 |
Kardinal Kuşu
Çeviren:
Özlem YaşayanlarBir gün, sonra bir
hafta geçti;
Eşikte dolanan kırmızı kuş
Ötmedi ve herkes meraklanıp,
Durgunlaştı.
Aydınlık bir sabah, duru ve yüksek sesle,
Uykulu kulağıma çarptı ıslığı;
On kez yineledi, delip geçene dek ses duvarlarını.
Birden, sevdiğim her şey; kuş, dere, çiçek, ağaç...
Geri döndü. Belki, bu yüzden duydum,
Kardinal kuşunu.
Akçaçağaç boy atarken,
Baharat çalılıkları da çoğalıyordu.
Gökler mavi, rüzgar yumuşaktı;
Ama kalakaldım.
İnceden yayılan pus ile
Çocukluk günlerim geri geldi;
Dersi asan boş vermiş halim,
Beni hemencecik buluverdi.
İlk kez gördüğüm ve duyduğum o eski zamanda,
Kardinal kuşunu.
Sonra, yemyeşil, geniş ve aydınlık çayırlar,
Karahindibaların sözsüz görkemi;
Bu istekli görüntü üzerinde,
Işıldadı, altın yıldızlar gibi.
Ve çayırın tam kıyısında,
Pejmürde böğürtlenlerin yamacında;
Sarı, yeşil, gri yosunlar,
Taze düğün çiçekleri
Ve küçük bahar güzellikleri,
Müjdeci anemonlar...
Hepsi vardı. İlk kez duyduğumda,
Kardinal kuşunu.
Eski, gri ormanın kıyısında,
Elma ağacının hoş kokusunu, içime çektim
Ve ötede, ışığın karardığı yerde,
Çiçeklerin açışını gördüm.
Mayıs elmalarını, gölgeliğin altına
Eğilen yaprakları;
Işığı kaldıran ve mavi gözlü sarmaşığın,
Vahşice yoldan çıkışını.
Gün ışığının yattığı yerde salınan,
Mührüsüleymanın, usulca oynadığını gördüm.
Hepsi, ilk duyduğumdaki gibiydi,
Kardinal kuşunu.
Bayırda, derenin üstünde,
Reçine veriyor ağaçların yarası.
Aralarında, fısıldaşıp
Duruyor arılar;
Dosta düşmana sormadan,
Oburca polen yiyip,
Gelip gidiyor otlakçılar!
Başımın üstünde uzanan lale ağaçlarından
Ve aşağıda, ayağımın altındaki
Mor çiçeklerden,
Bal emiyorlar.
Bunlar, hep gördüğüm şeylerdi ilk duyduğumda,
Kardinal kuşunu.
Nasıl da benziyor! Ancak, sihir bozuluyor.
Ah, nasıl da özlüyorum, bayırın güneşli sırtını;
Işıldayan gözlerini, al yanaklarını!
Nerede, nerede şimdi;
Loş ormana sızan gün ışığı gibi,
Sonraları yanımda bitiveren o üçü?
Ne yazık ki, yalnızım o zamanda beri!
Aldılar tüm bezginliklerini insanların;
Biri, erkekliğin arifesinde,
Diğer ikisi, gücü ve gururuyla öldü.
Mezarları yemyeşil; ilk duyduğum yerdeki gibi,
Kardinal kuşunu.
Pencerede salınan kırmızı kuş,
Oyalayamayacak daha fazla rüyalarımı.
Yine, akçaağaç orada söyleyecek,
Vahşi ormanın şarkısını.
Onu, gözyaşlarıyla uyandıran,
Ağaca ve göğe verdim.
Benimle gençliğin yollarında yürüyen,
O üç kardeşi çok özledim.
Üzülecek kardeşleri vardı onun da,
Çarem yoktu inanmaktan başka;
Turladıkça sesi duyulan,
Kardinal kuşuna.
Batıda Sonbahar
Sonbahar bizimle;
Gelişi müjdelenmişti birkaç gün önce.
Tunçtan güneşi gölgeleyen puslu gökler,
Deniz gibi hışırdayan mısırlar,
Usulca akan sular;
Asmada salınan,
Kolye gibi mor salkımlar.Ve şimdi, işte burada!
Ne çok değişti yüzü doğanın;
En yeşilinden çalınmış,
Salınan ormanın?
Gece boyunca, kırağının yaptığı sihirli sanat
Ve gün boyunca altın güneşin,
Gördüğü gerçek imge.
Dokunuşudur yakaran rüzgarın,
Değişen yapraklara, sihirli nefesiyle.
Bu ne görkem ve nasıl bir renk cümbüşüdür,
Göz alabildiğine uzanıp,
İnsanı tutkun eden?
İşte, sarı tacı büyüyor kavağın,
Altın bir zaferle.
Ötede, ormanın hükümdarı meşe
Ve alevden asalaklarla sarmalanıp,
Boylu boyunca saçaklanarak uzanan kızılcıklar.
Yere eğilip kızaran sumakta,
Kızılın en tufanı bulunmakta.
Budaklı sakız, kan kırmızısı bir bulut sanki,
Uzaklardaki karaltı gibi.
Sonbahar, işte orada, ormanda!
Özgür ruhumu ezen,
Şehrin prangalarından kurtuldum.
Miami, geldim kendimi gizlemeye,
Saygıdeğer gölgende!
Eşsiz güzellikle dolu,
Tam dinlencelik bir manzara bu.
Türlü yosunların,
Usulca uzanıp taçlandırdığı şu bankta,
Biraz oturacağım.
Yanı başımda süzülen, gümüşi,
Dingin sular; sızlanarak arıyorlar,
Yazın sevinçlerini.Ötede,
Kış boyunca, güney güneşine karşı ısınan
Durgun göllerin, kıyısını arıyor sazlıklar.
Yayvan bulutlar, çığlık çığlığa,
Yorulmadan bırakıyor kendini suyun akışına.
Duruyor yine keklik, sıkça saklandığı çalılıkta;
Keskin ıslığı aniden yükseliyor,
Dalga dalga akarak karanlık ormana.
Ağaçlar derinden fısıldaşıyor; düşen fındıklar,
Keyfini kaçırıyor, kahverengi
Ve olgunlaşmış palamutların.
Geliyor koruluktan açıkgöz hindi;
Yuvasına iyice yerleşen sonbahara,
Atarken okunu çiftçi, bir sinek kadar usulca.
Bazen, vahşi güvercinlerin, şölen yerine dek
İvedi bir telaşla ve kararan kanatlarıyla
Yol gösterdiği sürü, uzaklarda,
Dingin ağaçların güneşli yamaçlarında,
Verimli meyvalarını istiflerken;
Çocukların şen kahkahası ve bir haylazın bağırışı,
Çınlıyor havada.
Kof fındıklar, doldurur gıcırdayan çantalarını;
Rengarenk sepetlerini de,
altın rengi hurmalar
Ve yerlere saçılmış üzüm salkımları.
E-MAİL
asmakat2002@yahoo. com
 |