|
Buğdaylar Arasında Ölüm
Çeviren
: Murat acar
Buğday tarlasında yaralı bir asker
yatıyor ;
Buğday başakları ve gelincikler arasında.
Kimsenin haberi yok ondan , yaraları ağır ;
İki gün iki gecedir bir başına burada.
Susuzluktan kurumuş içi , kavrulmuş
ateşle ;
Gözlerini kaldırıyor , ölüm sancıları içinde.
Son bir düş , son bir imge ,
Belirip kayboluyor çatlamış gözbebeklerinde.
Tırpanların hışırtısı duyuluyor
tarlada ;
Köyüne bakıyor huzurlu bir yorgunlukla.
Sonra , önüne düşüyor başı ve ölüyor.
Elveda yurdum ; yuvam elveda!
Özlem
Ormandaki o tenha patikada , yürüdüm
yine ;
Her gün yürüyorum orada , hep yalnız başıma.
Fundalık yine sessiz , tarlalar ıssız hala ;
Sadece , çalılıklardan esen rüzgar oluyor yanımda.
Anayol görünüyor ta uzakta ;
Senin , yalnızca senin özlemin var kalbimde.
Geliversen ah , bu benim için bir mucize ;
Kapanırdım dizlerine , seni seviyorum diye !
Bu buluşmada tek bir bakışın ,
Anlamı olurdu bütün yaşamımın.
Soğuk da olsa bakışların , dayanırdım ;
Sevgilim , sana tapınırdım!
Ancak , güzel gözlerin gülümserse ,
Bir güneş gibi karanlık gecemde ;
Hemen alıp kollarıma ,
"Seni seviyorum" diye fısıldardım.
Yumuşacık Uyuduğunda
Kollarımda
Yumuşacık uyuduğunda kollarımda ,
Duyabiliyordum soluğunu.
Düşünde adımı mırıldanmıştın ,
Bir gülümseme belirmişti dudaklarında ;
Bu mutluluk yeterdi bana.
Sıcak , yorucu bir günün ardından ,
Dertlerimi bir bir silmiştin kafamdan.
Uzanıp başımı , dayamıştım göğsüne ;
Yarını düşünmüyordum , ne gam !
Bu mutluluk yeterdi bana.
Seni Seviyorum
Dört soylu at koşulmuş ,
Kupa arabamıza.
Gururlu ve rahat ,
Yaşayıp gidiyoruz şatomuzda.
Sabahın aydınlığı
Ve geceleyin çakan şimşek ;
Varlığımızı aydınlatan ne varsa ,
Hepsi bize ait.
Dünyanın her yerini ,
Dolaşsan da sen sürgünde ;
Ben de seninleyim caddelerde ,
Yoksulluk ve utanç içinde.
Kanayacak ellerimiz ,
Ayaklarımız ağrıyacak ;
Huzur bulamayacağız odalarda
Ve hiçbir köpek bizi tanımayacak.
Kefenlerimiz gümüş bir iğneyle
Sunağa tutturulacak ;
Senin tabutunun içinde ,
Benim de cenazem olacak.
Eğer yurdundan uzakta ,
Acılar içinde ölürsen ;
Çekerim hançerimi kınından ,
Ben de gelirim peşinden.
Sabah Erkenden
Sabah erkenden ,
İki ya da üç gibi ;
Çıktım evden ,
Ortalık dingindi.
Yol sessizce uzar gider ,
Suskundur ağaçlar ;
Ötücü kuşlar ,
Dallarında uyurlar.
Bir pencere mi bu ,
Usulca kapanan ardımdan?
Coşkulu yüreğim mi bu ,
Göğsümde delicesine çarpan?
Nasıl oluyor da sadece ,
Solgun bir mavi görüyorum her yerde
Kırmızlar , yeşiller ,
Ya diğer renkler nerede?
Onun mavi gözler ,
Öpüyor küçük mavi bulutları.
Ve sapsarı saçları ,
Sarıp sarmalıyor bütün dünyayı
Gece bana verdiklerini ,
Uzun süre unutmayacağım ;
Açıp kollarımı neşeyle ,
Yaşamı kucaklayacağım!
Ağaçta bir ardıç kuşu ,
Uyanıyor ansızın ;
Gün sessizce doğuyor
Düşlerinden aşkın.
Kilise Avlusu
Yağmurlu ve fırtınalı bir gündü ;
Yürüyordum , unutulmuş mezarların arasında.
Aşınmıştı taşlar ve haçlar , çelenkler çürümüş ;
Silinip gitmişti adlar , okuması güç.
Yağmurlu ve fırtınalı bir gündü ;
Her mezar taşında donmuştu sözcükler : "Bizler..."
Fırtınanın gözü gibi dingindi tabutlar ;
Mezar taşlarında yavaş yavaş eridi özcükler : "Bizler
Şifa bulmuştuk."
Davullar ve Düdükler
Davullar ve düdüklerle , çok kereler
yürüdüm uygun adım ;
Davullar ve düdüklerin yanı sıra ,
Çok kereler silah taşıdım.
Davulların ve düdüklerin önünde çok kereler ;
Hurra! Düşmana saldırdım.
Ne davulları , ne düdükleri ;
duymuyorum artık hiçbirini !
Biraz daha yakınıma gelse davullar ve düdükler ;
Tahta bacağım da onların ardından ,
Aksayarak ilerler , vay başıma gelenler!
Ne zaman davulları ve düdükleri
görsem ,
Kapatırım kulaklarımı hepsine.
Çünkü , dayanamıyorum o seslere ;
Kırılır kalbim , yıkılırım yine!
Davullar ve düdükler benim
seslerimdi ;
Davullar ve düdükler , her askerin şarkısı.
Ey , davullar ve düdükler ; İmparatorum
Ve ordum için çalın ,ömrüm boyunca şarkılarınızı!
Söğüt Çiçekleri
Ey söğüt çiçekleri , görür görmez
sizi ;
Kopardım ve eski şapkama
İliştirdim.
Ey söğüt çiçekleri , bir zamanlar
Görür görmez sizi ; koparır ,
Sevgilimin şapkasına iliştirirdim.
E-MAİL
asmakat2002@yahoo.com
|