Kılıç Ustasının Ölümü
                 
Çeviren : Ferihan Hasan Panayır

Amfitiyatrodaki fırtınayı duyuyor musunuz?
Zenginliği ve ışıltıyı, lüksü ve gururu görüyor musunuz?
Mermer oturaklar kendini nasıl da gösteriyor gökyüzüne doğru;
Altından aynalar ve duvarlarda gümüş yansımalar ,
Yunan sanatının güzelleştirip eskittiği her şey.

Paris taşları , Korint sütunları ,
Süslüyor , acıkmış Romalının oturduğu salonu;
Bir sonraki yemeği düşünüyor besbelli.
Yanakları hastaymış gibi beyaz , saçları parfüm kokuyor;
Gururu, kadınların süsleriyle yarış halinde.

O vahşi barbarları yenen o güçlü kollar nerede?
Suriye kıyılarını korkutan Carthago nerede?
Ah , o zamanlar, Camillus'dan beri eskide kaldı;
Yargılama kapısını cevherlerle süsletmiş olduğundan ,
O basit oturaklar , güçlü erdemlere dönüştü.

Bir dönem Roma'nın gururuydular;
Kavgaların en sert anını arayan gözler ,
Şimdi , erdemin savaşı için seviniyor.
Gururla kılıcını düşmana sallayan o eller ,
Gladyatörlerin oyunu için el çırpıyor.

Oyun sona ermeden , iki dövüşçü de topallıyor;
Sonra , kendilerini gererek cesaretleniyorlar.
Güneş yükselince , kanlı oyun sona yaklaşıyor;
Aç aslan ve kaplanların kükremeleri , artık kulakları tırmalamıyor ,
Ölüler ise , sürüklenerek götürülüyor.

Sonra , gladyatörlerin gömüldüğü yere gömülüyorlar.
Kimse kımıldamıyor ve işareti bekliyor ;
Bir sonraki oyunun düşüyle seviniyorlar.
Kumların üzerindeki kanlar kurumadığı için ,
Kumlar düzeltiliyor ve oyun yineleniyor.

Bu korkunç yerin üstüne güneş ,
Acımasızca vuruyor.
Öğleyin , büyük bir çadır açılıyor;
Atina ve Tyrus'tan getirilmiş yün çadırlar ,
Bak , nasıl da dalgalanıyor esen rüzgarda!
Görünmez bir dokunuş sarıyor her yanı
Ve kokulu bir yağmur güneşli günü soğutuyor.

Borazancı , arenaya girip işaretini veriyor.
Dövüşçü , çırılçıplak duruyor kılıcıyla güneşin altında;
Aynı , Capuas okulundakiler gibi.
Ama , kimse kılıç salladığını daha görmemiş;
Herkes , el çırparak onu selamlıyor.

Dövüşçü , utanmaz bir şekilde ,
Alanı turlayıp kaslarını sergiliyor;
Sırtının güzelliği ve kaslarıyla övünüyor.
Gözler , o anı arsızca bekliyor;
Dövüşçüye karşı hayatını ortaya koyabileni.
Borazan ikinci kez çaldığında , bu merak bitiyor.

Rakibi , yavaş adımlarla alana geliyor;
Hiç kimse onu selamlamıyor ,
Talihsiz bakışlar onu sarıyor ve ölüm geliyor!
Artık , kimse o kadar dingin değil ;
Öyle bir vuruyor ki , hayvan yemine dönüşüyor.

Alanın tel duvarı olmasa kim güvende olurdu ki?
Duvar , seyircileri alandan ayırıyor.
Dövüşçü , gururla alnını siliyor;
Boğazındaki köle ipine rağman gururlu
Ve gözleri ateş saçıyor.

O , yönetmek için doğmuştur;
Altın kakmalara otur ve bunu düşün!
Bak , bu değerinden hiçbir şey kaybetmiyor!
Özgür denizleri düşün , burası ise bir hapis;
Ancak , böylelikle düşlersin geçmişi.

Arenanın ortasında durup , etrafına bakıyor;
Karşısındaki zavallı varlığa ve başlıyor acımasızlığa.
İsteksiz olan bu kavga ,
Halk için eğlence kaynağı.
Yönetmek için doğan o , şimdi eğlendirmek için dövüşecek;
Ama o bir Romalı , yani bir düşman.

Elleri , parlayan kılıcı kavrıyor;
Gözleri şimşek çakıyor ve dövüş başlıyor.
Hoş geldiniz diyor borazanın sesi;
Daha güçlü çıkıyor ok yayından ,
Avına doğru hızlıca uçup gidiyor.

Ah Spurius , kılıç okulundaki tüm öğrendiklerinin ,
Şimdi tadını çıkarmaya bak;
Kaplan sana pençe atana dek.
Ardında sakladığın kalkandan gökgürültüsü çıkıyor;
Senden nefret eden karanlıklar , sana kapılarını açıyor.

Kaplanın güçlü pençesi , kılıcını bölüyor;
Onu yere atıp kılıcını sallıyor.
Şimdi , o cesaretin nerede?Övünecek neyin kaldı?
Yanaklarına kan mı geldi?Alnın parlıyor;
Kollarınsa , kaplanın pençeleri arasında.

Gözleri , bir şeyler der gibi bakıyor.
"Zavallı!" diye bağırıyor rakibi;
"Kollarımda seni öldürebilecek gücüm hala var!"
Sesi , bir şimşek gibi yankılanıyor;
Arenadaki binlerce kişiye doğru.

Spurius , kemerinin altındaki gizli bıçağı çekip ,
Rakibinin göğsüne saplıyor.
Seyirciler , hep bir ağızdan bağırmaya başlıyor;
Sevinç gösterileri ortalığı çınlatıyor :
"Ey Romalı , aymazlığa dalmıştın!"

O utanmaz tavırları takındığını anımsıyor musun?
Bu yaptıklarından utanmak için artık çok geç;
Sevinç gösterileriyle gurur duyuyorsun.
Rakibin , kalkanının ardında ağır ağır yere düşüyor;
Sertleşmiş eliyle göğsünü tutuyor.

Arenayı ateş kızılına bezeyen , bir ışık beliriyor;
Seyircilerin çığlıkları onu uyarıyor.
Sağ koluna dayanıp ayağa kalkıyor ,
Kanayan göğsüyle , çevresine vahşice bakıyor;
Ancak , başı öne düşüyor ve en büyük acılara düşüyor.

Ölüm anındaki bakışı ve erkeklik gururu;
Onu yine , vahşiliklerine geri döndürmek istiyor.
Ruhu da acı çekiyor;
Artık , mermerler bile , dudaklarının nasıl sustuğunu anlatabilir.
Tüm bu sarsıcı çığlıklar , amfitiyatroyu dolduracak;
Binlerce yıl sonra bile , mermerler bu yankıyı fısıldayacak!

 

Küçük Borazancı
      (Seçmeler)

Bak ağzındaki borazana ,
Sağ eli şapkasının kenarında;
On üç yaşında bir çocuk ,
Salona uygun adım giriyor!

Üzerinde bir kazak ,
Beyaz pantolonu sarıyor bacaklarını;
Ve esas duruşta ,
Çalıyor borazanını.

Ne kadar sıcak o , ne kadar kırmızı yanakları ,
Ne kadar heyecan dolu
Ve gözleri ne kadar mutlu bakıyor;
Hiçbir yasa tanımaz gibi.

"Jens Peter , o borazan ne için?"
"Dinlenmek ve ekşi biraları yudumlamak için."
"Nasıl yani , o üflenen borazan mı?"
"Tabii , Almanlar için."

Kendi annem bile ağlamadı;
Bu bir ayıp değil!
Zararsız çıkılmıyor savaştan bilirsin;
Ben kendime dikkat ederim!

Haç'ından ayrıldı küçük dostumuz
Ve şimşek gibi öne atılıyor;
Taburun en ön safında ,
Kavga ederek düşüyor.

Tamburu düşüyor , ama başarıyor;
Davulu hızla kapmayı.
"İleri!" diye bağırıp ,
Silahını ateşliyor.

Çok yakın çarpışıyorlar ,
Hava aydınlanıyor ;
Bir kurşun davula geliyor ,
Bir başkası da eline.

Yine düşüyor yere ve yine ayağa kalkıyor ,
Tabura doğru ilerliyor;
Bir atın çiftesi onu ,
Yine yere yuvarlıyor.

Her yerde sevinç vardır.
Tüm dudaklardan duyuluyor ,
Kralın sözleri;
Gözlerden akan yaşlarla.

Ve kahraman albay konuşuyor kral ile ,
Sözcükler dökülüyor;
O anda dudaklarından sıcakca.
Kral ona elini uzatıyor.

Şimdi , el sallıyor;ancak o da ne?
Şu bizim küçük dostumuz ,
Krala sevinçle bakıyor;
Duru ve saf gözleriyle.

Yanakları al al olurken
Ve mutlulukla gülerken ,
Eli yine şapkasına uzanıyor;
Onu saran giysisiyle dimdik duruyor.

Kralın sorusunu yanıtlıyor ,
Kendine güvenerek;
Erkekliğini duyumsayarak ,
Soruyu yanıtlıyor.

Kral , küçücük eline bakıyor;
Yara izini görüyor.
"Acıdı mı?" diye soruyor;
Gülümseyerek.

"Ah hayır; ileri , dedim vurdum!"
Diye yanıtlıyor tüm kalbiyle.
Eğer , geri çekilseydik;
O zaman acırdı elbet.

Ve kral gülerek , "Sen çok cesursun
Yetenekli bir çocuksun" diyor;
"Dile benden ne dilersen!" diyerek ,
Elini çocuğun omuzuna koyuyor.

Çocuk susuyor , çünkü biliyor;
Bu anın önemini.
Ve soruyu yanıtlıyor;
"Doğruları öğrenmeyi."

Bir gürültüdür gidiyor , herkes eğleniyor;
Sevinç çığlıkları atarak.
Açılan tüm camlardan ,
Çiçekler atılıyor.

Çocuğun yanında annesi duruyor;
Bugün , üzüntüyü bir yana bırakmış.
Gözleri , sıcak ve neşeli bakıyor;
Güneşli bir günün sabahı gibi.

Annesinin elinden tutuyor;
Anne oğul ata biniyorlar.
Haydi , marş ileri!
Düşlerini sana bırakıyorum.

Tüm bu gerçeklerin ışığında ,
Bu şiirin sana verdiğini ,
Çocuğun geleceğinde ,
Farklı bir açıdan göreceksin!

Onun , sağlıklı büyüdüğünü göreceksin;
Zamanın güçlü fırtınalarında.
Ve göreceksin ilerde ,
Onun yapacaklarını da.

Zaman düşüncelerinde duracak ,
Geçen zaman içinde;
Danimarka'yı onurlandırıp ,
Onu koruyacak!

 


 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo. com