|
Argirus'un Öyküsü
(Seçmeler)
Çeviren :
Özlem Yaşayanlar
Zavallı Argirus , tepeyi aştı ve vadiye indi ;
Gece ve gündüz , kuzeye doğru yolu izledi.
Yolda gördüğü herkese sordu ;
Ancak, şehrin nerede olduğunu kimse bilmiyordu.
Yolculuğunda hizmetçisi yanındaydı
Ve uzun yolun sonunda , güzel yerlere geldi.
Yolu dağlardan geçiyordu ve orada , kocaman
Ağzı olan bir mağarada , tüten bir lüle gördü.
Mağaranın ağzına geldikten sonra ,
Derinlerde dev gibi bir canavar belirdi.
Canavardan çok korktu ve de kaderinden ;
Kuyruğunu döndürünce, çok geç olmasından.
"Korkmamalıyım" dedi kendi kendine ,
"Bu dünyaya güvenmiyorum , burada bana yer yok ,
Ölmek daha iyidir , mutsuz yaşamaktansa!"
Diyerek , mağaraya gitti hızlı adımlarla.
Canavar ona seslenerek , "Kimsin sen?" dedi ;
Uğursuz sesinden yer titredi.
Kocaman alnının ortasında , tek bir göz parıldıyordu ;
Baykuşunki gibi , kocaman ve yuvarlak bir gözdü.
Korkusuz ve cesur bir sesle konuştu genç Argirus
,
Görevini ve geliş nedenini anlattı canavara.
Uzun ve akıcı bir dille süsledi öyküsünü
Ve kara şehre nasıl gidebileceklerini sordu.
Canavar yanıt verdi : "Dediğimi duyuyor musun ,
oğlum?
Ben , çok uzaklardaki yerleri gördüm.
Ancak , böyle bir yerden söz eden kimseyle karşılaşmadım ,
Şimdiye kadar.Ve ilk kez senden duyuyorum şöhretini.
Bekle biraz , belki sabah öğrenebilirim ;
Perilerim gelecek o zaman.
Hepsine sorarım , belki onlar bilir ;
Götürürler seni , eğer biliyorlarsa."
Bütün bir geyik getirdi yemek için ,
Hem Argirus , hem de yardımcısı yediler doyasıya.
Canavar aşağıya doğru eğildi
Ve yorgun kuyruğu üzerine uzandı.
Sabah gün ağarırken geldi periler
Ve görkemli bir şekilde sunuldu hediyeler.
O kadar çoktular ki , mağara ağzına kadar doldu ;
Canavar , kendini dinlemelerini buyurdu :
"Biliyorum ki , dolaşırken dünyanın her yerine
gidiyorsunuz ,
Bu yüzden , belki kara şehri duymuşsunuzdur.
Eğer biliyorsanız , söyleyin bana ;
Kötü bir amacım yok , sakınmayın ama!"
Perilerin hiç biri yanıtlayamadı bu soruyu ;
Çünkü , hiçbiri bilmiyordu doğruyu.
Hiçbiri bu adı duyduğunu anımsamıyordu ;
Şu topal kadar gerçeği bilmiyordu.
Topal , yanıtı bildiğini söyledi ;
Bağırarak şehrin yerini gösterdi.
Orada kesmişlerdi ayağını
Ve orası çok uzaktaydı.
Canavar , buyruklarına uymayı emretti ;
Argirus , sarp yola seğirtti.
Aslında korkuyordu.O zaman şöyle dedi topal adam :
"Ulaşsa bile asla dönemez."
"Uzaktaki bu şehirde çok zarar verdim ;
Yakaladığım canavarları bir kurt gibi yuttum.
En büyük düşmanlarım , öğrenince orada olduğumu ;
Ölüme mahkum ederler beni , tek bildiğim bu."
Canavar "Söyleyeceklerime kulak ver :
Hemen yola düş , başka emir beklemeden."
Başkaldırması boşaydı.Hiç gecikmeden ,
Gece ve gündüz geçtiler , dereden tepeden.
Zaman da geçiyordu onlar yol alırken ,
Sonunda , çok yüksek bir dağa tırmandılar.
Tepeden şehri gördüler büyük bir ovada
"Burada kalmalıyım" dedi topal , genç Argirus'a.
"Eğer o kapıdan şehre girersem yine ,
Haber çabuk yayılacak.Ve kaderimden korkuyorum ;
Ölüme mahkum edecekler beni , bu kesin biliyorum.
Hoşçakal ! İyilikle kal ! Ben dönmeliyim artık."
Argirus teşekkür edip yoluna devam etti
Ve çabucak kara şehre geldi.
Barınacak yer buldu , zengin bir dulun yanında ;
Her çeşit zenginlikle dolu sarayında.
Sonra , dul kadın onu evine çağırdı ;
Ne zaman geldiğini ve amacını sordu.
Argirus da , atalarını ve toprağını ,
Ne zaman geldiğini ve ne istediğini anlattı.
Sonra da , o sordu hanımefendiye ,
İstediği yere gitmenin yolunu.
Bu arzusunu anlamak için ,
Yönlendirmeliydi Argirus'u.
Ve dul kadın , şöyle yanıtladı sonradan :
"Aradığın yer şehirden çok uzakta değil ;
Güzel bir bahçe göreceksin yolun kenarında
Ve her gün çok güzel bir kız geçer oradan.
Her gün , sadece bir kez gider bu kız oraya ,
Altı güzel hizmetçisinin yanında ;
Dediklerine göre bir prensesmiş."
Gencin yüreği hopladı , sevinç ve heyecanla.
Dul , Argirus'a şöyle bir baktı ,
Bu tehlikeli yolculuğun öyküsüne hayran kaldı.
"Nasıl hayatta kaldın?" diye sordu.
Ayakta duramıyor ve Argirus'tan gözünü alamıyordu.
Prense , neden evinden uzakta olduğunu sordu ;
Neden o kız için geldiğini merak etti.
Ancak , neden amacını gizlediğini sormadı ;
Sonra da , öyküsünü düşünmeye başladı.
Dul kadının bekar bir kızı vardı ;
"Hem zengin , hem de bir prens!" diye baktı iyice
"Ne kadar uzun ve hoş" dedi kendi kendine ,
"Kızım , ona çok iyi bir eş olabilir dilediğince"
Dul , sonra haince bir plan kurdu ;
Kızıyla onu nasıl evlendireceğini buldu.
Ve Argirus derin uykudayken ,
Çağırdı hizmetçisini gizliden.
Yalanlarla dolu öyküsüne onu inandırdı.
En içten isteğini yerine getirirse eğer ,
Bir ödül olarak kızını vermeye söz verdi ;
Sonra , hizmetçiye şöyle söyledi :
"O bahçeye kadar prense eşlik et !
Şu şişeyi yanına al
Ve parfümü efendine dök ;
Döktüğünde , gözlerine derin bir uyku gelecektir
Ve güzel kız bahçeden gittiğinde ,
Sadece bu merhemle dokun efendinin gözlerine ;
Uykusundan sadece bu uyandırabilir onu.
Sözlerimi dinlersin eğer bir hanımefendiysen"
Kadının isteğinden daha ileri gitmişti her şey ,
Kızını Argirus'a vermeyi düşünmüştü sadece ,
Hizmetçi aptalca inandı sözlerine ,
Güvendi bu kadına , aldırmadan efendisine.
Genç Argirus uyandı ; sabırsızlanıyordu
Ve yola koyuldu hizmetçisiyle beraber.
Güzel bahçeye geldiklerinde ,
Kapıyı açtı ve yavaşça girdi.
Bu güzelliğe hayranlıkla baktı ;
Orada ışıl ışıl renkleriyle bir nehir vardı.
Saf bakır gibi , akıp gidiyordu önünden ;
Bu nehrin adıyla biliniyordu bahçe de zaten.
Bahçenin her yanı büyük defnelerle çevriliydi ;
Bir sürü selvi ve şimşir ağacı vardı.
Işıkta parlıyordu portakal ağaçları ,
Güzel zambaklar yatak olmuştu ; ince ve beyaz.
Ortada , bir çok güzel ağaç çiçek açıyordu ;
Güzel kokular saçarak.
Uzun sedir ağaçları , büyümüş yapraklarıyla ,
Serin gölgeler veriyordu.
Bir ağacın altından su fışkırıyordu
Ve topraktan dışarı çıkıyordu ;
Yavaşça dolanıp toprakta ,
Yeşil çimenleri suluyordu her yanda.
Gösterişli bir şekilde bezenmiş bir kanepe vardı
bahçede ,
Ağdan , güzel perdelerle gizlenmişti.
Her gün , bu gölgeliğe geliyordu kız ;
Yüksek ağaçlarla çevrelenmiş serin gölgeliğe
Genç Argirus , hemen kızın geleceği yere saklandı
Ve büyük bir mutlulukla kanepeye uzandı.
Heyecanlıydı , aşkını özlemişti ;
Yanındaki hizmetçisi ise kımıldamıyordu.
Hizmetçi , aldığı şişeyi boşalttı ;
Efendisinin üzerine.
Yattığı kanepede bir ölü gibi ,
Derin bir uykuya daldı efendi.
Kısa bir süre sonra kız geldi ,
Altı güzel eşliğinde.
Kanepede dinleneceği yere ;
Tavus kuşu kadar güzel , aceleyle girdi.
Hava yumuşak ve ılıktı.
Saçları yere kadar değiyordu
Ve altın gibi göz kamaştırıyordu ;
Güzelliğine , biraz daha güzellik katıyordu ışıkta.
Kan rengi elbisesini dalgalandırdı ;
Başını örtüsüyle saklayarak.
Örtünün kenarı çimenlere değdi
Ve yüzünde bir gülümseme belirdi.
Güzel ayakları , bir kuğu kadar beyaz ve ince ;
Örtülmemişti ayakları bir ayakkabıyla.
Gezerken kar gibi ışıldıyordu ;
Çimenlerin nemiyle , inci çiğler gibiydi.
Kanepesindeki genç prensi görünce ,
Onun kim olduğunu anladı.
Hemen yüzünü kapatıp mendiliyle ,
Hoş ve acı bir iz bıraktı yüzünde.
"Uyan artık sevgilim" dedi ,
"Korkunç yolculuğundan sonra , avutacağım seni!
Gel , anlat bana bütün acılarını ;
Buraya gelene kadar çektiğin sıkıntıları.
Gel , gönülsüz gibi durma , uyan uykundan ;
Benim için çektin bu acıları ,
Benim için katlandın bütün bunlara.
Uyan sevgilim , sesini bir duyayım!"
Başını sallarken , bir tufan gözyaşı döktü ,
En sonunda şu sözleri söyledi hizmetçisine :
"Kötü rüyalar görüyor efendin herhalde ,
Uyanınca şöyle de ona :
Sevdiğin güzel kadın geldi buraya ;
Ancak , siz rüyalarınızdan ayrılamadınız.
İki kez gelecek , fazla değil daha ;
Sonsuza dek bitecek bu aşk yoksa."
E-MAİL
asmakat2002@yahoo.com
 |