Firarilere Karşı Söylev             Çeviren : Hüseyin Köse

      Hepimiz , buyurulmuş olan şu yargıya kulak vermeliyiz : Yollar tepeler , dağ zirveleri , ağaçlar , akarsu yatakları ; kuşların ve azgın suların kemirdiği ölü şeylerle dolu .

      Bu Tanrısal yargı , o denli çarpıcı ki ; bazen acıyla dalıyor insan ve bazen de tüm bu ölüp giden şeylerden sorumlu tutuyor kendini . Sanki , kurbanların katili kendileriymiş duygusuna kapılanlar ; ilahi bir cezaya yargılıymış gibi bekleşiyor ve denebilir ki , kendi cinayetlerinin akıttığı gözyaşlarıyla kıvranıyorlar . Upuzun bir maceraya atılmadan önce , dünyevi hayatta ödenmesi gereken ne çok diyet var ! Bu görünüm , kendini sadece haydutluğa adamış kişilere yataklık etmiyor ; aynı zamanda onları , yeni atılımları içinde , başka başka haydutlara ve eşkiyalıklara eğilimli kılıyor , onları dönüştürüyor . Ama mademki , onlar gönüllü olarak kaybolmuşlar , onlara acımak niye ?

      Cesurca işlenmiş suçlardan duyulacak bir korku denebilir buna : Kesinlikle , bu suçları işlemiş olanların duyabileceği bir korku ; kesinlikle , onları ölümlü dünyanın acılarına bırakan bir korku.Ve işlenen suçların karmaşıklığıdır insanı korkutan . Ama eğer , herhangi biri , bu suçlara sözle ya da eylemle katılmamışsa , - çünkü , bu iki biçim de yeterlidir - korkunun bir güdeleyicisi olmadığında bile ; niçin , hala onun içini titreten şeyler oluyor ?

      Kurbanların , arkalarına bıraktıkları zararlara değinmiyor hiç kimse . Şu halde , kurbanlardan geriye kalan kimseler de , en az onlar kadar kurbandırlar . Herhangi bir Tanrı , geriye kalanlar için , hiçbir kurtuluş yolu olmadığını bildirebilir insanlığa . Çünkü , insanlığın esenliği ; kuşkusuz herkes için , herkesin kurtuluşu içindir . Onlar , böyle cahilce nereye gidiyor ? Büyüsel bir kaş çatışla , ele veriyorlar kendilerini deve sırtında .

      Çocuklarını sırtlamış kadınlar görüyorum her yerde . Hepsi de , kırlara doğru sel halinde gidiyorlar . Oysa , dünyanın bir köşesinde , kendilerini bekleyen tuzakları bilmiyorlar . Kendi çekingenlikleri içinde , dingin ve güvenli bir yer arıyorlar . Ama , bulabilecekler mi aradıkları dingin yeri ? Çocuklar annelerinin sırtında ölüyorlar açlıktan ; tüm diğerleri gibi . Ama yine de kadınlar , mutsuz bir kalabalığa yönelmekten geri durmuyorlar .

      Bu şekilde kaybolmuş olanlar , ardıllarına bir ders vermeyi akıllarına getirmiyorlar . Ama yeni gelenler , sürekli olarak , bir öncekilerin yerine geçiyorlar ; üstelik , sayıca daha kalabalık olarak . Hiç mi hiç düşünmeye çalışmadan , kendilerini ve ardıllarını daha büyük tehlikelere atıyorlar . Daha sağduyulu olduklarını sananlar ise , kendi kararlarını izliyorlar . Şu ya da bu şekilde , bu talihsizliklerle , onlar da mahkum olmak zorunda kalacaklar.Ve bu durumlarıyla , karılarını da korkutmuş oluyorlar . Bu boş korkuları karşısında , ona karşı duracakları hiçbir erdemleri de yok .

      Suçlu insanlar hakkında , bir araştırma yapılmalı bu yüzden . Suçlu insanlar mı dedim ? Evet !Ama , suçlu kadınlar demedim . Çünkü , kadınlar hata yapmış değiller . Hiç kimse , onların söylediklerini dinlemedi . Kimse , onlara söz hakkı tanımadı ve bu korkunç günde , hiçbir eylemde bulunmalarına izin verilmedi .

      Şu halde , sitenin kadınlardan yoksun kalması , bir anlamda kaçınılmazdı . Görüldüğü gibi , onlar , birçok açıdan engellenmişti . Çünkü , erkeklerin daha çok kötülüğe katlanmaları gerekiyordu onlar adına ; gerçekten de zorunluydu bu . Firarın , kadınlar açısından bir anlamı vardı . Hiçbir yerde , bir çıkış yolu bırakılmamıştı onlar için . Aslında , kadınlar zindanlara atılmadıkları halde , demir zincirler ve kamçılarla ezilmişlerdi . Pek çoktu böylelerinin sayısı . Cezanın , onlar için taşıdığı anlam da daha ağırdı.İşte , duyulan korkunun nedeni bu . Sahip oldukları son parayı da aldılar ellerinden . Oysa , fazla varlıklı değillerdi . Çocuklarına ekmek alacak paraları bile yoktu . Açlıktan ölen yavrularını , toprağa gömerken akıttıkları gözyaşları , bu yüzden , bir ırmak genişliğindedir.Kendileri de , açlıktan ölüp gittiler birer birer. Ancak onlar , gereksindikleri yiyeceği sağlamak için , dilencilik yapmadılar . Onları kabul edecek hiç kimse yoktu . Herkes kendi derdine düşmüştü . Kendi verimli topraklarına çekilmiş insanlarsa , tümüyle sağırdı . Ancak , kalıcı olamazdı böyle bir düzen .

      Nefret edilen bir halkın , kendi yurdunu terk edişi ; halkın , kendi üstünde yer alan insanlara karşı yaptığı bir suçlamadır aslında . Siteyi yönetenlere karşı girişilmiş bir eylem , bir yanıttır.Bir yanda , haksızca onurlandırılanlar ; diğer yanda ; herhangi bir onurdan bile mahkum bırakılan ve göçe zorlanan halk yığını . Monarşi ve onun kurumları içinde yaşamaya zorlanmış olan insanların , kendi davranışlarıyla , imparatora verdikleri esaslı bir yanıttır bu ; onurlarını ve zenginliklerini ellerinden alan bir imparatora .

      Bu göçten , ülkenin terk edilmesinden yararlananlar ise , bir grup oluşturmak için bir araya gelmiş olan haydutlardır ; şehri yağma etmek için elbirliği etmiş asalaklar ! Sonunda , kendi yaktıkları ateşte yanacaklar ; bu besbelli . Kötülük yapmaktan zevk alan insanlar ve uzun bir süreden beri , kendi yaşamlarını , yalnızca buna adamış olanlar ; imparatorun , kendini yapayalnız hissettiği bu sitede kalmaya kararlıdırlar . Diğerlerinin yoksulluğu üzerinden zenginleşmiş olan bu kişiler ; imparatorluğa , her defasında , korkunç bir şekilde zarar vermeye devam ediyorlar . Oldukça büyük paralar kazanıp , şık arabalarına biniyorlar . Hayvanlarını ,arabalarına koşuyorlar ve herkes için ders alınacak , bayağı bir düşkünlüğü sergiliyorlar bu halleriyle .

      Şu halde , onların saygın kimseler oldukları söylenebilir mi ? Siteye kötülük eden , yalnızca kendi çıkarlarını gözeten bu insanlar , özgür olmak ve özveriye hazır olmaktan kaçtıkları için ; kendi zenginliklerinin sığınağına , o sığınakların en gizli köşelerine çekiliyorlar .Yine de , yoksullara borçlu olanlar ve onların yoksulluklarından sorumlu tutulması gerekenler , onlardır . Bazen , inandırarak ; bazen de , gözdağı verilerek uyarılmaları gerekiyor . Zaman zaman , şöyle söyledikleri de oluyor : " İnsanlar , daima , kendi mutluluklarını isterler . Kendi sitelerindeki mutlululuk ve esenlik hakkı ; site yoluyla , onlara sağlanmak zorundadır. " Onların bu davranışlarının tek üstünlüğü , yeterince zengin olmadıklarını söylemeleri ve işi acındırmaya dek varmalarıdır . Aslında onlar , efendiler olarak , daha büyük zenginlikler elde etmenin peşindeler . Bunun için de , site içinde birikmiş olan emeğin ve çalışmanın , kendi denetimleri altında olmasının ; kendilerine verilmesi gereken , bir hak ve ayrıcalık olması gerektiğini söylemektedirler .

      Olup biten şeylere göre yargılamak gerekir , her şeyi . İmparatorun öfkesi , kendi çıkarı için burada kalanlara asla yönelmedi . Her bakımdan değerlendirilmesi gereken bir durum bu . Kendi mutlu yuvalarına da , olup bitenlere seyirci kalanlar , duyulan acıyı hissetmediler ve kendi istemlerini açığa vurmadılar.Ve onlar , kendileri için özel olan hiçbir şeyin korunması adına , seslerini çıkarmadılar .

      Bunda şaşılacak ne var ? Bir yığın suçlama ve mahkumiyetten sonra , geriye kalanlar , yargıyı tamamlamak adına , birçok söylev verdiler . Korkuyu , sürgüne yollayan onca söylevden sonra , artık , retorik çalışmaya nasıl dönebilirler ? Neye yarar , artık şu tür bir çığlık : "Site kendi saygınlığını kaybetti ve bir tür garnizona dönüştü .O , artık ; ne bir hipodrom ne de insanları çeken bir tiyatrodur."

      Ama , inanıyorum ki ; firar edenler , yine mutlu günlerine geri dönmüş olan ve tüm içsel çekiciliği altındaki bu siteye geri dönecekler . Zor zamanlarda zayıflayacaklar ve siz , siz utanç duyacaksınız , kaldırım taşlarına bakarken bile . Utanç duyacaksınız köprülerin altından geçerken , utanç duyacaksınız retorik okullarında tartışmak için bir araya gelirken ve utanç duyacaksınız her yerde ; tabii , eğer hala kaybetmemişseniz utanç duygunuzu .

 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com