Kalbim, Sorarım Sana
         Çeviren: Ferihan Hasan Panayır

Kalbim, sorarım sana,
Aşk nedir söylesene.
“İki ruh ve bir düşünce;
İki kalp ve onun bir atışı.”

Söyle, nereden geliyor bu aşk?
“Geliyor ve oradadır işte!”
Söyle bana, kim aşık olmaz?
“Öyle biri yok, gördüğüm kadarıyla.”

Saf aşk nedir o halde?
“İnsanın, kendini unuttuğu aşktır.”
O halde, hangi aşk en derindir?
“En sessiz olan aşktır.”

Aşk, ne zaman en saf halindedir?
“Aşk verildiğinde.”
O halde söyle, aşk nasıl konuşur?
“Aşk konuşmaz, sever sadece.”


Sevgili Konuklarım

Konuklarımın geldiğini duydunuz mu?
Beni, sadece zorunlu olduklarında ziyaret edip,
Her zaman dostça selamlarlar;
Beni avutup, acılarıma ortak olurlar.

Sevinçten çığlık atasım geliyor;
Dindarca alçakgönüllülükleri, ruhumu öpüyor gibi.
Onları tanır mısınız? Acıyı ve aşkı güzelleştiriyorlar.
Yoksa daha size gelmediler mi?

Onları iyi tanırsınız aslında; hem dilsizdirler, hem konuşurlar.
Bir çiğ gibi, narin bir sevgili gibi;
Hem acı, hem de bal gibi tatlıdırlar.

Onları iyi tanırsınız aslında, insanlığın tacıdırlar;
Kalbin gerçek şölenidirler onlar, her zaman oradadırlar.
Onları iyi tanırsınız aslında; sevgili konuklarım, gözyaşlarıdırlar.


Bir Ruh Yakınlığında

Şakaklarıma ılıkça vuran, ilkbahar havasındaki esinti de nedir?
Tatlı bir gül kokusu gibi, yanaklarıma çarpan şey de nedir?
Bu; beni avutan düşüncelerin ve
Şakaklarımı serinleten o sessiz duruşundur.

Aynı, bir arp gibi çınlıyorsun aklımda;
Adın, dudaklarının sessiz halidir.
Seni yakınımda hissediyorum.Bu senin de dileğin;
Ruhumu uzaklardan da olsa, göğsüne yaslayabileyim.


Avcı

Bir avcıyı seviyorum, yeşil giysili;
Gözleri mavi, sonsuzluk kadar da geniş kalbi.
Bir avcıyı seviyorum, her zaman hedefi buluyor;
Kızlar, onu ancak, onun istediği kadar büyüleyebiliyor.
Bir avcıyı seviyorum, yolları ve izleri tanır;
Ve bana sadece, kilise kapısından geçerek ulaşır.


Ev Yok, Yurt Yok!

Benim ceketim bana yeter
Ve içki dolu bardağım.
Sen, kendi yoluna devam et dünya;
Nereye gittiğini soruyor muyum sana?

Ev yok, yurt yok;
Kadın yok, çocuk yok!
Bir saman sapı gibi, savrulup duruyorum;
Rüzgarlı havalarda.

Ne iyi, ne de kötü,
Kah orada, kah burada.
Bana hiç sormaz mısın dünya,
Ne sorduğumu sana?


Son Dileğim

Ölüm bir kez kapıyı çaldığında,
Birlikte üç şey de gelir tabutumla:

Alev kırmızısı sardunya kanım;
Ki, ölünceye dek benimdir hayatımın.

Hoş kokulu bir gonca gül,
Özgür duyularım gibi yabanıl.

Bir de defne dalı var;
Bir çelenk bile değil, sadece bir dal.

Şimdi gel, tabutumun başında otur da,
Benim öldüğüme ağla!

Sonra dersin ki, devam hayata;
Beni seven de kalmaz ,artık bu dünyada.

İşte şimdi, son görevimi yaptım denebilir;
Artık, ruhum gökyüzüne yükselebilir.


Ortaya Çık, Sevgili Gölge!

Ortaya çık, sevgili gölge!
Bu ölüm gecesinde,
Gücünün yanındayım;
Ölesiye bitkin halimle.

Sen bunu, yaşarken yaptın;
Ölümde de yapabilirsin.
Hiç acı vermemek,
Hep söz verdiğin bir şeydi.

O halde, gözyaşlarımı dindir;
Ruhuma canlılık getir!
Solmuş gücümü geri getir
Ve beni, yine genç kıl!


Aşk

Aşk, hiç kimseyi dinlemez;
Hayatta, deneyimi de yoktur yeterince.
Ancak, aşk olmasaydı,
Kapatırdı herkes kendini, akıl hastanesine.


Sağır Annecik
Kim kilidi, kapıyı sessizce açar?
Kim sessizce sokulur evin içine?
Bu gelen evin oğludur,
Sağır anneciğinin yanına.

Oğlan girer, ama anneciği onu duymaz;
Coşkuyla beklemektedir oysa.
Selamlayarak geçer karşısına,
Bir anne gibi konuşur sonra da:

Oğlan konuşurken, başını kaldırıp bakar ona;
Büyük bir ustalıkla.
O, kesinlikle sağır değildir aslında,
Onu gözleriyle duyar.

Ona, kollarını açar uzaktan;
Oğlan, anneciğini bastırır omzuna.
O zaman, oğlunun kalp sesini duyar,
Bu sağır annecik.

Oğlunun yanına oturduğunda,
O kadar içten sevinir ki!
Ve ben inanıyorum,
Meleklerin şarkısını duyar bu annecik.


Ayrılırken

Kendimle uğraş halindeyim, ama yenilmiyorum;
Kalbimde, kendime yenilmemeye çalışıyorum.
Onun ve benim görmem gereken şeyler,
Oradan oraya dönen bir çember gibi;
Beni mutsuz eden bir çember.
Gidecek mi kalacak mı?
Beni tek başıma bırakacak mı?
Oysa, ben onun için her şeye katlanıyorum.


Yağmurlu Hava

Bugün, nasıl da bir hava var;
Yağmur, deli gibi yağıyor.
Sokak, sanki koca bir göl gibi,
Kaldırımlar görünmüyor.
Bir serçe, çatının altına sığınıyor;
Kara köpek, kulübesinde yatıyor
Ve havaya diş biliyor.
Ama, bizi mutlu ediyor,
Yağmuru seyretmek.
Birbirimize, türlü şeyler anlatıyoruz
Ve büyük bir huzurla donanıyoruz.


Kitap ve Gül

Parşömen ciltli eski bir kitap,
Yüzyıllardır açılmamış belki de;
Yabancı diyarlardan geliyor, yabancı sözcüklerle.

Eski bazı şairlerle, eski bir kitap;
Elimde, ancak bu kadar yeni olur.
Sayfalarını çevirdiğimi düşlediğimde,
Tozlar havalanıyor ben çevirdiğimde.

Hayretler içinde bir saray görüyorum;
Buram buram yükselen ilkbahar kokusuyla,
Solgun ve renksiz bir gül gibi.


 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com