 |
Entellektüel Yaşam
Kadınlar ve
Evlilik Üzerine 1.Mektup :
Kadınlar ve Evlilik
Çeviren: Murat
Acar
Evlilik konusu ,
benim ya da bir başkasının , çok küçük bir bilgi kırıntısından fazlasına
sahip olamayacağımız konulardandır.Her birimiz , kendi evliliğinin nasıl
olduğunu elbette bilir.Ancak bu bilgi , evliliğin tüm bilgisiyle
kıyaslandığında; genellikle , yerkürenin tüm bitki örtüsüne oranla tek bir
bitkinin hacmi kadardır.Bu konuda edinilebilecek deneyimin son aşamasının
, bu ülkede üç dava ya da denemeye kadar yolu vardır.Bir kimse , iki kez
dul kalabilir ve üçüncü bir kez evlenebilir.Ama , şurası kolaylıkla
görülecektir ki;deneyimin çeşitliliği , her defasında eksik kalmış ,
tamamlanamamış olmasıyla dengelenmiştir.Deneyimin , tek ve kesin bir
kararın bilgeliğine dayandığı durumlarda bile , edinilen bilgi , bir ömrün
yarısından fazlasına mal olur.Doğru bir evlilik , yalnızca geçici bir
anlaşma değildir.Genç bir çiftin , bayanın soyadını değiştirdiği andan
itibaren evli oldukları kabul ediliyorsa da;gerçek evlilik , uzun ve ağır
bir karşılıklı gelişim sürecidir. Tıpkı , ormanda yan yana dikilen iki
ağacınki gibi.
Evlilik konusu ,
genellikle erkeklerin;hakkında ilgilendikleri , diğer konulardan daha az
bilgi sahibi oldukları türdendir.İnsanlar , başkalarının evlilikleri
hakkındaki tahminlerinde , hemen her zaman yanılmışlardır.En
yakınımızdakilerin bile , beğenilerine ve gereksinimlerine dair ne kadar
az şey bildiğimizin en iyi kanıtı;yaptıkları evliliklere karşı ,
eksilmeyen şaşkınlığımızdır.Çok yaşlı ve deneyimli kişiler , genç çiftleri
iyi tanıdıklarını zannederler.Ama onların da tahminleri , hedefi asla
onikiden vuramayacaktır.Evlilik konusunda , hepimizin ne denli cahil
olduğumuz düşüncesi aklıma düştüğünden beridir;çevremde , sürekli olarak
bunu doğrulayan küçük olaylar yaşanıyor.Bunlar , bir yandan , bana diğer
insanlar hakkında ne kadar sıklıkla yanıldığımı gösterirken;diğer yandan
da , hakkında bir şeyler bildiğimi savlayabileceğim tek evlilik hakkında ,
yani kendi evliliğim hakkında , ne denli yanlış düşüncelere sahip
olduklarını kanıtladı.
Bilgisizliğimiz
öyle derin ki , çevremizde bu bilgeliğe sahip , yalnızca birkaç kişi
var;onlar da , bildiklerinin pek azını bizimle paylaşıyorlar.Ve öyle derin
ki , yaşamın bu derinindeki gizliliğe azıcık bağlı olanlar bile , sadece
kendi yaşadıkları hakkında fikir sahibidirler;geriye kalanlar da , yine
yalnızca kendilerininki hakkında.İnsanların gözleri önünde açıkça
sergilenenler ise , sadece mutsuz evlilikler;yani , aslında gerçek
evlilikle yakından uzaktan ilgisi olmayan ilişkilerdir.Mutsuz bir
birliktelik ile gerçek bir evlilik arasındaki ilişkinin bir benzeri ,
ancak , hastalık ile sağlık arasında kurulabilir.Yaşanan tartışma ve
perişanlıklar ise ;doğa , kaçırılan mutluluğun kaybını ya da dayanılabilir
bir ayrılık kararının huzurunu sağlarken , hissedilen kaçınılmaz
bunalımlardır.Evlilik hakkında gerçekten bilebileceklerimiz;temelinde ,
güdülerimizin en güçlüsünün yattığı ve onun , kendi haklı nedenlerini
sunduğu meyvalarla , özellikle de , çocukların uzun süreli ve sakıngan
bakımında gösterdiğidir.Şu var ki , evlilik , sonuçları bakımından oldukça
karmaşıktır.Ve bu güne dek , pek az ilgi gösterilen bir dizi etkisi vardır
ki;bu , entellektüel yaşam üzerindeki etkileridir.Hiç kuşku yok ki ,
bunlar , kültüre değer veren herkesin üzerinde düşünmesi gereken
konulardır.
İnanıyorum ki ,
entellektüel bir kişinin önünde , izleyebileceği iki yol vardır. Ya kendi
halinde , sorumluluk sahibi , çocuklarını doğuracak ve ev işleriyle
ilgilenecek ve kendisini işinden kıskanmadan inanç ve bağlılıkla sevecek
bir kadınla evlenecektir;ya da , aksine , eğitimini okul deneyimlerinden
çok daha ötelere taşıyabilmiş ve entellektüel uğraşının zorlu yollarında ,
kendisine eşlik etmeye istekli , akıllı bir bayanla evlenmeyi
yeğleyecektir.Bu ilk durumdan ilkindeki tehlikeye , Wordsworth ;Westmoreland'da
yaşayan bir köylünün kulübesini satın almak isteyebilecek göl gezginlerine
yazdığı bazı dizelerinde dikkat çekmiştir.Gezgin burayı satın alır almaz ,
bu küçük romantik yerin canına okuyacaktır.Çünkü , burasının güzelliği ,
basit bir yaşamın şiirselliğiyle birebir bağıntılıdır ve orta sınıfın
gereksinimlerini karşılayabilecek şeylerin etkisiyle silinip
gidecektir.Anımsıyorum da , bir gün bir taşra hanında , düşünceleri tuhaf
bir biçimde geleneklere aykırı bir İngiliz subayıyla , akşam yemeği
yiyorduk.Bizimle , tavırlarındaki doğal inceliği ve farklılığıyla hemen
dikkat çeken , ev sahibinin güzel kızı ilgileniyordu.Her ikimize de ,
hiçbir soylu kadının , bu kız kadar seçkin bir edası olamazmış gibi
gelmişti.Arkadaşım , aklı başında her beyefendinin , bu kıza hemen
evlenmeyi önerip; onunla , bu dağ kasabasında , kaygılardan ve dünyanın
boş uğraşlarından uzakta yaşamak isteyeceğini söyledi.
Hiç kuşku yok ki ,
her saygın adam , bu türden düşler kurar.Kimileri daha ileri gitmiş ve
güzel köylü kızlarıyla evlenerek , bu düşlerini gerçekleştirmişlerdir.
Ancak sorun şu ki , bu kızlar , sonsuza dek değişmeden kalamazlar.Ve
nitekim , zamanla;düş ürünü , yapmacık bir hanımefendi olup çıkarlar ve
doğal hallerinde , sevimli bir saflık gibi görünen bilgisizlikleri ,
büründükleri bu yeni hallerinde , rahatsız edici bir kusura dönüşür.Yine
de , entellektüel bir adam için , sıradan bir köylü kızıyla evlenip ,
üzerine titreyerek , onu bu asıl haliyle korumak olanaklı olsa bile , şuna
gerçekten inanıyorum ki , serüven ve tehlikelerle dolu dünya , onun sahip
olduğu kültüre;estetik anlayıştan ve zevkten yoksun , onun uğraşılarını ve
kendini geliştirme çabalarını anlamaktan aynı ölçüde yoksun ve dahası ,
bunlarla çatışarak , ona engel olmaya daha yatkın bir kadınla evlenmesi
durumunda bile , daha az tehditkar davranacaktır.Bir keresinde , bu sorun
üzerine;şu an dul olan , ancak , şaşırtıcı bir biçimde mutlu bir evlilik
deneyimi yaşadığı için , bu konuda önyargılı olduğu düşünülemeyecek ,
seçkin bir sanatçı ile söyleşmiştik.Ona göre , kendisini sanata adamış bir
adam , ya kendisini tümüyle ev işlerine vererek ve bu yükü omuzlayarak ,
evdeki huzuru sağlayacak ve koruyacak sıradan bir kadınla;ya da sanatsal
yaşamına girebilecek yeterliği olan bir başkasıyla evlenmeliydi.Ancak ,
akılsızca eleştiri ve yersiz engellemelerin de , böyle kültürlü bir kişi
için , ileri derecede tehlikeli olacağını da düşünmeden edemiyordu.Sonuçta
kendisi , olanaklı saydığı bu iki evlilik seçeneğinden ilkini;yani ,
hayatına karışamayacak , tümüyle bilgisiz ve basit bir insanla evlenmeyi
yeğliyordu.Söz konusu bayan Ingres'ı , doğru bir sanatçı eşi modeli olarak
görüyordu.Çünkü o , kocasının hayatına karışmaktan kaçındığı gibi , var
gücüyle didinerek;onu , yaşamın gündelik sıkıntı ve dertlerinden korumayı
, bir dalgakıran gibi davranıp , kocasının durgun ve huzurlu sularda
yaşamasını sağlamayı görev biliyordu.Bu seçim ve beraberinde getirdiği
durum; entellektüelden çok , estetik olan sanatçılar için doğru olabilir.
Ancak şu da var ki
, büyük bir edebi kültüre sahip bir kişi için ideal olan;eşit paylaşıma
izin veren , eşitlik olası değilse , en azından ilgi içeren bir
evliliktir. Üstelik bu idealin , sadece bir düş olmadığını , sağlam ve
mutlu bir gerçekliğe dönüşebileceğini kanıtlayan örnekler yok
değildir.Ancak , öyle enderdir ki;ne yalan söyleyeyim , böyle bir
birliktelik kurabilme olasılığı konusunda kuşkuluyum.Bir kere , kadının ve
erkeğin aldıkları farklı eğitimler , daha başlangıçta , iki tarafı
birbirinden geniş bir uçurumla ayırıyor ve ortak bir kültür zemininde
buluşmak için ise , ikinci bir eğitimden geçmek şart oluyor.Çiftler ,
bunun için gereken kararlılığa da nadiren sahip oluyorlar.
Her iki cinsin de
, özellikle de kadının , eğitimindeki yetersizlikler ve gerçeklikten
yoksunluk;uyumlu arkadaşlıklar kurmaya olanak vermeyen ve evlilik hayatı
yararına işlemeyen , bir tür eğitim politikasına yüklenebilir.Erkeklere ,
kızlara öğretilmeyen ve böylelikle , eleştirel bir gözle bakabilecek
donanıma sahip olsalar bile umursamayabilecekleri başarılarına , belli
ölçüde saygı duymalarını sağlamak için , farklı bir eğitim verilmesi
ile;kızlara , çok yakın zamana kadar yoksun oldukları ve devlet
okullarıyla üniversitelerde verilmeyip , sanat ve dil eğitiminin yeni yeni
verilmeye başlanmış olması , söz konusu politikanın güdüklüğünü açıkça
ortaya koymaktadır.Bu yüzdendir ki , kadınlar ve erkekler , buluşup
anlaşabilecekleri ortak bir zeminden yoksun bireyler olarak
yetişmektedirler.Dahası , kadınların eğitiminde görülen ciddi zihinsel
disiplin eksikliği;onların , belki de bu eksikliği giderebilecek olan
ciddi entellektüel çalışmalardan soğumalarına ve isteklerinin kırılmasına
neden olmaktadır.Kadınların zihinsel alışkanlıklarında süregelen bu toptan
yanlışlık; bugün , kadınların büyük çoğunluğu için , kültüre ve gelişmeye
uzanan yolda , üstesinden gelinmesi en zor engeldir.Uyumlu bir
entellektüel paylaşımın önemini kavrayamadığı için , başarısızlıkla
sonuçlanmış pek çok evliliğin tarihi , en görgülü dostlarımdan birinin
söylemiş olduğu şu tümcede özetlenmiştir: "Onunla evlendiğimde hiçbir şey
bilmiyordu.Ona bir şeyler öğretmeyi denedim.Bu onu çok kızdırdı , ben de
vazgeçtim."
Kadınlar ve Evlilik Üzerine 8.
Mektup :
Yüksek Kültürlü Bir Hanımefendiye
Sanırım ,
kadınların entellektüel yaşamlarındaki en büyük talihsizlik , erkeklerin
ağzından gerçeği duymamalarıdır.Kültürlü ve görgülü bir toplumdaki tüm
erkekler , kadınlara mümkün olduğunca duymayı arzu edecekleri şeyleri
söylerler.Ve kadınlar da , buna öylesine alışmışlardır ki;kendi kişisel ve
özel duyguları hesaba katılmadan söylenmiş bir sözü , nadiren sakin bir
şekilde karşılayabilirler.Kadınların duygularına gösterilen özen ve
incelik , toplumlara hoş bir hava kazandırır kazandırmasına;ancak bu ,
yalın ve ödünsüz gerçek için öldürücüdür.Düşüncelerini yakından
tanıdığınız birisini inceleyin;bir hanımefendiyle konuşmadan önce , bir an
duraksadığını fark edeceksiniz.O kısa duraksama anında;zihinde ,
karşısındaki bayana neyi , ne şekilde söylemesinin onu en çok hoşnut
edeceğini çekip çevirmektedir ve hiç kuşkunuz olmasın , gerçeğin bütünlüğü
, bu sırada zedelenecektir.Yakından tanıdığımız bu kişi hakkında
bildiklerimizle , bayanın duymayı istediği sözleri kullanan kişiyi
karşılaştırırsak; kadıncağızın içinde bulunduğu durumun , kendisi için
sakıncalarını anlarız.Erkek , bayanı neyin hoşnut edeceğini saptamıştır ve
konuşurken yapmaya çalıştığı , bundan başka bir şey değildir.Hiç umurunda
olmayan , önemsenmeyecek konularda , derin bir ilgiyle söyleşirken , dünya
için önemini bildiği sorun ve olaylara şöyle bir değinip geçer.Hanımefendi
de , bu konuşkan beyle hiç rahatsız olmadan ve öfkelenmeden güzel bir saat
geçirir.Aslında , talihsiz kadın , kendini geliştirme fırsatını ıskalamış
ve kadınlara özgü sürekli yanılsamalar içinde , bir kez daha onaylandığına
inanmıştır.Bu durum arada bir yaşansa , zihinsel yapı üzerinde büyük bir
etki bırakmayabilir.Ancak , bu olayların ardı arkası kesilmez;sürekli
yaşanır.Erkekler , sanki kadın dünyasına girmek , Arabistan'da yolculuk
etmek kadar tehlikeliymiş , ya da sanki düşünceler suçluymuş gibi , kendi
gerçek düşüncelerini kadınlardan saklarlar.
İki ya da üç yıl önce , Punch'ta , tam da bu
konuyu örnekleyici nitelikte bir çizim yayınlandı.Bu çizimde , iyi giyimli
bir doktor , Belgravia'da halsizlikten şikayet eden bir bayanı ziyaret
ediyordu.Balıkyağı , hanımefendinin damak tadına uymadığı için , yakışıklı
ve akıllı doktor;bunun yerine , kendisine etkili bir curaçoa ve kaymak
karışımı öneriyordu.Bu akıllı adamın , hastanın fiziksel yapısı için
yaptığı şey , aslında bütün kibar erkeklerin , bayanların entellektüel
yapıları için yaptıklarından başka bir şey değildir.Çünkü onların da , adı
geçen entellektüel yapıyı güçlendirerek , hoş olmayan gerçeğin yerine
sundukları , tatlı bir curaçoa ve kaymak karışımıdır.
Kadınlara , hoşlanacakları tatlı sözler söyleme
eğiliminin başlıca nedeni , cinsiyetler arasındaki farklılıklar kadar
açıktır.Bu eğilim , doğrudan doğruya cinsel duygulardan
kaynaklanır;içgüdüsel ve kalıtsaldır.Erkekler , kadınlarla asla kendi
aralarındaki kaba açık sözlülükle konuşmazlar.Cinsiyetler arası konuşmalar
, kimi zaman ikiyüzlü olacaktır.Yine de inanıyorum ki , kadınlar daha
fazla saygı gördükçe;erkeklerin , gerçekte oldukları halleriyle , onlar
tarafından sayılma arzuları güçlenerek ve bir yanılsama sonucu olarak ,
onaylanmak istemeyeceklerdir.Şimdiden , büyük kentlerin entellektüel
topluluklarında , erkeklerin kadınlara karşı , taşralı sınıflarda
olduğundan daha açık sözlü olduklarını görmek olanaklı.Kadınların , yüksek
kültüre sahip oldukları yerlerde; erkekler , daha açık ve içten.Gerçekten
de , yüksek kültürün;hem düşünce çeşitliliğine karşı hoşgörülü olduğu ,
hem de gerçeği gizlemeye yer bırakmayan bir karşılıklı anlayışı şart
koştuğu için , doğrudan doğruya içtenliği pekiştiren bir gücü
vardır.Kültürsüz bir kadının yanında , bir erkek , alışkın olduğundan
farklı sözler kullanırsa , onu gücendireceğini hisseder;dahası , onun
sınırlı bilgisinin ötesinde bir şeyler söylediğinde ise , araya bir
soğukluk girer.Erkeklerin en dürüstü bile , böyle bir durumda , özenli
davranması gerektiğini bilir ve eninde sonunda bir parça ikiyüzlülükten
kaçınamaz.Ancak , kendisininkine denk bir kültüre sahip hanımefendinin
yanında , bu türden kuruntulara yer olmaksızın , güvenli bir şekilde
doğallıkla davranabilir.Bu düşüncelerin beni getirdiği noktada , şunu
umuyorum ki; kültür yaygınlaştıkça , kadınlar daha sıklıkla gerçeği
duyabilecekler.Bu gerçekleştiğinde , onlar için büyük bir entellektüel
kazanım olmuş olacak.
Hamerton'ın bir şiiri :
M.H. 'ye
Ey , sadık koruyucu!Ben , sende güvenilir ,
Gerçek bir dost buldum.Ve yeni yılı ,
Böyle sevgi dolu karşılıyorsam eğer;bu , ayağımdaki ,
Gümüş prangalardan beni kurtarmadığın içindir.
Öyleyse sen de , kalbimdeki alışık olduğum yerini ,
Terk etme!Orada , bilgece sür saltanatını!
Ve gün gelip , görevin tamamına erince bile;
Üstümdeki eski , tatlı egemenliğini sürdür!
Ve al bu şarkılarımı , boş bir zamanında dinle!
E-MAİL
asmakat2002@yahoo.com
 |