde kalır.Görevi süresince, yükselen devrimci hareketi pasifize etmeye çalışmıştır.Runeberg, 1852’de; sonraları, 1882’de müzeye dönüştürülecek olan yeni bir eve taşınır.Bir ara, ilahiler kitabı komitesinin üyesi olur.1857 yılında, Borga yüksekokulu’ndan ayrılır ve emekli olur.1858’de, kendisine 72.000 mark tutarında ulusal yardım verilir.

     Runeberg, balıkçılığa ve avcılığa meraklıdır.Hayatı boyunca av partilerine katılmıştır.1863 yılında, yine böyle bir av partisinde felç geçirir.Yazar, yatağa bağlı bir halde hayatını devam ettirmek zorunda kalır.Sürekli ağrı nöbetleri geçiren yazar, us gücü etkinliğini yitirmemiş olsa da; bu olaydan sonra, bir daha hiç yazmamıştır.Runeberg, 6 mayıs 1877’de, hayata gözlerini kapar.Gömüldüğü tarih olan 17 mayıs, ulusal yas günü ilan edilir.

 

Eserleri:

     Runeberg’in ilk şiiri, 1823’ten sonra Turku’da yazdığı “Kurt” adlı şiirdir.Bu kısa ve anlatımcı şiir, epik türünün zararsız bir parodisidir.1826’da, konusunun, kısa ve teknik bir anlatımı niteliğinde olan “Geyik Avı”’nı yazar.1827’de kaleme aldığı “Yaz Dönümü Şenliği” adlı şiirde, Dickens ve Goldsmith’in eserlerinde anlattıkları, basit ve mutlu ev yaşantısının benzerini canlandırır.1828’de ise, Fredrika Tengström(Frigga) için, “Frigga’ya Odlar”’ı yazar.

     Runeberg, 1830 yılında; Peter von Goetze’nin, 1827 yılında Almancaya çevirdiği Sırp halk şiirlerini, Almancadan Finceye çevirir.Adı, “Sırp Halk Şarkıları” olan bu eserin, Fin halk şiiri kavramının filizlenmesindeki payı büyüktür.Runeberg’in yakın arkadaşı Elias Lönnrot da bu eserden etkilenerek, ünlü “Kalevala”’yı ve halk şiirleri demeti olan “Kantelatar”’ı yazmıştır.

     Aynı yıl, Runeberg’in “Şiirler” adlı kitabı yayınlanır.Kitap 2 bölümdür.1. bölümde, aşırı duygusal ve güçlü idealist şiirler göze çarpar.Runeberg bu şiirleri yazarken; Schiller, Stagnelius ve Franzen’den esinlenmiştir.”Göç Eden kuşlar” ve “Kuğu” adlı şiirler, ince bir duyarlılığın ürünüdür.O dönemde, Finlandiya’da ve Almanya’da moda olan Horatius ölçüsüyle yazılmış olan “Abo’ya Yolculuk” ise; şairin, Frigga’sını bulmak için Pargas’a yaptığı yolculuğun şiirsel anlatımıdır.

     2. bölümde, “İdiller ve Epigramlar” adlı bir altbaşlık vardır.Bu bölümde 60 şiir bulunmaktadır.Bu şiirler; kısa, nesnel ve bir uzun, biri kısa 2 heceli şiir ölçüsüyle yazılmış, aşk ve tutku şiirleridir.Runeberg’in esin kaynağı, Peter von Goetze’nin, 1827 tarihli Sırp halk şiirlerinin Almanca çevirisidir.Yazar, bu eseri 1828’de okumuş ve çok etkilenmiştir.Bu şiirler, aşkın gücünün antik betimlemelerini yapmakta; yalın bir üslupla, insan ve doğanın ruh durumları ile karşılaştırmalı olarak incelemektedir.Şiirlerin birçoğu, sonradan şarkı formunda söylenmiş ve ünlü Fin besteci Jean Sibelius tarafından da bestelenmiştir.

     2. bölümün en önemli şiiri, “Saarijarvi’li Paavo” ya da  “Çiftçi Paavo” adını taşır.Baş karakteri, Fin halkının tipik bir temsilcisi olan bu şiir; Runeberg’in, sıradan insanlar hakkındaki görüşlerini açıkça yansıtmaktadır.Ancak, birçok yazar; bu ülküselleştirilmiş, çalışkan, dürüst, eli açık ve dindar karaktere karşı çıkmıştır.2.bölümün en son şiiri, 5 kantoluk bir şiir olan, “Kıskançlık Geceleri”’dir.Aşkın acılarının anlatıldığı bu şiirde, sevgilisinin ölümü üzerine intihar eden bir aşık konu edilir.Şiir, Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları” ile Byron’ın “Manfred” adlı şiirine benzemektedir.Uzun ve abartılı olan bu şiir için uzmanlar; gereksiz uzatmalarının yanı sıra, olağanüstü güzel bölümlerinin de olduğunu söylemişlerdir.

     Runeberg, 1831’de, İsveç akademisince düzenlenen bir yarışmaya katılır.Franzen’in de katıldığı bu yarışmaya, Runeberg, “Perho’daki Mezar” adlı şiiriyle katılmaktadır.Yazarın, Finlandiya’nın tarihine duyduğu ilgiyi yansıtan bu şiir, 1741-42 yılındaki  Rus savaşında yaşanan kanlı olayları ve aile bağlarını işlemiştir.Ancak, akademinin seçici kurulu, Rusları gücendirmemek için, yazarı ikinciliğe seçer.

     Runeberg, 1832’de, “Helsinki Kuzey Gazetesi”’ni  çıkarmaya başlayınca; kendi şiir ve denemelerini de, bu gazetede yayınlamaya başlar.Bu denemelerden en önemlisi, “Saarijarvi Bölgesinin Mahallelerinde Yaşayan İnsanların Duyguları, Düşünceleri ve Yaşam Tarzları Üzerine Bazı Sözler”’dir.Bu deneme, daha refah, daha ülküsel bir dünya düşünü dile getiriyor olmasına karşın, aslında; verimsiz hasatlar sonucu, zor günler geçirmekte olan Fin çiftçilerinin durumunu anlatmakta ve yardım çağrısı yapmaktadır.Runeberg, bu denemede anlattıklarının, Fin ulusunun genel karakterini yansıttığına inandığını dile getirmiştir.

     Yine aynı yıl, altı ayaklı dizelerle yazılmış ve 9 kantodan oluşan, “Geyik Avcıları” adlı şiirini yazar.Runeberg’in bu ilk epik şiirinde, bir kış avı ve kır öyküsü anlatılmaktadır.Ancak, şiirin finalinde anlatılan av, karakterlerden daha az önemli olduğu gerekçesiyle, yazar tarafından çıkarılmıştır.Böylelikle, şiirin konusu; ava giden erkeklerin, geride bıraktıkları kadınlarının evde yaşadıkları olaylara dönüşmüştür.Şiir, yer yer alaycı bir anlatımın sınırlarına dayansa da, bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Fin karakterlerine karşı, duru ve dürüst saygısını baştan sona korumaktadır.Runeberg, bu şiirde, sıradan insanı ülküselleştirmiş; ancak, romantikleştirememiştir.Bazı eleştirmenler, onu, fazlaca gerçekçi olmakla suçlamışlardır.İsveç yazarı August Strindberg’in, “Bir Hizmetçi Kadının Oğlu” adlı eserinde, karakterlerden biri şiir için; Runeberg’in, biçimsel olarak gerçekçi olduğunu, duruluk ve basitlik arayışında, zaman zaman insani olanın sınırlarını aşıp, vahşetin eşiğine geldiğini söyler.

     Runeberg, 1833’te, “Şiirler” adlı eserinin devamı olarak, “Şiirler: 2. Fasikül”’ü yayınlar.Yazar, kitaptan elde edilecek gelirin, gereksinimi olanlara dağıtılmasını istemiştir.Kitabın ilk bölümlerinde, Runeberg, hedeflediği nesnelliği yakalamış görünmektedir.Portre şiirlerinde, karakterler kendi adına konuşur.”Kim Çevirdi Seni Böyle Yolundan?”, “Neyi Ümit Ettiğimi Bilmiyorum”, “Bir Zamanlar Nasıl da Kaslı ve Güçlüydü Kollarım”, bu tip şiirlere örnektir.

     Kitabın diğer bölümü, 1830’da çıkan “Şiirler”’de olduğu gibi, “İdiller ve Epigramlar” adını taşır ve yine 60 şiiri kapsar.Bu bölümdeki şiirlerde, Yunan etkisi görülür.Bu şiirlerden en önemlisi, “Biricik An” adlı şiirdir.Bu şiirde, Runeberg’in şiirlerinde ve duygusal karakterinde temel bir yeri olan; hızla yaşanıp biten, kısa bir süreliğine aşkın farkına varıldığı, ancak, sonra yine gözden ve gönülden uzaklaşan, o yüce biricik an işlenmektedir.Bu şiirde, anlatıcı kişi bir kadındır.Olasılıkla, Runeberg kendisini, çok çekici ve karşı konulmaz bir aşık olarak düşlemiş olabilir.

     Aynı yıl, “Bir Bulutun Kardeşi” adlı tarihsel bir şiiri ve 1835’te ise; Ruslara karşı gerilla savaşı, bağlılık ve kahramanca ölüm temalarının işlendiği, anlatımcı bir tarihsel şiiri daha kaleme alır.Yazar, 1834’te, “Taşralı Aşık” adlı bir komedi yazar.Bu tiyatro eseri, “Helsinki Kuzey Gazetesi”’nde, boş sayfaları doldurmak amacıyla yayınlanmıştır.Runeberg, 1836’da, en önemli eserlerinden biri olan, “Hanna”’yı kaleme alır.Eserde, “Hanna” adlı şiirle birlikte; çeşitli yazılar, kısa öyküler ve kısa bir komedi yer almaktadır.

     “Hanna” adlı şiirde; Finlandiya’da, güzel bir yaz akşamında doğan bir aşk anlatılır.Bir papazın kızı olan Hanna, papaz evini ziyarete gider ve orada okuyan öğrencilerden birine aşık olur.Ancak, aşık olduğu genç, ağabeyinin arkadaşıdır.Runeberg’in karşı çıkmasına rağmen, bu şiir; Johann Heinrich Voss’un, 1795 yılında yazdığı, “Luise” adlı şiirini anımsatmaktadır.Hanna’nın güzelliği ve büyüleciliği, “Luise”’de olduğu gibi, yumuşak ve incelikli bir atmosfer yaratır.Bunda, kadın kahramanın inandırıcı saflığının etkisi vardır.Ülküselleştirilmiş genç aşık sayesinde, ruhen içteki özü keşfeder.

     Eserdeki diğer önemli şiirlerden, “Kaptan Köşkünde Bir Yılbaşı Gecesi” ve “Kaçakçı”; Runeberg’in, Fin sahili açıklarındaki adalarda yaşayan insanların hayatlarını anlatır.”Kim Getirdi Seni Buraya?” adlı şiirde; bir genç kız, sevgilisiyle kendisini, doğadaki çeşitli görünümlere benzetir.Örneğin; yan yana akan iki dere, bir çayırda yan yana bulunan iki ağaç ya da farklı korularda yuva kurmuş olan iki kuş gibi.”Pınar Başında” adlı şiirde ise, genç bir adam, sevinç ve üzüntülerle, bazen coşan, bazen sıkıntıya kapılan ruhunu; bir pınarın, bulutların gölgesiyle, bir aydınlanıp, bir kararan yüzeyine benzetir.Bu şiirin son kıtasında, Runeberg’in, doğayla candan birleşme duygusu gözler önüne serilir.

     6 ayaklı dizelerle yazılmış, 3 kantodan oluşan “Hanna” adlı bu şiir; geleneksel değerlere ve manevi geçmişe gönderme yapan, romantik halk od’udur.Şiirde, Fin doğası; imgelerden çok, yalın tanımlamalarla anlatılır.Fin doğasından görünümler, hem İsveç’in sahiliyle, hem de Finlandiya’nın iç kesimleriyle karşıtlık oluşturur.Runeberg, bu şiir sayesinde, bu iki ülkede de tanınmıştır.O dönemde, İsveç’te, romantiklerin aşırı süslü ve anlaşılması zor şiirlerine karşı, yavaş yavaş tepki oluşmaktaydı.Runeberg’in, yalın ve basit şiirleri, yeni bir dönemin habercisi olarak görülmüştür.Şiirler, biçimsel olarak basit olmakla birlikte; sıradan insanların, onların duygu ve düşüncelerinin betimlendiği, İngiliz ve İskoç baladlarını anımsatır.Runeberg, bu eserde yer alan şiirlerinde; insanın duygularını ve ruh durumlarını, doğadaki fiziksel süreçlerle aktarır.Bu tarz, Runeberg’e; romantizmin beniçinci(egosantrik) karakteriyle çelişen, daha doğal ve derin bir şiirselliği tanımlamaktadır.

     Runeberg, 1837’de, “Yaşlı Bir Bahçıvanın Mektupları” adlı şiirini yazar.Şiir, Lars Stenback adlı şaire, bir yanıt niteliğindedir.Stenback, bir yazısında; dinsel ve didaktik olsa da, tüm kurgu eserleri dışladığını, bunları kabul etmediğini yazar.Runeberg, bunun üzerine, “Helsinki Kuzey Gazetesi” adlı gazetesinde, bu şaire yanıt verir.İnsanı, bir bitkiye benzetir; kökleri de, en az çiçekleri kadar önemli olan bitkiye.Dinsel söylev verenlerin, ruh ile gereğinden fazla ilgilendiklerini ve bu yüzden hayatı görmezden geldiklerini söyler.Stenback, bu yazıya hemen yanıt verir.Yaşlı bahçıvanın doğaya tapınışını, paganlık olarak niteler ve bunun, Hıristiyanlığın gerçek ruhuna aykırı ve yabancı idollere duyulan bir hayranlık olduğunu yazar.Yaşlı bahçıvan, doğada, Tanrı sevgisinin bir anlatımını bulur.Şiirdeki Rosa karakteri, Hanna’ya benzemektedir.Ancak, o, katı ve soğuk bir dindarlığın tutsağı olmuştur.

     Runeberg, 1841 yılında, “Nadeşda: 9 Kanto” adlı bir destan yazar.Destan, Voldmar ve Dmitri adında 2 soylu kardeşin, bir serfin güzel kızı Nadeşda için çekişmelerini anlatır.Voldmar, neşeli; Dmitri ise, hüzünlü bir karakterdedir.Bir süre sonra, Voldmar, Nadeşda ile evlenir.Ancak, imparatoriçe Catherine, kardeşlerin annesinin kışkırtmasına kanar ve genç adamı karısından ayırmak amacıyla, onu sürgüne yollar.Dmitri’nin ise, Nadeşda hakkında kötücül planları vardır.Ancak, hizmetkarından; Nadeşna’nın, Voldmar’a ne denli bağlı olduğunu, onu nasıl sevdiğini, onun gidişinden sonra nasıl acı çektiğini öğrenir.Bunun üzerine, planlarından vazgeçer ve ortadan yok olur.İmparatoriçe Catherine, 2 kardeşin, kendini beğenmiş annesini şatosunda ziyaret eder.Onun, Voldmar ve karısı Nadeşda hakkındaki gerçek niyetini öğrenir.Nadeşda’yı prenseslikle ödüllendirerek, onun ve 2 çocuğunun Voldmar’la bir araya gelmesini sağlar.

     Eserdeki yüzeysel tanım ve betimlemeler, aşk düetleri, tutkulu çıkışlar, öfke ve acı dolu sözler, acınma için yalvarıp yakınmalar; böyle bir eseri, müzikal düzenleme açısından olanaklı kıldığı için, İngiliz besteci Arthur Goring Thomas, 1885 yılında, bu eseri bir operaya dönüştürmüştür.

     Runeberg, 1841 yılının sonunda, “Bir Noel Öncesi” adlı eserini kaleme alır.Yazarın Noel öncesi yaptığı alıveriş, ona bu eseri yazma düşüncesini esinlemiştir.Şiirde, 1828 Türk-Rus savaşı sırasında, Kafkasya’daki Rus ordusunda görev yapan bir yüzbaşı ve onun ailesiyle akrabalarının mutsuzluğu konu edilir.Yüzbaşıdan, uzun bir süredir haber alınamamaktadır.Yüzbaşının eşi ve aile büyükleri, artık en kötü olasılıkları düşünürken; yüzbaşının 16 yaşındaki kızı Augusta, umut ve inancını korur ve ablasını da avutmaya çalışır.Ormandaki kulübesinde tek başına yaşayan ve Ruslara karşı zamanında savaşmış olan yaşlı asker Pistol da, ailenin bu acı günlerinde, onların yanında yer alır.Bir gün, hiç beklemedikleri bir anda, yüzbaşı çıkagelir.Aile yeniden bir aradadır.Ancak, acı bir haber getirmiştir.Pistol’un oğlu savaşta ölmüştür.Yüzbaşı, Pistol’a acı haberi verir ve onu avutmak adına, kendi evlerine taşınabileceği önerisinde bulunur.Pistol bu öneriyi kabul etmez ve ormandaki evine geri döner.

     Tutucu toplumsal bakış açısı, duygusallığı, egzotikliği ve yurtsever duyarlılığı ile “Bir Noel Öncesi”; Runeberg’in okurunu her bakımdan doyuracak bir malzeme zenginliğine sahiptir.Hiç kuşku yok ki, eser bu özelliğiyle, ulusal gururu okşamaktadır.

     Runeberg, 1842’de, “Macbeth Bir Hıristiyan Trajedisi Midir?” adlı denemesini yazar.1843’te, daha önce çıkan şiirler serisinin 3. sü olan, “Şiirler: 3. Fasikül” yayınlanır.Kitap, din ağırlıklıdır ve dini sorunları ele almaktadır.Buradaki şiirlerden bazılarının konusu, Hıristiyan efsanelerinden alınmıştır.

     Kitapta; arzulardan kurtuluşu konu edinen “Boş Arzu”, bir genç kızın terk edilmesini ele alan “Küçük Bir Şans”, Cicero’nun “Yaşlılığa Dair” adlı eserinden esinlenerek kaleme alınmış olan “Hayatım”, besteci Sibelius’a esin kaynağı olan, “Ama Benim Kuşum Çoktandır Evinden Uzakta” gibi şiirler vardır.Runeberg, bu şiirleri yazarken; Elias Lönnrot’un, “Kantelatar” adlı eserinin İsveççe çevirisinden yararlanmıştır.

     Şair, kitaba sonradan 3 şiir eklemiştir.Bunlardan, “Kilise” adlı şiirde; kiliseye atla gitmek yerine, sandala binip, sabah sisinde gözden kaybolan, yoksul bir adamın öyküsü anlatılır.Bu şiir, Runeberg’in, sıradan insanlara duyduğu sevgiyi ve Tanrı’nın doğadaki varlığına olan inancını yansıtır.Bir diğer şiir olan “Chrysanthos”’da, Hıristiyanlığı yeni kabul etmiş bir Yunanlı olan Chrysanthos, kendini kötülüklerden korumak için yalnızlığı seçer.Ancak, yine de, ülkesini ve anadilini seven bir kişi olarak, üzerine düşen tüm görevleri yerine getirmektedir.Kitapta önemli şiirlerden biri de, “Efsane” adını taşır.

     Runeberg, şiirler serisinin 3. sünü yazarken, Alman papaz Gotthard Ludwig Kosegarten’e öykünmüştür.Ancak, şairin lirik damarı, zayıflamaya ve kurumaya başlamıştır.Yine de, karmaşık kişiliğinin gizlerine ulaşmak adına, çok önemli ipuçları veren şiirler vardır.

     Runeberg, 1844 yılında, “Kral Fjalar: 5 Şarkılık Şiir” adlı eserini yazar.Eserde, Got kralı Fjalar; görkemli savaşlardan sonra, ülkesini, artık barış içinde yönetmek ister.Yaşlı kahin Dargar ise, ona bu düşünün gerçekleşmeyeceğini; genç oğlu Hjalmar’ın, günün birinde, çocuk yaştaki Gerda ile evleneceğini ve bunun, aile için utanç verici olacağını söyler.Bu yorum üzerine, kral Fjalar, kehanetin gerçekleşmesini önlemek için, Gerda’yı denize attırır.Ancak, Gerda, bir korsan tarafından kurtarılır ve İskoçya’da, Morvenli Morannal adında biri, onun adını Oihonna olarak değiştirip, koruması altına alır.Morannal’ın 3 oğlu vardır ve bunların hepsi de, Oihonna’ya aşık olur.Genç kızın ünü, Viking seferine çıkmış olan Hjalmar’ın kulağına gelir.Hjalmar, Morannal’ın oğullarıyla düello edip kazanınca, Oihonna’yı elde eder ve onunla evlenir.Ancak, sonradan; Oihonna’nın, kendi kızkardeşi olduğunu öğrenir ve onu öldürür.Daha sonra, babası Fjalar’a giderek, olayı anlatır ve intihar eder.Fjalar’ın ise, Tanrılara seslenmekten başka seçeneği kalmamıştır.

     “Nadeşna: 9 Kanto”’yu yazan Runeberg, bu yöntemi, bu eserde de kullanmıştır.Ancak, bu kez güçlüklerinden yakınsa da, aynı Klopstock’un yaptığı gibi, zorlu bir kıta ve ölçü düzenini kullanmıştır.Eser, eleştirmenlerden olumlu tepkiler almıştır.İskandinav dillerinde yazılmış, gelmiş geçmiş en görkemli ve parıltılı şiir olduğu söylenmiştir.Ayrıca, bu eserin; Esaias Tegner’in, “Fridthjof Saga” adlı eseri ile ortaya çıkmış olan Viking romantizminin, Ossianizm ile harmanlanmış bir örneği olarak nitelendirilmiştir.Bu eser, ister gerçek bir başyapıt, isterse eskimeye yüz tutmuş bir sanat eseri olsun; biyografi yazarları, bu eseri, Runeberg’in anıtsal bir öz portresi olarak değerlendirmiştir.

     1845 yılında, Runeberg’in tarihsel bir tiyatro oyunu olan, “Kuşatma” yayınlanır.Yazar, bu eseri, 1741-43 Rus savaşında yaşanan bir olaydan esinlenerek yazmıştır.1848 yılında ilk cildi yayınlanan “Asteğmen Stal’ın Öyküleri” ise, Runeberg’in başyapıtıdır.Eserin ilk bölümü, 1848 Noelinde tamamlanmıştır ve toplam 18 şiir içerir.Yazar, eserin tarihsel arka planı için; Gustav Montgomery’nin, 1842 tarihli bir eserinden yararlanmıştır.Finlandiya için yazılmış bir ilahi olan, “Vatanımız” adlı ilk kanto, Fredrik Pacius tarafından bestelenmiştir.Bu kanto, betimsel bir üslupla kaleme alınmış olan eserin, tek lirik parçasıdır ve üniversite şenliklerinde okunduktan sonra, ulusal marş olarak benimsenmiştir.Şair, anavatanının tüm doğal güzelliklerini ve her sosyal koşulda beslediği derin sevgisini dile getirmiştir bu şiirde. “Vatanımız”, bugüne dek yazılmış vatansever dizelerin en soylularına sahiptir.Çevrilmesi oldukça güç olan bu şiir, ayrıntılı ve karmaşık biçimine karşın, billur duruluğunda bir yalınlığa sahiptir.

     2. kantoda, yaşlı asteğmen Stal tanıtılır.Stal, genç dinleyicilere öyküler anlatır.3. kantoda, sevgilisinin yiğitçe öldüğünü öğrenen bir genç kız, vatan için ölmenin onurunu dile getirir.Son şiirin konusu, 1808-09 yıllarındaki İsveç-Rus savaşıdır.Her ne kadar, savaş yenilgiyle sonuçlanmışsa da; Runeberg, çeşitli savaş kahramanlarının portrelerini çizer.Askerleriyle birlikte, neşe içinde ölüme giden teğmen Ziden, sevgilisinin savaştan kaçtığını öğrenen köylü kız, bir köprüyü kahramanca savunan, cesur Sven Tufva, beyaz atının üzerinde Napolyon gibi görünen Bijou, cana yakın, güler yüzlü düşman generali Kulneff, savaştan asla geri çekilmek istemeyen yaşlı asker; bu portrelere örnektir.Bu portrelerde, Jutas savaşındaki Döbeln gibi generallerden tutun da, sıradan piyadelere kadar tüm askerler ,kişilik özellikleri vurgulanarak ele alınmıştır.İçlerinde en anılmaya değer olanı, cesur ve kahraman bir asker olan Sven Tufva’dır.O, diğerlerinin tersine; teslim olmaktansa, savunduğu köprüden ayrılmayıp, ölene dek çarpışmıştır.

     “Asteğmen Stal’ın Öyküleri”, tarihsel bir araştırma ya da destan değildir.Eser, bir gazi tarafından şaire anlatılan, farklı olaylar ya da insanlar üzerine kaleme alınmış, bir dizi şiirden oluşmaktadır.Runeberg, hayatı boyunca, tek bir el silah atmamış ve hiçbir zaman orduda görev almamış olmasına rağmen; yazdığı bu eserde, savaşı ve kahramanca ölümü, yurtsever bir şekilde yüceltebilmiştir.Şiirlerin çoğu; güçlü, dramatik etkiler uyandırır.Bu şiirler, aşırı tutucu ve ulusalcı bir tarzda kaleme alınmıştır.Ayrıca, alçakgönüllülüğü ve sorumluluk bilincini yükseltmek ve yurtseverliği özendirmek amacıyla incelikle işlenmiştir.Anlaşılıyor ki, Runeberg, bunda başarılı olmuş; özgün bir Fin ahlak anlayışı, toplumda yer etmiştir.Günümüzün dingin, dürüst, çalışkan ve alçakgönüllü Fin tipi; Runeberg tarzı, tutku ve anlayışın ortaya koyduğu bir tasarımdır.

     1852’de, Runeberg’in daha önce, “Helsinki Kuzey Gazetesi”’nde yayınlanan öyküleri, “Kısa Öyküler” adı altında yayınlanır.1857’de, “Finlandiya Grandükalığındaki, Lutherci, Tutucu Protestan Topluluğu İçin, Bir İsveççe İlahiler Kitabı” tasarımını yayınlar.Bu kitap, Runeberg’in kendi yazmış olduğu, 60 ilahiyi de içermektedir.Bunlardan en önemlisi, “Koru Tanrım, Vatanımızı!” adını taşımaktadır.Ancak, ilahiler kitabı komitesi, bu ilahilerden 16’sını kabul etmez ve kalanların birçoğunu da değiştirir.

     1860’ta, “Asteğmen Stal’ın Öyküleri”’nin 2. cildi çıkar.Kitaptaki “Genç Asker” adlı şiirde, ataları gibi, cephede savaşarak ölmek isteyen bir delikanlının öyküsü anlatılır.”Asteğmenin Çarşı Anıları”’nda, birbirleriyle yaşamak zorunda olan güçlü ve zayıfların sorunsalı, sosyal ve ekonomik üstünlük açısından ele alınmaktadır.”Asteğmenin Selamı”’nda, bir savaş gazisi olan, Gregori Tigerstedt selamlanır.”No: 15 Gururlu” adlı şiirde; savaş, sosyal bir gelişme aracı olarak görülür.Hayatının büyük bölümünde aşağılanmış olan zavallı bir adam, kimliğini ve kişiliğini, orduya katılarak giydiği üniformada bulur.”Yabancının Rüyası”’nda, oğulları için üzülen bir anne betimlenir.”Taşralı Vali”’de ise, şiirin kahramanı vali Wibelius, 1. Aleksandr’ın güvencesindeki, İsveç hukuk sistemini savunur.Bu şiir, genellikle, Finlandiya’nın kutsal bildiği özerkliğinin, son çarlar üzerindeki etkisinden söz etmek amacıyla alıntılanmaktadır.

     Runeberg ,1862’de, “Güçsüzlük: 2 Perdelik Aile Tablosu” adlı komedisini yazar.Eserdeki, zengin yaşlı adam, güzel genç kız ve sanatçı ruhlu genç adam karakterleri; İbsen’in, 1900’de yazdığı, “Aşkın Komedisi” adlı oyununu anımsatır.Ancak, oyun; İbsen’in şiirsel komedisinin, erotik gerilimlerinden ve gizli anlamlarından yoksundur.

     Yazar, 1863 tarihinde ise, “Salamis Kralları” adlı oyununu yazar.Bu tiyatro eseri, Sophokles’in, “Aias” adlı oyununun devamı gibidir.”Aias”’da; Akhilleus’un ölümünden sonra, Agamemnon ,onun silahlarını, ordunun en yiğit kişisi Aias yerine, Odysseus’a verir.Buna kızan Aias, Agamemnon ve Odysseus’tan öç almak ister.Ancak, Tanrıça Athena, onun aklını başından aldığından, düşman olarak gördüklerine saldıracak yerde, bir hayvan sürüsüne saldırır.Aklı başına gelince de, yaptıklarından utanarak, kendini hançerler.”Salamis’in Kralları”’nda, Leiokritos, krallık gücünü ele geçirmiştir.Ancak, Aias’ın dul eşi Tekmessa ve oğlu Eurysakes’in ortaya çıkmasından korkmaktadır.Bir gün, korktuğu başına gelir.Üstelik, kendi oğlu Leontes de, yasalara ve adalete içten bağlılığı dolayısıyla, onların yanında yer almıştır.Leiokritos kaybeder ve oğlunu öldürür.Bilinci yerine gelince de, üzüntüsünden kendini öldürür.Leiokritos, kral Fjalar gibi, kaderini yüce güçlerin belirlediğine inanmış ve ölümünün, düşmanının elinden olmasına izin vermemiştir.Bu oyunun ilk gösterimi, 1862 yılında, sonradan İsveç Tiyatrosu olarak anılacak olan, Helsinki Yeni Tiyatro’da yapılmıştır.

 

Sanatı:

     Finlandiya’nın, İsveççe yazmış olan ulusal şairi Runeberg; Fin edebiyatının yanı sıra, İsveç edebiyatını da, önemli ölçüde etkilemiştir.Runeberg’in şiiri; Hugo, Shelley, Keats, Lermontov ve Petöfi gibi, Avrupa’nın büyük romantiklerinin eserleri arasında anılmaktadır.O, yaygın ulusal beğeninin yanı sıra; geniş bir uluslar arası üne de kavuşmuş olan, ilk Fin yazarıdır.Her ne kadar, İsveç dilinde yazmışsa da; Finlandiya’daki vatanseverlik duygusunu canlandırmak için, kendisinden önce yaşamış herkesten, çok daha fazla emek harcamıştır.Runeberg, çar 1.Nikola’nın saltanatında, ideolojik olarak, klasik Yunan hümanizmini benimsemiştir.Yazar, Finlandiya’yı, Lönnrot ile birlikte, kendine ait bir kültürü olan bir ülke haline getirmiştir.

     Şiir yazmaya küçük yaşta başlamış olmasına rağmen, Runeberg’in üslubu, geç olgunlaşmıştır.Hata bulmaya eğilimli karakteri ve eleştirel bilinci, yazdığı ilk parçaları yayınlamasına engel olmuştur.Runeberg’in ilk şiirleri, sonradan tüm eserlerine egemen olacak olan motifleri içermektedir.Bu ilk şiirlerde, aşk temalarının yanı sıra; vatansever, duyarlılık, toplumsal hayattan kesitler, insan ve doğa üzerine düşünceler de işlenmektedir.İlk şiirlerinde görülen abartılı anlatım tarzı, giderek, gerçekçi-mizahi bir halk şiirine dönmüş; dil kültürüyle, Fin şiirinin ölçütü olmuştur.

     Üzerinde çok çalışıp, büyük emek harcadığı betimsel şiir türünün, bugün modası geçmiştir.Ancak, Runeberg, bu tarzı; toplumsal olaylarda yüksek sesle okunabildiği ve dinleyicilerin de, ölçü inceliklerinin, retorik süslemelerinin ve sözcük oyunlarının farkına varabilecek düzeyde oldukları bir çağda geliştirmiştir.Onun şiiri, Fin ve İsveçlilerde, ortak bir tarih duygusunu uyandırmış ve bireylerde, ulusal bir kimlik duyarlılığının gelişmesinde, önemli bir rol oynamıştır.

     Onun yaratımları; antik dönemden, Alman klasikçiliğinden, İsveç romantizminden ve Fin halk şiirinden kaynaklanır.Runeberg’in özgünlüğü; klasik tavrı, romantik duygularla birleştirme gücü ile köylülüğün hayat biçimine bakışını belirleyen gerçekçiliğinden kaynaklanır.Runeberg’in eserlerinde, klasik edebiyatın etkisi görülür.Ayrıca, soylu yaklaşım ve biçimsel yalınlığı açısından, Goethe’nin izlerini taşır.

 

Kaynakça:

-A History of Finnish Literature                              Jaakko Ahokas/1973

-A History of Findland’s Literature               George C. Schoolfield/1998 

-Literature of Finland                                                   Kai Laitinen/1994

-Runeberg and Finland                                                 Jarkko Toikannen

-Johan Ludvig Runeberg                                              Book and Writers

-Johan Ludvig Runeberg                                                C. Vern Mattson

-Türk ve Dünya Edebiyatçılar                                                Aziz Çalışlar
                                                                               Remzi Kitabevi/1987

-Ana Britannica                                                  
                                                                                Ana Yayıncılık/1986

-Büyük Larousse                                                     
                                                                            Gelişim Yayıncılık/1986

-Türk Ansiklopedisi                                        
                                                                        Milli Eğitim Yayınları/1946

 

 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com