Bay
Halewin Bir Şarkı Söyledi
Çeviren :
Murat Acar
Basit biçimi ve tekrara dayanan
anlatımından yola çıkarak denilebilir ki; Bay Halewin baladı, ortaçağ
Hollanda şiirlerinin en eskilerinden birisidir.
Bu balad, genç kızları karşı
koyamadıkları bir şarkıyla baştan çıkaran ve daha sonra öldüren bir tür
Mavi Sakal öyküsüdür. Ancak Mavi Sakal’dan farklı olarak, bu baladdaki
canavar tip; sonunda, cesur ve kurnaz kız tarafından öldürülür.
Bu şiir , Kuzey-batı Avrupa efsanelerinden unsurlar içerir. Şiirin;
İngiltere, İskoçya ve Almanya’da değişik versiyonları vardır. İngiliz
edebiyatındaki versiyonu May Colvin ve sahtekar bay John adlı şiirdir.
Birçok Ortaçağ şiiri gibi, bu şiirde de, cinsel şiddet ve kadınların bu
şiddete karşı savunma yöntemleri anlatılmaktadır. Bu savunma yöntemleri,
şiirler yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.
Bay Halewin baladı, biçiminin basitliğine ve dilinin sadeliğine karşın, 90
sıradan dizede; esrarengiz, duygusal ve çarpıcı bir dünya ortaya koyan
görkemli bir şiirdir.
Bay Halewin bir şarkı
söyledi,
Onu duyan herkes kendinden
geçti
Bir kralın kızı duydu
sesini;
O ki, güzeldi ve herkesçe
sevilirdi
Babasının huzuruna çıktı ve
dedi ki : "Ah..!
Baba, izin ver gideyim
Halewin’e."
"Ah,
hayır kızım, çıkma evinden !
Dönmedi giden hiç kimse,
onun peşinden."
Annesinin huzuruna çıktı ve
dedi ki : "Ah..!
Anne, izin ver gideyim
Halewin’e."
"Ah,
hayır kızım, çıkma evinden !
Dönmedi giden hiç kimse,
onun peşinden."
Ablasının huzuruna çıktı ve
dedi ki : "Ah..!
Abla, izin ver gideyim
Halewin’e."
"Ah,
hayır kardeşim, çıkma evinden !
Dönmedi giden hiç kimse,
onun peşinden."
Ağabeyinin huzuruna çıktı
ve dedi ki : "Ah..!
Ağabey, izin ver gideyim
Halewin’e."
"Git,
nereye istersen, ben ne karışırım ?
Başından tacını çıkartma
yeter ki !"
Kız odasına gitti ve çözdü
düğmelerini
Ve giyindi en güzel Pazar
giysilerini
Üstüne ne giydi ?
En has ipekten bir gömlek.
Korsesini neyle sardı ?
Çepeçevre altın iplikle
sardı.
Kırmızı elbisesi nasıldı ?
Her ilmiğinde bir altın
vardı.
Mantosu nasıldı ?
Her ilmiğinde bir inci
vardı.
Sarı saçlarına ne taktı ?
Altın bir taç taktı.
Babasının ahırına gitti,
Ve en yağız aygırı seçti.
Atına atladığı gibi,
Şarkılar söyleyerek ormana
daldı.
Daha yolu yarı etmemişti
ki,
Bay Halewin’e rastladı.
Adam atını bir ağaca
bağlamıştı,
Küçük hanım korktu ve
titremeye başladı.
Adam dedi ki: “Güzel kız ,
selam sana,
Çöz saçlarını da otur
yanıma.”
Bukle bukle saçlarını çözdü
kız,
Damla damla yaşlar döktü
kız.
Ormanın içinde birlikte at
sürdüler
Ve yolda neler neler
söyleştiler.
Derken vardılar bir
darağacına,
Birçok kadın asılıydı
orada.
Adam dedi ki: “Kızların en
güzelisin sen,
Seçimini yap, ölümlerden
ölüm beğen.”
Kız dedi ki: “Madem ki
seçme hakkım var,
Kılıçla öldür beni
öldüreceksen.”
“Ama önce kuşağını çöz,
giysini çıkar;
Çünkü, bakire kanım
fışkırır, üstüne sıçrar.”
Ama Bay Halewin daha üstünü
çıkarmadan,
Kafası uçtu yere düştü
boynundan.
Ve ayaklarının dibindeyken
kafası,
Dili dedi ki: “İşte ,
buğday tarlası;
Git ve üfle geyik boynuzunu
ki,
Bütün dostlarım duysun
sesini”
“Gitmeyeceğim buğday
tarlasına,
Üflemeyeceğim geyik
boynuzunu”
“Bir kavanoz yağ olacak
darağacının altında,
Git öyleyse, onu getir
bana.”
“Ne darağacının altına
giderim,
Ne de kanlı boynuzu
yağlarım”
Kız kafayı saçlarından
tutup kaldırdı,
Ve bir pınarda, kanlarını
güzelce yıkadı.
Tekrar atladı atına,
Şarkılar söyleyerek daldı
ormana.
Yolu henüz yarı etmemişti
ki,
Halewin’in annesine rast
geldi.
“Güzel kız , yalvarırım söyle
bana.
Oğluma rastladın mı yolda
?”
“Bay Halewin ava gitti
avlandı,
Göremeyeceksin onu bir
daha.
Oğlunuz Bay Halewin öldü,
Kellesini taşıyorum
kucağımda.”
Kız, babasının kapısına
vardı sonunda;
Bir erkek gibi, güçlü
üfledi boynuza.
Babası duydu boynuzun
sesini,
Kızının döndüğüne pek
sevindi.
Bunun şerefine bir şölen
verdiler,
Kelleyi de, sofranın baş
köşesine yerleştirdiler.
Doğu
Şafakla Işıdı
Bu Ortaçağ şiirinin konusu, bütün bir
gece boyunca boş yere aşığının yolunu gözleyen genç bir kadın ile
penceresinin altında ona seslenen ve onu kendi ülkesine götürmeyi öneren,
diğer bir aşık arasındaki diyalogdur.
Genç kadın, onurlu bir şekilde bu öneriyi geri çevirir. Genç kadının
aşığı, bir saldırı sonunda öldürülür. Bunun üzerine ailesine dönen genç
kadın, onlardan ilgi göremeyince, rahibe olmaya karar verir.
Bu şiirde , sevgilisini kaybeden kadınlara öğütler vardır. Şiir, 14. Yüzyılın
2. yarısında, Delft şehrinde, Gertrudis Van Oosten tarafından hergün
söylenirdi. Van Oosten, bazen bu şiiri, başka 2 kadınla birlikte şehrin
çeşitli köprülerinde söylerdi. Şiirin konusu , Van Oosten’a ilginç
gelmişti. Çünkü, söylenceye göre, kendisi de aşkta büyük acılar yaşamış ve
bu acıların sonunda rahibe olmuştu.
“Doğu şafakla ışıdı; yeni
günün aydınlığı,
Dört bir tarafa yayıldı.
Haberi olmadan sevgilimin,
Ah, ben nereye gidebilirim
?”
“Ne zaman ki düşmanlarım,
Dostum olur ansızın;
Bu diyarın ucuna dek,
Seni alır kaçarım.”
“Cesur ve nazik şövalye,
Beni kaçıracağın yer orası
mı ?
Daha çok huzur vaat ediyor,
Sevdiğimin kolları.”
“Sevgilinin kolları mı ?
İnanmam, doğru değil bu
dediğin;
Ihlamur ağacının altında,
Ölü yatıyor sevdiğin.”
Kız mantosunu aldı,
Ve telaşla dışarı çıktı.
Ihlamura vardı ki, ne
görsün;
Sevgilisi öldürülmüş.
“Ah, cansız mı yatıyorsun?
Kanlar akıyor üstünden.
Ne geldiyse başına zaten,
Cüretinle kibirinden.”
“Ah, cansız mı yatıyorsun ?
Neden böyle kıvançlıyım ?
Senden bana ne kaldı ?
Sadece acılarım.”
Kız mantosunu aldı.
Ve kederli yola koyuldu.
Babaevine vardığında;
kapıları
Ardına kadar açık buldu.
“Ah, yok mu burada kimse ,
Bir soylu ya da bir şövalye
?
Ne olur yardım etsin bana
biri,
Gömsün zavallı sevgilimi.”
Şövalyeler oturdu sessizce,
Tek sözcük etmedi hiçbiri.
Kız gözyaşları içinde,
Döndü gerisin geri.
Aşık şövalye, kollarına
alıp kızı;
Yapıştırdı dudaklarına
dudaklarını.
Birkaç dakika boyunca,
Öpücüklere boğdu onu.
Kız, kazmak için toprağı;
Onun kılıcını kullandı.
Kar beyazı elleriyle,
Mezarı cesaretle kazdı.
“Şimdi gidip küçük bir,
manastır bulacağım kendime;
Giysilerim kapkara,
Takılarım tespihler
olacak.”
Tatlı sesi ile yaptıkları,
Her ayinde çınladı.
Kar beyazı elleriyle,
Dualar için küçük çanlar
çaldı.
Saban
Şarkısı
Bu şiir, kadınları güçlü kılan folklorik
geleneklere tanıklık eden bir şiirdir.
Dinleyin, gençler ve
yaşlılar,
Şu an hayatta olanlar !
Size bir ayıbın,
Acıklı öyküsünü
anlatacağım.
Kulaklarımıza inanamasak da
duyunca,
Öykü aynen şöyle;
İçkiye ve kumara düşkün bir
adam,
Sabana koşulmuştur öküzün
yerine.
Bu adam, karısını döver
günün birinde;
Bütün komşuları dışarı
fırlarlar
Ve bu ahlaksız adamdan,
İntikam almanın bir yolunu
ararlar.
Hepsi şaşkındır, hepsi
dertli;
Yakalansın istiyorlardır bu
kabadayı.
Var güçleriyle bağırırlar
hepsi:
“Atın buradan şu
zorbayı..!”
Düşünün, adamın nasıl
korktuğunu;
Kadınlar bir araya
geldiklerinde,
Yargılamak için onu,
Ceza ise korkunçtu :
"Şimdi
karını dövmek ,
Ne demekmiş göreceksin !
Aklın başına gelene dek,
Bu sabanı çekeceksin."
Düşünün bir nasıl
korktuğunu,
Nasıl soğuk terler
döktüğünü;
Bir at gibi saban
sırtındayken.
Budala değiller ya,
Onu bu sabana koşanlar;
Ellerinde birer kırbaç,
Tarla boyunca bir aşağı,
bir yukarı,
Çek babam çek bakalım
sabanı.
Tarlayı görünce adam,
feryat figan;
"Merhamet edin, ey kadınlar
! "
Bu ancak atların koşulduğu
sabanı,
Çekti gücü kalmayana kadar.
"Hayatım boyunca bir daha
asla,
El kaldırmayacağım sevgili
karıma;
Bu sabandan sakınmak için
kendimi,
Söz veriyorum saygılı bir
adam olacağıma."
İşte, burada bitiyor öyküm
benim;
Kulağına küpe olsun her
erkeğin.
Eğer karınızı döverseniz,
Saban şuracıkta bekliyor
bilesiniz.
Bundan iyi çaresi yoktur bu
işin,
Ben de sakınıyorum kendimi
emin olun.
Sabana koşulma cezası
çekmektense,
Kumar oynarım ve içerim
meyhanelerde.
Gün Gizlenmeyecek Artık
Bu şiirde, sabahleyin
aşığının ayrılışı üzerine, bir kadının yakarışları
anlatılır.
"Gün gizlenmeyecek artık,
Vakit tamamdır bence;
Sevgiliyi saklayanlar,
Nasıl da korkuyorlar
ayrılık var diye."
"Gözcü, bırak bu tatsız
sözleri;
Bırak, uyusun sevgilim !
Günü çağırmazsan iş başına;
sana,
Som altından bir yüzük
veririm."
"Ben çağırmazsam, talihsiz
kız;
Sevgilin canıyla öder.
Sende kalkan var, bendeyse
silah;
Eh, bu da seni korkutmaya
yeter."
Genç adam uyudu ve uyandı,
Sevdiği kadını kollarına
aldı.
"Aşkım dedi, bu kadar
üzülme;
Geri döneceğim bu gece."
Genç adam doru atı
eyerledi,
Genç kadın surlardan onu
izledi,
Ta uzaklarda, kuzeyde bir
yerde,
Gün ışığı bulutları
yırtıyordu.
"Bende olsaydı günün
anahtarı;
Atıverirdim ırmağa onu,
Asla bulunamayacağı bir
yere,
Ya da Meuse’den Ren
nehrine."
Anne
Marieken
1848 tarihli, felemenkçe bir metinde yer alan bu
Ortaçağ şiirinde, hırslı bir kadın portresi çizilir.
"Söyle,
Anne Marieken, nereye gidiyorsun ?
Söyle, Anne Marieken,
nereye gidiyorsun ? "
"Dışarı
çıkıyorum, askerlere bakmaya."
Hoppa Anne Marieken ,
hoppala !
"Söyle,
Anne Marieken, sonra ne yapacaksın ?
Söyle, Anne Marieken, sonra
ne yapacaksın ?"
"Pamuk
tarayacağım, yün eğireceğim ve askerleri öpeceğim."
Hoppa Anne Marieken ,
hoppala !
"Söyle,
Anne Marieken, bir erkeğin yok mu senin ?
Söyle, Anne Marieken, bir
erkeğin yok mu senin ?"
"Erkeğim
yok ve dayak yemiyeceğim."
Hoppa Anne Marieken ,
hoppala !
"Söyle,
Anne Marieken, çocuğun da mı yok ?
Söyle, Anne Marieken,
çocuğun da mı yok ?"
"Çocuğum
da yok, derdim de yok."
Hoppa Anne Marieken ,
hoppala !
E-Mail
asmakat2002@yahoo.com

|