Söylevde Gevezeliğe ve Sıkıcılığa Dair
(İlahi , Ahlaki ve Siyasi Yargılar'dan)
                                   Çeviren :
Murat Acar

      Çenesi düşük bir berber , kral Archelaus'un saçını kesmeye gelmiş ve ona , "Saçlarınızı nasıl kesmemi arzu edersiniz ?" diye sormuş. "Sessizce" , demiş kral. İnsanın , dinlemekten ve yanıt vermekten başka yapacağı bir şey olmasa bile ; susmak nedir bilmeyen bir dil , sıkıntı ve tedirginlik veren , dizginsiz acayip bir hayvan gibidir. İşin kötüsü ; çok konuşanlar , seyrek olarak iyi konuşurlar. Uzun söylevlerin , konuşanı hoşnut etse de , dinleyene eziyet ettiğini bilmemek bir bilgisizlik belirtisidir. Düşünüyorum da , Horatius , saçma sapan konuşan bir dilin , kazara alıkonulması yüzünden başı derde girdiğinde ve sunak yerinde , kellesini kaybetmesine ramak kaldığında , acınacak haldeydi. Rüzgarın çarpıp durduğu açık bir pencere gibi , amaçsızca takırdayan sözcüklerden daha usandırıcı bir şey yoktur. Geveze biri , bağları gevşetilmiş bir dümbeleğe benzer ; konuştukça , aklı başında birinin aklını başından alabilir. Kuşkusuz , doğa , dilin fazlasıyla çevikçe hareket etmesini önlemek için ; onu , dişlerden ve dudaklardan oluşan ikili parmaklığın ardına koymuştur. Söyleyecek çok sözü olan bir bilgin Sokrates'e , kendisine yol göstermesi için başvurduğu zaman ; Sokrates , ondan çifte ücret istermiş : Birini , güzel konuşmayı ; diğerini ise , dilini tutmasını öğretmek için. Başkalarıyla çokça konuşanlar ; korkarım , kendileriyle seyrek olarak konuşanlardır. Böyle olunca da , kendilerini yeterince iyi tanımadıkları için , pekala yanılıp akıllı göründüklerini sandıklarında , budalalıklarını sergilerler. Gevezelik ; aklın , akıntısı hiç kesilmeyen neredeyse devasız çıbanıdır. Kimileri , ağızlarında bakla ıslanmayan boşboğazlardır ki ; bu , şairlerin kusurlarından biridir. O şair ki , yazdığı epigramda ; arkadaşını akşam yemeğine davet edip , ona , hiç bir şiirini okumayacağına dair söz verdirendir.

      Kimisi de , saygısızca bir palavrayla başlar söze ve bir saat kadar havadan sudan konuşmadan sadede gelemez. Sanki , tüm ayrıntıları bir kenara not etmiş de , oradan okuyormuş gibidir ; böylece , güzel bir yemeği , yersiz bir saygısızlık ve çirkin esprilerle berbat eder. Kimisi de , akıl verme meraklısıdır ; karşısındaki kulak asmasa da , o anlatır durur. Bezdirici öğütler ; öğüt verileni bunaltırken , vereni alçaltır. Bazen , kısa ve özlü bir başa kakma , belleğe bir bıçak gibi saplanır ve çoklukla ; üç sözcük , üç saatlik boş bir söylevden çok iş görür. Kimisinin anlatacak ve dinleyeni canından bezdirecek kadar çok öyküsü vardır ; bu , sıklıkla , yaşlıların ağırbaşlı budalalıklarıdır. Onların ipini koparmış dilleri , sözcükler arasında yolunu yitirir ve bize , gençliklerinin her anını saklamış olan belleklerini , bu angarya için suçlama nedenini verir. Dilleri , söylevin kargaşasında oradan oraya sıçrayanlarda vardır. Eğer , sizi bundan kurtaracak bir Aristius'unuz yoksa , dipsiz bir can sıkıntısına düşme tehlikesiyle karşı karşıyasınız demektir. Bir bahar sabahı , avluyu basan kargalar bile , bunlardan daha can sıkıcı olamaz. Kuşkusuz en iyisi ; kısa , özlü ve açık olmaktır. Gelin , 20 geveze budalanın sözlerinden çok , bilge bir kişinin sözüne kulak verelim : Susulacak zaman vardır , konuşulacak zaman vardır ; ancak , her şeyin konuşulacağı bir zaman yoktur.

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com