Genç Bir Adamın Düşünceleri
                        
Çeviren : Murat Acar

Anamın , babamın evinde ,
Daha ne kadar kalacağım böyle?
Gençlik yıllarım geçip gidecek mi
Anlamsızca , boş yere?

Gözlerimi yollara dikip ,
Bekleyip duracak mıyım;
Bitmeyen hüzne ve kedere ,
Ben mi eş olacağım?

Bağlı bir şahin gibi ,
Hep burada mı kalacağım?
Bir yolunu bulup ,
Uzaklara uçamayacak mıyım?

Tanınmadığım yerlere gitmeye ,
Korkuyor muyum yoksa?
Korkuyor muyum zalim kaderle ,
Erkekçe yüzleşmeye?

Niye uzun yolculuklar ,
Hep ilgimi çekiyor?
Niye benim de yüreğim ,
Özgürlük için yanıp tutuşuyor?

Niye üzgün böyle ,
Niye kan ağlıyor;
Neden dingin ve sessiz ,
Köşesinde duramıyor?

Niye böyle gür ve net ,
Hep beni çağırıyor?
Neden durmadan bana ,
Gel şahinim uç diyor?

Kimse zincire vuramaz ,
Burada tutamaz beni.
Uçsuz bucaksız dünyadan ,
Saklanacak değilim.

Göze aldım her şeyi ,
Buralardan gideceğim;
Tanrı nerede dilerse ,
Orada yaşayıp öleceğim.

 

Bir Taşralının Düşünceleri

Şöyle oturacağım ve
Soracağım kendime;
Nasıl yaşarım ben ,
Bir başıma böyle , diye.

Gencim , yiğidim ,
Boyum posum yerinde.
Gel gör ki , ne eşim var yanımda ,
Ne de dostlarım çevremde.

Ne eşim var , ne toprağım ,
Ne atım var , ne sabanım;
Ne de , içinde akçeler şıkırdayan ,
Dolu bir cüzdanım.

Şu uğursuz fakirlik ile
Bu iki güçlü kol;
Yaşlı babacığımdan ,
Bana miras kalan.

Başkalarının tarlalarında ,
Başkalarının evlerinde ,
Harcadım olanca gücümü;
Şu yere batası yokluk içinde.

Şöyle oturacağım artık ,
Soracağım kendime;
Nasıl yaşarım ben ,
Böyle bir başıma , diye.

 

Düşünüp Taşınmadan

Düşünüp taşınmadan ,
Evlenip uçuverdim yuvadan;
Kızlık çağımın altın yılları ,
Zorla alındı elimden.
Genç bir kızken , hayatı seyrederdim;
Pencerenin önünde.
Güzelliğimi büyütürdüm bir çocuk gibi;
Güneş görmeden , ev içinde.
Evlendim de ne oldu ,
Her gün gözyaşı ve keder;
Aşk yoktu zaten , peki sevinçler nerede ,
Ağlayıp acı çekmek , yakışır mı şimdilerde?
Anam , babam diyorlar:
"Alışırsın zamanla , belki seversin bile;
Kalbinin sesini dinleseydin ,
Besbeter olacaktın belki de."
Onlar için hava hoş , görüp geçirmişler ya;
Öğüt verip duruyorlar.
Oysa , ben henüz gencim;
Ne çare ki , bunu anlamıyorlar.

 

Gel Bana

Gel bana , samyeli ,
Ağaçları usul usul sallarken ,
Çayırlar , bozkırlar , bütün yeryüzü ,
Uykunun pençesi altındayken.
Gel bana;ay ,
Buluttan buluta sekerken ,
Gökyüzünde süzülüp ,
Suları altın rengine boyarken.
Gel bana;aşk , tenime
Tutkulu ürperişler verirken ,
Damarlarımdaki deli kan ,
Kaynayıp köpürürken.
Gel bana;seninle , hayatı
İki misli sevmek istiyorum!
Seni , var gücümle
Kucaklamak istiyorum!
Seni , aşkla
Kucaklamak istiyorum!

 

Son Öpücük

Kollarını boynuma dola aşkım ,
Bastır beni canım göğsüne;
Ateşli dudaklarınla!
Öp beni bir tanem , bir kez daha!
Neden böyle üzgün duruyorsun ,
Niçin böyle bezgin bakıyorsun?
Seni üzüntülü görmeyeyim ,
İç çekişlerini duymayayım.
Ölüme gitmiyorum ki ,
Ne de soğuk ve cansız bedenimi ,
Ayaklarına seriyorum;
Benim için ağlama ne olursun!
Uzun sürmeyecek bu ayrılık ,
En fazla altı ay ya da biraz daha fazla.
Koyverme kendini hemen;
Umutsuzluğa kapılma , umutsuzluğa kapılma!

Yaşlı anacığımla babacığım ,
Volga'nın yemyeşil kıyısında yaşıyorlar.
Gözleri yolda ve kulakları kapının tokmağında ,
Beni bekliyor olacaklar.
Aşkımı anlatacağım onlara ,
Dizlerine kapanıp izin isteyeceğim;
Onların da izniyle sevgilim ,
Evleneceğiz , yemin ederim!
Ne kadar iç sıkıcı bu giysilerin ,
Bu sıkıntılı halin üzüyor beni;
Söyle bana canımın içi ,
Niçin böyle karalar giyindin?

Oysa , gök mavisi elbisen sevgilim ,
Nasıl da yakışır sana;
Keşke çiçekli şalını alsaydın ,
Güzel omuzlarına.
Gül yanakların seher vakti ,
Semalar gibi , al al olsun haydi!
İzin ver;aşk , senin gözlerinle ,
Senin dudaklarınla gülümsesin bana!

İşte böyle!Ne de güzel görünüyorsun;
Mutlu ediyorsun beni.
İlkbahar gibi taze ve güzelsin;
Tatlı gelinim , tatlı gelinim benim!
Kollarını boynuma dola aşkım ,
Bastır beni canım göğsüne!
Ateşli dudaklarınla ,
Öp beni bir tanem , bir kez daha!

 

Köy Şenliği

Kapı ardına kadar açık ,
Konuklar bir bir geliyorlar.
Birbiri ardınca içeri giriyor ,
Yağız atların çektiği arabalar.
Yaşlı ev sahibi ve genç eşi ,
Eğilerek gelenleri selamlıyor;
Kasıntılı bir edayla konuklarını ,
Aydınlık evlerine buyur ediyor.
İkonaların önünde bir an için durup ,
Hep birlikte dua ediyor;sonra da ,
Çam ağacından sıralardaki ve
Meşe ağacından masalardaki
Yerlerini alıyorlar.
Masalarda kızarmış tavuk ve kaz var;
Domuz budu ve tatlılarla ,
Tıka basa dolu tahta tabaklar.
İpek püsküllü mulin elbisesi içinde ,
Ne güzel görünüyor genç ev sahibesi;
Candan öpücüklerle karşılıyor ,
Sevgili hanım kardeşlerini.
Elinde büyük bir şarap kupası ,
Tek tek selamlıyor konukları.
Yaşlı ev sahibi ise ,
Elinde kocaman bir kepçeyle ,
Ev yapımı bira sunuyor;
Tüm akraba ve dostlarına.
Derken elinde bir tasla ,
Küçük kızları çıkageliyor;
Gülümseyerek arkadaşlarına ,
Tatlı bir şerbet sunuyor.
Konuklar yiyip içip ,
Söyleşiyorlar;
Üründen konuşuyorlar
Ve de hasat mevsiminden.
Tanrı cömert davranacak mı ,
Ürün bol olacak mı;
Peki ya otlaklar verimli
Ve çayırlar yeşil olacak mı?
Yiyip içtikçe keyifleniyor ,
Çoştukça çoşuyor konuklar.
Akşam gelip geçiyor ,
Gece olup bitiyor;
Köyün sessiz sokaklarında ,
Horozlar ötmeye başlıyor.
Evin ışıkları söneli çok olmuş ,
Bütün o gürültüden şamatadan ,
Derin bir sessizlik kalmış geriye;
Kapının önü sıra uzanan ,
Tekerlek izleri bir de.
 


 
 
 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo. com