Babasının Ölümü İçin Kıtalar
                  (Seçmeler)
                                      Çeviren:
Murat Acar

İlahi :

Uyansın ruh gördüğü düşten
Ve açıp baksın gözlerini ,
Şöyle bir çevresine.
Nasıl da yavaşça çekilmiş hayat ötelere ,
Nasıl da gelivermiş ölüm sinsice;
Sonunda , görsün işte!

Öyle hızlı ki hazzın uçuşu ,
Soluklanma ne mümkün;
Bir kez o hıza eriştiğinde.
Öyle güçsüz ki bellek ,
Kıyaslamak ne mümkün ,
Geçmiş günleri bugünle.

Görsün işte , nasıl da çabuk ,
Geçiyor her dakika;saymak ne mümkün.
Yaşanan an geri gelmez bir daha;
İyisi mi , daha akıllıca yaşamaya bakalım!
Yazgımızı geçip giden zamana kaptırıp ,
Geleceğimizi tehlikeye atmayalım!

Kimse kendini kandırmasın , hiç kimse ama;
Yarım kalacağını düşündüğü işlere yanıp ,
Düşlemesin daha uzun kalmayı , bu dünyada.
Her şey gelip geçiyor hızla ,
Böyle olacağını bilmek , olur kendi yararına;
Bugün olduğu gibi , yarın da.

Nehirlere benzer hayatlarımız ,
Denize doğru akmaktır onların yazgısı.
Bizse ölüm deriz buna;
Oraya doğru akar tüm sular ve
Derebeylerinin onur ve saltanatlarını
Sele katıp sürüklerler.

Oraya akar nehirler bütün görkemiyle ,
Oraya akar gösterişsiz küçük çaylar
Ve çelimsiz dereler , ta ki ,
Aynı yere ulaşıncaya dek hepsi ;
Yeryüzünde güçlükle ilerleyenler ve
Onlara yol açıp gösterenler gibi.

 

Yakarış :

Kaside yazıp şarkılar söylemekten
Ve yaşlı şairler gibi özdeyişler düzmekten
Vazgeçip , özüme dönüyorum.
Onların aldatıcı iksirlerini kullanamam;
Çünkü bu , yalnızca babamın ,
Şerefini ve şanını gölgeler.

Yalnızca ona açtım ben sıkıntımı ve derdimi ,
Şimdi de yalnız ona yalvarırım;
Hafifletsin diye acımı , üzüntümü.
Çünkü o , bu dünyadan;dindarlığını
Hor görenlerin , aşağılamaları
Arasında geldi geçti.

Bu dünya bizi;hiçbir derdin ,
Üzüntünün olmadığı öteki dünyaya ,
Götüren bir yoldur yalnızca.
Ve akıllı olanlar bilirler ki;
Kendilerini oraya götürecek yol işaretleri ,
Yarınlara giden yola dizilmiştir.

Doğduğumuz gün başlar maceramız ve
Bir ömür boyu sürer yolculuğumuz.
Ne zaman ki , gayemize ereriz;
İşte , ancak o gün durup dinlenebiliriz!
O gün;ölümün , tüm yakınmaları
Susturduğu gündür.

Kutsanmış bir yer olurdu bu dünya , inanın;
Bizler , hak ettiği emeği
Verebilmiş olsaydık eğer.
Çünkü , inancımızın gerekleri
Yerine getirilince yaşanabilir;
Mutlu bir hayat ancak.

Tanrının oğlu yeryüzüne;
Değersiz soyumuzu yüceltip ,
Çıkarmak için geldi.
Burada , insanoğlu olarak doğmayı kabul etti;
Burada , bizlerle yaşadı bir süre
Ve burada öldü sonunda , bizim gibi.

Görün işte , nasıl da küçük bir ödül ,
Nasıl da boş bir iş , bu uğraştığımız;
Açgözlülükle saldırıyoruz her şeye!
Nasıl da hain bir yalanlar dünyası bu;
Bütün o güzel nimetlerini ,
Silip süpürüveriyor ölüm.

Kimisi , yaşlandıkça yoksun kalıyor;
Kimisini kötü kader ,
Yok edip caydırıyor.
Kimi de tam baharında ,
Kökünden kuruyup kırılıyor;
Umutsuz bir hastalıkla.

Söyleyin bana şimdi!
Gülümseyen yüzlerin ,
Tazeliği ve güzelliği ,
Tenlerin pembeliği , ah , bunların hangisi;
Zamanın acımasız izlerinden ,
Sakınabilecek ki kendini?

Lüle lüle saçlar , dal gibi incecik endam ,
Vücudun kıvraklığı ve gücü ,
Görkemi gençliğin;
Hepsi , hepsi teslim olacak tükenişe ,
Yaşlandıkça yılların gölgesi düşecek ,
Hepsinin üstüne.

Gösterişli ve güçlü soyları ve
Savaş sanatındaki ustalıklarıyla ,
Dillere destan Vizigotlar bile;
Anlaşılması zor nedenlerle ,
Baş edemeyip , zamanın gücüyle
Yıkılıp gitmediler mi?

Kimileri değersizdir (nasıl da ,
Alçak ve bayağıdır
O bildik ayaktakımı!).
Diğerleriyse , bir sığınak olarak görüp ,
Kapanıp işlerine , odalarına;
Herkesten kaçarlar utançla!

Mal , mülk ve lüks bir anda ,
Yalnız ve yoksul bırakabilir bizi;
Var mı kimsenin kuşkusu?
Hiçbiri kalıcı değil , güvenmeyelim bunlara ;
Asla güven olmaz çünkü ,
Kader hanımefendi'nin yaptıklarına.

Tam bir kararsızdır o , iyiliğinin
Ne olacağı bilinmez;
Döner durur insanın başında.
Sadık olmak ne mümkün;
Ne kalabilir yanında insan ,
Ne de kaçabilir ondan.

Yine de , ben diyeceğim ki;
Yaptığı öyle bir iyilik var ki ,
Mezara kadar yalnız bırakmaz efendisini.
Şundan hiç kuşkunuz olmasın;
Hayat bir düşe benzer ,
Başka hiçbir şey ondan çabuk bitemez.

Bugün önemli saydığımız olaylar ,
Esenlik ve neşe bulduğumuz anlar ,
Geçici yaşantılardır.
Yaptığımız kötülüklerin karşılığında ,
Çekeceğimiz dehşetli acısıysa ,
Sonsuza kadar sürecektir oysa.

Yumuşak hazlar;bu sıkıntılı dünyanın ,
Ölümlülerin gözlerine sunduğu ,
O saf , umutlu kaçışlardır.
Ama , ölüm'ün kapıların ardına gizlediği ,
Tuzak gibi labirentlerin , hoş çağrısından
Başka nedir ki hazlar?

Kader'in tüm umursamazlığıyla açtığı bu kapıdan ,
Aceleyle geçeriz;tuzağa kapılacağımızdan ,
En küçük bir kuşku duymadan.
Ta ki bir an gelip , bizler şaşkınlıkla
Fark edene kadar.Kaçışımız buradanmış , evet;
Ama , yok oluşumuz da.

Yitip giden gençliğimizi yenileyebilmek ve
Tazeleyebilmek bütünüyle;
Elimizde olsaydı keşke.
Bu hayatın deneme süresince ,
Ruhumuza melekotunun rengini verebilmek;
Hiç değilse bu kadarı elimizde.

Sonu gelmez bir titizlikle yaşamışız hep böyle.
Ne acılar çekmişiz , yeter ki iyileşelim ve
Sonunda insan kalalım diye;
En güzel çağlarımız geri gelsin ,
Lekelerimiz silinsin de , kadınların
Kurnazlıklarıyla baş edebilelim diye.

O krallar ki , yılların parşömeninde
Yazılıdır , engin güçleri.
Yazıklar olsun;onların
Övülesi cesaretlerini bastıran bağırışa ve
Tahtlarını kire bulayıp , gözyaşına boğan ,
Üzüntü ve acıya.

Kimseye kalmaz bu dünya!
Ne rahipler , ne papalar ,
Ne de imparatorlar ,
Yoksul çobanlardan daha uzun yaşayacaklar;
Ne de koruyabilecekler kendilerini
Ölümün acımasız yargısından.

Troya'dan söz etmeyin artık;
Ya da savaşlarının yankısı , çoktan
Geçmişte kalmış düşmanlardan.
Söz açmayın artık Romalılardan;
Ne onların , ne büyük zaferler kazandıklarından ,
Ne de nasıl yok olduklarından.

Anlatmayın nasıl yok olduklarının ,
O bildik masalını tekrar;
Çok geride kaldı o yıllar.
Onun yerine , gelin;dünün efendilerinin ,
Bugün hangi içler acısı kader yüzünden ,
Yok olup gittiklerinden konuşalım.

Bizi yönetmiş olan adil kral Don Juan'dan
Ya da Aragon'un yüce varislerinden ,
Haber verin asıl siz!
Yüce ve soylu iyiliğiyle , bize
Yol göstermiş olandan;
Neşe ve bilgelikle , iyilik edenden ne haber?

At üstünde mızrak dövüşleri , o turnuvalar;
Eyer keçeleri , süslü koşumlar
Ve silah kılıflarıyla
Tüm bunlar , gülünç düşler miydi?
Ya da yazın soluğuyla kuruyup ölen ,
Çimen yaprakları mıydı yoksa?

Unvanlara ne oldu peki?O doğuştan soylu
Kadınlara;süslü başlıkları , uzun etekleri ve
Mis kokan giysileriyle , ne oldu onlara?
Acıları dinmeyen aşıklarının ,
Kalplerinde yarattıkları ,
O görkemli yangınlara ne oldu?

O ozana ne oldu peki?
Lavtası ve şiirleriyle ,
Kalplerini eriten o ozana?
Peki , ya o eski moda eteğinin kuyruğunu
Peşinden sürükleyerek , yavaşça
Dans eden o güzel kadına?

Sonra , Don Enrique soy sıralamasında ,
Ağabeyinin ardılı ;düşünün bir ,
Ne büyük bir şerefe eriştiğini!
Nasıl bir albeni ve servet sunmuştu ona ,
Doya doya tadını çıkarsın diye dünya;
Hepsi ona kalacak sanıldı!

Ama asla uyumayan düşman ,
O acımasız kader ,
Ne işler açtı başına;
Dost sandıkları , adam değilmiş aslında.
Ne kadar kısa sürmüş onun için cennet ,
Soyuna bir bakmak gerek!

Çil çil altınlar esirgenmeksizin;
Kaleleri ve ahırları bile ,
Tıka basa doldu kralların.
Altın kulplu sürahilerinden tutun da ,
Asa , küre , taç ve yüzüklerine varıncaya kadar;
Parıldayarak yürürlerdi , kasıla kasıla.

Atlar ve onları dizginlemek için ,
Mahmuzlar , gerilmiş gemler ,
Yerlere serilmiş terkiler ;
Ah , ne yapmalıyız ki , geri gelsin tüm bunlar?
Onlar ki , çayırlarda
Birer çiğ tanesiydiler.

Sonra , onun ağabeyi , suçsuz günahsız;
Onun saltanatında , gönülsüz
Bir ardılı oynamak zorunda kalan.
Nasıl eğilirdi önünde o görkemli saray ,
Ne kibirli lordlar bitkin düşerdi ,
Hoşnut tutmak için onu!

Bir ölümlüydü yine de;
Ölüm doldu sonunda ,
Onun da kadehine.
Sen ey , ilahi kader!
Tam alevleri parlamıştı ki ,
Yağmur yağdırdın üstüne!

Ve sonra , Don Alvaro , büyük usta...
Ve düzeni sağlayan , onu iyi bilirdik;
Hem korkardık , hem severdik.
Onun talihsizliğinden söz etmeye ne gerek;
Nasıl devrildi bir anda ve
Uçuruldu kellesi , hepimiz gördük!

Değer biçilmez hazineleri ,
Evleri ve arazileri ,
Sonsuz gücü;
Gözyaşlarından çok muydu bunların sayısı?
Yaşamının son anlarında ,
Engelleyebildiler mi ellerinin bağlanmasını?

Peki ya , büyük şövalye'ninki;
Kralların el değiştiren serveti gibi ,
Kardeşinin saltanatını sürmedi mi?
Meydan okumalara boyun eğip ,
Yasaların emrettiğini , öyle ya da böyle;
Yerine getirmedi mi?

Ne kaldı onların gücünden
Ve kimsenin önüne geçemediği ,
Şanlı saltanatından?
Göğe doğru yükselirken dev alevleri ,
Ölümün amansız eli gelip ,
O büyük ateşi söndürmedi mi?

Nice dükler , ah , hepsi birbirinden iyiydi!
Ne markilerdi onlar , ne kontlar ,
Görkemli baronlar;
Söyle , ey ölüm , ne yaptın onlara?
Çok güçlü bilirdik hepsini ,
Nasıl sona erdi yönetimleri?

Savaşta , nasıl da düşmana saldırırlardı;
Nasıl da avlarını kovalarlardı?
Derken , sen geldin ölüm;
Her birini , tek tek silip süpürdün ,
Yapayalnız bırakıp zulmünle ,
Hepsine bozgunu yaşattın.

Kalabalık ordularında sayısız savaşçıları ,
Sancakları , savaş bayrakları ,
Süslü flamalarıyla ,
Övünçle yükselen kuleleri ve şatolarıyla ,
Görkemli surları ve barikatlarıyla;
Gülüp geçerdi kuşatmalara.

Derin mağaralarda , yeraltı sığınakları
Ya da gizli geçitleri , saklı mezarları , merdivenleri ,
Hangi güç bunları alt etmeye yeter;
Sen dehşetli adımlarınla gelip ,
Hiçbir kalkanın koruyamayacağı ,
Hedefi şaşmaz okunu atmasaydın?

Ey verimli ve yok eden dünya!
Bize gösterdiğin hayat ,
Yaşanmaya değer olsaydı keşke!
Ama burada , iyi de olsan kötü de;
Ya sevinçle bakılıyor
Ya da korkuyla , ölüme!

Hayat , üzüntülerle öylesine yüklü ki;
İç çekişler , zorlu huzursuzluklar
Ve hatalarla gölgeli.
Hiç iyiliğin olmadığı bir çöl;
Güzellikler talan edilmiş ,
Kalanlar kapkara ve kefenlenmiş.

Senin yolun , gözyaşlarının aktığı yoldur;
Vedaların sonrasız ve
Acıların bitimsizdir.
Süslü atların , hendek karşısında olması gibi;
Yolcuların da , acı ve üzüntüyle
Karşı karşıyadır.

Mal ve mülk dert verir insana;
Alın teriyle kazanılır ancak ,
Hak edilen para.
Peş peşe gelir dertler ve üzüntüler
Ve bir kez geldiler mi de ,
Gitmek bilmezler.

Ve o , namuslu halkın şövalye papazı ,
Herkesin sevgili koruyucusu ,
O suçsuz ve günahsız adam ,
Don Roderic Manrique , Santiagolu
Büyük şövalye;sonsuza dek
Herkes onu anacak kahraman diye.

Ona övgüler düzmeye gerek yok burada
Ya da kahramanlıklarını göklere haykırmaya;
Çünkü , zaten biliyor bunları insanlar.
Benim söyleyeceklerim , insanlara
Hak ettiğinden ve dünyanın ona
Verdiğinden fazlasını veremezler zaten.

Ne yoldaştı ama yazgı arkadaşları!
Ne dalkavuktu ama lordları!
O ise , ne kardeşti öyle;ancak ,
Ne çok düşman vardı çevresinde!
Kılıcın ustasıydı ya ,
Yoktu bir eşi benzeri daha!

Nasıl yol göstericiydi o , bunca şeytanın arasında!
Nasıl da incelikle dururdu kameriyeler ortasında!
Ne ender bulunur bir ölçülülüktü onunkisi!
Nasıl cömert ve bağışlayıcıydı ,
Dosta düşmana karşı;
Bir aslan kadar da cesur , tehlikelere karşı.

Yazgısıyla yeni bir Augustus idi;
Zaferleriyle ve savaş gücüyle
Yeni bir Sezar ,
Adaletiyle bir Africanus ,
Enerjisi ve becerikliliyle ise ,
Bir Hannibal.

Acıma duygusuyla bir Troyalı ,
Eli açıklığı ve tükenmez neşesiyle ,
Bir Titus.
Kolu , Spartalı bir kralınki gibi güçlü ,
Sesi , gerçeğe egemen
Bir Tully.

Antoninus gibi yumuşak başlı ve
Marcus Aurelius gibi
Sakindir , dinlerken sizi.
Bir Hadrianus'tur yatıştırırken bizi;
Haklılığında ve doğru kararlarında ise ,
Bir Theodosius.

Lejyonları arasında , düzen konusunda
Ve savaşın yasalarında ,
Aurelius Aleksandr gibi katı;
İnancında bir Konstantin ve
Bir Gamaliel ,
Anayurduna duyduğu sevgide.

 

İlahi :

Ey sen , bizim günahlarımız yüzünden ,
İnsan kılığında
Dünyamıza inen;
Tanrınla bir olmak için ,
Bunca değersiz bir varlığın
İnsanın gövdesine bürünmekten çekinmeyen!

Sen , korkunç acılar içindeyken ,
Biz şenlik bulalım diye ,
Daha da acı çekmekten kaçınmayan;
Acınmayı hak ettiğimden değil ama ,
Bu zavallı günahkara ,
Acı ey İsa!

 

Ek Vasiyet :

Ve böylece , umutları soyluca yerini buldu;
Duyuları , öyle berrak ve güçlüydü ki ,
Kimse ondan kuşku duymadı.
Eşi ve çocuğu kendisine çok düşkündü;
Akrabaları ve hizmetkarları ,
Önünde diz çöktüler.

Ve ruhunu , kendisine verene geri verdi;
Tanrı ona cennetinden yer ve
Şanından pay versin!
Bizim de , avuntu olarak , canlarımızı
Bağışladı ki ;silelim gözyaşlarımızı
Ve anlatalım , onun ölümsüz öyküsünü.

 

Her Kötülüğü Hak Ettim

Her kötülüğü hak ettim;
Kıvançlıyım günahlarımdan ve
Ödüllendirilmeyi ummuyorum.
Çünkü , senin iyiliğin ,
Doyurdu tutkularımı.

Kim ki , sana yenilir;
Zafer kazanan odur.
Ancak , ölürse eğer;
İşte , o zaman kaybeder!

Ama akıl ,
Kaybetmemden hoşnuttur.
Zaten , ödüllendirilmeyi ummuyorum;
Çünkü , senin iyiliğin ,
Doyurdu tutkularımı.

 

Gecikme Sakın , Ölüm!

Gecikme sakın , ölüm;
Gel ki , seninle yaşayayım.
Sev beni;çünkü seviyorum seni!
Sen gelince , umuyorum ki;
Bitecek , içimdeki savaş sanki.

Yeniden mutlu bir hayat kurmak ,
Artık olanaksız.
Çünkü , ölümcül yaram ,
Öyle derin ki;
Bir tek , sen iyileştirebilirsin beni.

Gel öyleyse , ki ölebileyim;
Ara beni , ki izleyebileyim.
Sev beni;çünkü seviyorum seni!
Sen gelince , umuyorum ki;
Bitecek içimdeki savaş sanki.

 

Anladım ki Benim...

Anladım ki , benim;
Ne gücüm var , ne özgürlüğüm.
Çünkü , ne kendim olabiliyorum , ne gidebiliyorum
İstediğim yere;ne de gelebiliyorum dilediğimce.

Çünkü , kendim olsam , elinde tutuyorsun beni.
Gitsem , sen götürüyor;
Gelsem , sen getiriyorsun beni.
Bu yüzden sevgilim ,
Ne seviyor , ne de kendimle bırakıyorsun beni.


 

 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com