 |
Doğa Ana ( Ulusal
Mecliste Konuşma )
Çeviren : Hüseyin Köse Bir an için
susunuz! Size söyleyecek bir çift sözüm var.Çocuklar !
Annenizi dinleyin, konuşan doğayı! Burada ne yapıyorsunuz? Niçin uzun
zamandır yuvalarınızda değilsiniz? İçinizden her biriniz , yeniden
ailesine , yuvasına dönsün. Burası, sizin yeriniz değil. Ne yapmayı
planlıyorsunuz? İlişkileri kopuk , birbirinden hoşnut olmayan 25 milyon
insan, artık acı çekmesin. Yepyeni bir yasa için büyük çığlıklar atsın ;
birbirlerine söz verme ve sözünü tutma cesaretini göstersin. Sizler ,
artık bu çığlıkları atacak güce sahip değilsiniz. İçinizden biri çıksın ve
bana şöyle desin : Kardeşler , sizler
doğanın yasalarına sahip değil misiniz? Sizler , doğadan daha yetkin
yasalar yapabilir misiniz?
Ama , hayır!
Sizler adına, yasa koyucular denilen kişilerin kazandığı zaferlere karşı
hiç bir şey yapamazsınız. Bu doğa öyle bir varlık ki, her yerde bilgeliği
öven belirtiler taşıyor sırtında. Sizler , kendi öncellerinizden , biraz
daha akıllıca gösterdiğiniz şeylerden ötürü övünmeyin. Çünkü, bunu yapmak
zor bir şey değil. Ama, yeni yasalarınızı, her zaman daha sağlam bir zemin
üstüne oturtmaktan yılmayın. Büyük bir özveriyle yükselttiğiniz yapıyı ,
dar görüşlülüğe kurban etmeyin. Sizi bu konuda uyarıyorum! Koruyun onu ;
aksi halde , onu bir kum yığını üstüne kurmuş olursunuz. Kuşkusuz, pek
övülesi amaçlarla, bir kısır döngü içinde dönüp duruyorsunuz. Belki de ,
büyük bir yetenekle yapıyorsunuz bunu. Bu iş, sizin tüm olanaklarınızın
üstünde. Eski hatalarınız , yerini, durmamacasına yenilerine bırakıyor ;
işte , hepsi bu . Geçici bir coşku, verdiğiniz çabaları bir anlığına
ödüllendirecek ve gelecek , asla geçmişin görkemine yaklaşamayacak. En
azından, içinde bulunduğumuz şu zaman , böylesine kibirlendiğiniz büyük
devrime karşı hiç bir karşılık oluşturmuyor. Peki bu devrimin verdiği
sonuçlar nelerdi?
Sizler , birtakım
çirkin ayrımları ve devrimci tutumları yıktınız. Tüm insanların , eşit ve
özgür olduğunu söylemeye cesaret ettiniz. Süt çocuğuna bile empoze edilen
bu güçlü sav , sizi her zaman için bir örnek haline getirdi. Peki , neydi
bu savın ürünü olan şey? 25 milyon insan arasında , onların giysileri
dışında , bir farklılık göremiyorum hala. Hepsinin ahlakı , birbirine
benziyor. Bireysel ve toplumsal yaşamlarında hiçbir değişiklik yok.
Bununla birlikte , birbirinden farklı iki sınıf görüyorum daima: zenginler
ve yoksullar. İnsan hakları evrensel bildirisine rağmen , bu iki sınıf
insan, efendiler ve uşaklar diye sunuyorlar kendilerini. Yeterince sahip
olmayanlarla, aşırı mal - mülk sahipleri arasındaki bir hava duvarı,
yıkılmaz bir sur gibi yükseliyor. Bu, üzücü ve küçümseyici ayrılık,
sizlerden biri konuşmaya başladığında , sesinizde dağılıp kayboluyor
hemen. Eğer çalışmalarınızın etkisine güvenseydim, sizin bildirilerinizin
yüceliğine inanacaktım. Konuşmalarınızda ve yönelimlerinizde ; şu , altın
çağdan söz etmeyi pek seviyorsunuz. Bu tanımla sizler ; altın çağ denilen
şeyle , neyi anlatmak istiyorsunuz? Yeryüzünde ; ne zengin ne yoksul , ne
kral ne muhafız, ne egemen olan ne uyruk , ne de azizlerin olduğu bir
zaman dilimini mi? İnsanların , yalnızca , doğal olarak insan oldukları bir
çağı mı? Bu yüzden mi , kendi vekil tayin edicilerinizi gönderiyorsunuz her
yere. En azından , onlara gidilecek yolu gösteriyorsunuz.
Evlatlarım! Siz
çok zaman kaybettiniz ve böylece amacınıza ulaşamadınız. Bazen sizi
sürükleyen , bazen de , yürüyüşünüzü engelleyen bir arazi kıyısında ,
hiçbir şeyden habersiz , oynayıp duruyorsunuz. Zaman , bana ait. Küçücük
bir zorlukla , yalnızca ben kurtarabilirim sizi bu sınırlanmışlıktan. Ama,
aynı zamanda , sadece küçücük bir gölgeden başka bir şey olmayan
yasalarınızı , size buyuran ya da esinleyen ben olacağım. Buna karşılık ,
sizler ise , her sabah bildirilerinizin hacmini daha da genişletip ,
bununla gurur duyuyorsunuz. Niceliği, niteliğe yeğliyorsunuz görünüşte.
İnsan yaşamının süresi , onları öğrenip yorumlamaya ancak yetecek. Ne
boşuna bir çaba!
Yetenekli ve dahi
, akıllı ve aydın , çalışkan ve hatip olan sizler arasında ; önemli
farklılıklar var. Ancak, sizin kötü bir şeyler yapmanıza engel olan , bu
sahip olduğunuz , değerli armağanlarınızla düşünün yalnızca. Yine de ,
iyilik yapmanız için yeterli değildir bunlar. Tüm bunlar , 25 milyon
insanı, mutlu ve sağlıklı yapmaya yetmez.Tek başına içgüdü gerekir ,
böylesi bir durumda. Evet , içgüdü. Niçin homurdanıyorsunuz? Bu sözcük ,
sizi küçük düşürüyor değil mi? Ne çocuksunuz siz! Bu sözcüğün anlamını ,
gerçekten bilmiyor musunuz? Bu , içgüdüyü küçümsemek olur ama. İnsanın ilk
yetisidir, içgüdü; yani, sizi bu denli uçlara götüren şeydir. İçgüdü ,
size yol almanızı yasakladığım her şeyin ve her girişimin üstünde bir
iyiliktir. Doğanın, sizin için çizdiği sınırlara geri dönün. İçgüdünüzün
buyruğuna uyup , özgür olun. Yapmak zorunda olduğunuz biricik şey , bu
olacaktır. Ama , böylesine tuhaf niyetlerinizle, bu denli çelişen bu
içgüdüyle , kendinize rağmen sizi aşan bu içgüdüyle ne yapacaksınız? Sizi
uyaran, böylesine düşük ve bozulmuş doğanıza karşı , size öğütlerde
bulunan bu içgüdüyle?
Kötü yetiştirilmiş
evlatlarım! Bilgiye , annenizden daha çok inanın ; O , annenizden daha
uzun ömürlüdür. Bu tehlikeli boşunalığı düzeltmesi için ona şans tanıyın.
Sizi, bir an önce bunu yaparken göreyim. Sonradan bana danıştığınızda ,
attığınız o uzun çığlığı unutamadım. Bu yüzden , hala özsaygınız olduğuna
inanıyor ve işte size geliyorum ben.
25 milyon insanın
, bir çok kayıp yüzyıl boyunca , nasıl bir araya gelip önyargılar , boş
inanlar ürettiğini gördüm ben. Ve bu hatalar , bu önyargılar , bir gün
öylesine ağırlaştı , öylesine taşınmaz hale geldi ki ; bir an için
soluklanıp, şöyle dedim kendi kendime : İşte sonunda , ilkel
yabanıllıklarına döndüler yeniden. Kuşkusuz , onları birbirlerinin kölesi
yapan tüm toplumsal uzlaşmalar üzerine , kara bir elin gölgesinin düşmesiydi
bu. Ve sonunda , işte benim egemenliğim başlayacak yeniden. Yazık, daha
fazlasını öngörseydim keşke. Bu kez mümkün görünmüyor bu. Anlaşma
sağlayabilmek için, ne çok üzüntülere kapılmışsınız. Öyle görünüyor ki ,
aynı dilden konuşmuyorsunuz ya da aynı türün üyeleri değilsiniz artık.
Dahası , bu yürütme, yasama ve yargı gücüyle neyi anlatmak istiyorsunuz?
Bunlar , benim zaten çoktan sahip olduğum şeyler değil mi? Ben zaten tüm
insanlara, bu güçlerin birliğini esinlemedim mi? Şu halde, insanlar
arasında yeni bir uzlaşı sağlanarak , tüm hakların eşitçe dağıtılması için
, bundan daha başka nasıl bir birlik önerilebilir? Özenle nitelendirilen
bu büyük birleşimin , bozulduğunu görmekten daha acınası ne olabilir? Büyük
ve akıllı insanlar arasındaki bu çalışmalar , başlıca iki otoriteyi
simgeliyor ; zorunlu olarak , birbiriyle çekişen iki otoriteyi. 25 milyon
insan arasından seçilen ve bu insanları, en olumsuz koşullarda bile
uzlaştırmaya çalışan 1200 yasa yapıcı. Sizler , özgür olduğunuzu
söylüyorsunuz.Bununla birlikte , sizin birleşmenizi sağladıkları sürece,
bildiriler var olmak zorundadır ; özellikle , yasaların gücüne sahip
olmanız ve her yerde onaylanmış ve her birey , için mutlak geçerliliği
olan yasaların gücüne sahip olmanız için.
Ben , aile
babalarını krallar gibi düşlemiştim. Tümüyle doğal olan bu düzenlemeyle ,
insanlar arasında , tatlı bir uyum yerleştirmekti amacım. Birlik oluşturma
ülkülerine , itaat etme utancını asla yaşamasınlar diye böyle yapmıştım.
Bu sosyal krallığın , tüm kötü sonuçlarıyla yüz yüze geldiğiniz bugün ; en
uğursuz günlerde bile, atalarınız tarafından düşlenmiş olan, bu özgürce
birlik oluşturma ülküsünü, kendi çıkarlarınız için kullanır duruma
geldiniz. Ve sonunda karar verdiniz ki, bu krallık , sizin bu denli
inanmış olduğunuzdan, zorunlu olarak daha kötü değildi. Birçok fırsatta
sağduyuyla kanıtlama uğraşı verdiğiniz, bu birlik de neyin nesiydi? Ama ,
kendi fetişlerinizi korumada ve ona bir kült havası vermede diretiyordunuz
hala. Niçin?
12. yüzyılın
önyargıları üzerine , özenle gitmek için birleşmiş olan bu 1200 yasa
koyucunun görüşü , önemli bir gösterge olarak karşımıza çıkar. Bu gösterge
ki , 1200 aile babasınınkinden daha çok yeğleniyor. Birbirleriyle
girdikleri komşuluk ilişkilerinde olduğu gibi , tüm yeryüzü için de
geçerlidir bu. Doğa tarafından yapılmış tüm yasaları , yaşama geçirecek
gücü de bulacaklardır kendilerinde. Bu doğanın gücüdür ve insanların
içlerinde her zaman vardır. Buna karşılık , yasa koyucular ise ; binlerce
yıldır doğaya karşı yapay korkular edinmiş 25 milyon insana , kötü bir
örnek sundular. 1200 aile , üstün bir yetkiyle mutlu kılındı. Ama , bu
yetki , sanatın gücüyle 25 milyon insanı mutlu etmeye yeterli değildir.
Ben özel erdemlere
inanırım ; bir ailenin , yumuşak bir alçakgönüllülüğünün bağrında
sürdürdüğü , huzur ve dinginliğe. Buna karşılık , halkçı ahlaklara
inanmam. Lüks ve savurganlık düşkünü milyonlarca insandan oluşan bir
ulusun mutluluğundan ve huzurundan hiçbir şey anlamam. Bu ilkinde ,
girişilecek büyük ve güzel bir devrim vardır. 25 milyon insan arasından seçilmiş , 1200 bilge
kişinin söz verdiği mutluluktan kurtulmak gerekir. Bu durum , insan
özgürlüğünün öncelikli haklarına yapılmış , gerçek bir saldırıdır. Ve
sivil toplumun , böylesine karmaşık kaynaklarını , onu yenileyecek yerde ,
daha da karmaşıklaştıran bir durumdur. Tek kelimeyle bu durum , doğanın
itiraf ettiği her şeyi, korumaktan başka bir şey değildir. Onca zorlukla ,
yükseltilmiş olan tüm bu yapının , böylesine büyük giderlere neden olan bu
iskelenin , ne kadar yararsız olduğunu görseydiniz ; o durumda hiç
zaman kaybetmeden , bir başkasını yapmaya girişirdiniz. İkisinden daha
incelikli ve belki, daha sağlam olmasına çalışırdınız. Ama işte , onun da
bir yapı olarak , ne kadar eksiklikleri olduğunu görüyorsunuz.
Söyleyin bana , evlatlarım! İnsan türünün
kusursuz olması için mi çalışıyordunuz sizler? Bir bahçıvan düşünün , onca
zorlu çabayla bir yaban gülü yetiştirmiş olsun ; yüz yapraklı bir gül.
İnsanların da , böyle bir başarı elde edebileceğini mi sanıyorsunuz? Sizi
eriştirmeye çalıştığım kusursuzluk da böyle işte ; hep kendi sınırlarıyla
çevrili. Çünkü , yaşamak için uygun toprağı bulamıyor hiçbir yerde.
Biliniz ki , ben artık sizin endüstrinize hazır değilim ; özellikle ,
kuruntu içinde yozlaşmaya başladığından beri. Yontulmamış insan , benim
ellerimden çıktı , bin bir çabayla. Ve ayrıksı bir varlık oldu sonunda.
Kendi ailesi içindeki insan, bu olgunlaşmış ortamda buldu kendi yerini.
Orada, masumiyet ve huzur ile karşılaştı. Ama , tam da böyle düşünüp ,
böyle bir sonuca varırken , bu alçakla hiçlikten hoşnut mu olacaksınız?
Sivil toplumun bağrına yerleşmiş , bu onulmaz hastalıktan hoşnut musunuz?
Sizler , kendi vekillerinizi de şaşırtmaya, pek
meraklısınız. Onlara , " Dostlarım ! " derken, en az bizim bildiğimiz
kadar biliyorsunuz bunu. Mutlu ve iyi olmak için , kendi içgüdünüzün
önerdiği yolu izleyin ; bu yol , size doğruyu gösterecek , günlük
koşulların bütünlüğü içinde , sizi birbirinize bağlayacaktır. Yönetim
bilimi , konumuzun dışındadır ancak.
İnsanoğlu , kitleler oluşturmak zorunda değil.
Dostça küçük gruplara ayrılalım ; böyle de yaşayabiliriz , pekala. İnsan,
insana boyun eğmek zorunda da değil. Sadece , babasının kendisini
yönetmeye hakkı vardır. Bir kral , bir yasa, politik bir kurum ; tüm
bunlar, üvey babasıdır insanın. Ama, aile içindeki insan için , kesinlikle
zararlı şeylerdir bunlar. Ailevi bir huzuru ve dinginliği yeğlemiş olan ve
uygarlığın tehlikeli araçlarından kaçınmayı seçmiş olan bir insan için ,
hiç bir değer taşımaz bunların hiçbiri de.
Kendi vekillerinizden konuşurken , yalnızca
onların saygınlığından ve ünlerinden söz ediniz. Size , hayranlık ve ün
gerekiyordu çünkü. Yoksul insanlar, siz bu tasarının neresindesiniz? Benim
saf ve temiz yapıtımın doğasını bozduğunuz zamanlarda bile , sizi tanımak
için , çok çaba harcadım. Bir gün varolma savında bulunduğunuz ve her
zaman varolmaya mecbur olduğunuz duygusuna kapıldığınız şeyden , öylesine
uzaktasınız ki !
İnsanlara varoluşu vermek gerektiğinde , amacım ,
kesinlikle bu varoluştan yoksullar ve zenginler yaratmak olmadı ; köleler
, efendiler , askerler ve azizler yaratmak da.Temsil edenler ve
edilenler ya da yurttaşlar yaratmak da değildi amacım. Sizler , benim
planlarımı ve kendi karakterinizi , çok iyi gözlemlemek zorundasınız.
Sonuç olarak , kendi zaferiniz benimkiyle uyumlu olmalı. Sizin
kurumlarınız , yani benimkileri alaşağı eden bu yapay kurumlarınız ; ancak
, kendi kısa yaşamlarını sürecekler.
Sizler , kendi
öncellerinizin düşüncelerini gözden geçirip , onları yenilemeye merak
sardınız.Sizi örnek alan ardıllarınız vardı ve onlar , açık bir biçimde , en az sizin yaptıklarınıza benzer şeyler
yapmaktan mutlu oldular. Oysa, kendisine hiçbir şey eklenemeyecek tek şey
, doğanın yapıtlarıdır ; asla, silinip yok olmayacak olanlar da. İnsanlara
, benim yapıtlarımdan bazılarını geliştirmeleri için izin verdim. Asla ,
sınırlamak istemedim onları bu amaçlarında. Ama, onlar ne yaptılar?
Kendilerinin silip yok ettiği bu yollarda , güvenle ilerlemek istedi , ey
talihsizler! Onca çalışmalarının zorluklarından sonra ; kendilerini
yeniden , başlangıçtaki çıktıkları yere dönmüş görmekten müthiş şaşkına
döndüler. Bu zorlu çabayı var eden düzenle , asla yüz yüze gelip
karşılaşmadılar.Kendi zayıflıklarının yol açtığı duygulardan ve habersiz
oldukları onca kötülükten , kendine düşeni almış olarak ; kanatlarımın
altımda kaldıklarını fark etmeden , bu yolda güvenle ilerlediler.
25 milyon insanı
harekete geçiren bu devrimin ; sizi , acının kucağına bırakan acımasız bir
hastalık olduğunu görmüyor musunuz? Bu konu üzerinde , bir an düşününüz.
Övgüye değer ne var ki , ortada? Çok geçmeden hepiniz , yeniden , daha
öncekinden daha derin bir mutsuzluğa düşeceksiniz.
Çocuklarım! Hala
sevecen bakışlarınız var.Ama, yalnızca hareket eden nesneleri
algılayabilecek kadar. Sizin belirsiz bakışlarınız , ancak bir tek noktayı
kucaklayabilir. Ve bu nokta, sizin için koca bir evrendir.Eğer , sınırlı
zihnimizin, ne kadar güçlü olduğunu bilseydiniz , eğer , engin doğa
karşısındaki o sınırlı ve küçük beyninizin , ne kadar acınası bir durumda
olduğunu bilseydiniz ve eğer , onca bildirilerinizin , doğanın yasaları
karşısında ne kadar acınası bir durumda olduğunu anlasaydınız ; yasaların
düzenlenmesinde , size hizmet eden düşüncelerin kuruluğunu ve yavanlığını
fark etmiş olacaktınız.
Doğa , kendi
elinden çıkan her şeye bunca güzel biçimler verip , bildik olmayan
şeylerin ise , kendine ne kadar uzak konumda bulunduğunu gösteriyor her
fırsatta. Boşuna , kendi öncellerinizi geride bırakacağınızı sanmayın.
Çünkü , onlar da , benim elimden çıktılar ; üstelik sizden çok önce. Ama,
bu engel olmasın size. Aksine, sizler de , çocuklarınıza daha güzel bir
dünya bırakmaya borçlusunuz.Sizler , tembellikten uyuşmuş arazilere
mutluluk ve iyilik tohumları ekiyorsunuz. Sivil toplum, üstünde her şeyin
bozulduğu , iyilikbilmez bir toprak parçasıdır.Sizler , bozulmuş
tohumlarla , 25 milyon insanı yeniden yeşerteceğinizi sanıyor ve bundan
umutlanıyorsunuz.Oysa , kangrene dönüşmüş bir yozluğu büyütüyorsunuz
bilmeden. Sizler , tüm kaçıklıkların barındığı bir krallığı koruyorsunuz.Onu çeşitlendiren , tüm temel tutkuların ticaretini yapıyorsunuz. Toplumu
var eden tüm hatalardan bir din kurmaya çalışıyorsunuz. Boşuna! Bu
krallar, şimdi bakan oluyorlar ; dinden, birçok din adamı ve papaz
türüyor. Hepsinin anası olan ve tüm kötülüklerin kaynağını oluşturan
savurganlıktan , bir toplum yapılandırmaya çalışıyorsunuz .Ordu
kumandanları , despotizm çığlıkları atıyor her yanda.Bir yığın yasa ,
ayak bağına dönüşen kötülükler üretiyor ve bir ulusu , en aşırı uçlara
kadar taşıyor . Üstelik, sizler böyle bir ulusu ; onu ortadan kaldırmaya
çalışan araçlarla , yeniden kurtarmayı düşünüyorsunuz . Bu üzücü atılımlar
boyunca , aklınızdan ; beni , yeni zincirlerle dizginlemeyi geçiriyorsunuz
.Ve dahası , yalnızca bu düşünceyle ilgileniyorsunuz . Benim dilediğim
mutluluğun araçlarını , daha da karmaşık hale getiriyorsunuz . Ey , nankör
çocuklarım ! Bu çabalarınızın sayısı , her geçen gün öylesine çoğalıyor
ki.
Benim güçlü
ellerim , sizin ve vekillerinizin üstüne , iyiliklerimi yayma gücü veriyor
bana . Sizler , en sağlam sözleri tükettiğiniz halde , ben sizi ,
olağanüstü bir yapıt vermeniz için gözetip kolladım.
Ey çocuklarım!
Annenize öykünün.Sadece , yeni aşırılıklarından başka bir
şeye yol açmayacak olan bu reformları , ona bırakın.Çözüm olarak ,
yalnızca varolan kötülükleri daha da arttırmaktan başka bir şey olmayan bu
devrimleri ; bırakın , o yapsın !
Toplumsal sistemi
bırakın ve yeniden doğal düzene dönün . Sizin , bu yöndeki bildirileriniz
, insanların yücelttiği aklın , üretmiş olduğu ne varsa , hepsinin
yazgısını değiştirecektir.En kalıcı değişimlere sahip olan doğa
tarafından işletilen ne varsa , hepsinin gururu bana ait ; yani , doğa
anaya.Sizin , o küçük , kural ve düzenlemelerinizi gördükçe, bıyık
altından gülüyorum . İnsanın en kutsal görev ve haklarıyla hiçbir bakımdan
bağdaşmayan bu çabalarınıza gülüyorum.Öyle görünüyor ki ; sizler ,
sunağa karşı sunaklar dikmek istiyorsunuz . Ama ben , önüne geçeceğim
bunun.Ve size bunu defalarca tekrarlayacağım.Ulusal meclisin kararları
, sonsuza dek devam edecek olan doğal yasaları yeğleyecek.Boşuna , hayal
kuruyorsunuz. Tüm politik kuruluşlarınız , toplum içindeki insanları ,
mutlu ve yetkin kılamayacak.Sizler , doğanın verdiğinden daha fazlasını
istiyorsunuz . Sizin , tüm fiziksel devrimlerinizdeki aşamaları
gözlemledim.Ben , sizin gibi ; soğuğun nasıl olup ta , yerini sıcağa
bıraktığını ya da ışığın nasıl , hoyratça uğursuzluğa yol açtığını
anlayamadım . Buna karşılık , siz , sivil bağlarla eli kolu bağlanmış
insanlar için , özgürlüğün yararlarını ve çekiciliğini , öve öve
bitiremiyorsunuz.Toplumsal bağımlılığın boyunduruğunda olan insanlara ,
hala eşitlikten söz ediyorsunuz.Ne kadar da tutarsızsınız !
Ben insanları asla
, böylesi bir kardeşlikle aldatmadım.Birileri hizmet edip , diğerleri ,
kendilerini bu hizmetlere değer bulurken ; nasıl olur da , kardeşlikten
söz edebilirdim?Şu halde , kardeşler , birbirlerinin uşağı ya da
efendileri midir ? İnsanlar , asla , böylesi tutarsız bir düzene
çağrılamazlar . Ve ben , hiçbir zaman , bu insanların çocukları arasında
bile , böylesi bir aldatmaca görmedim . Her yerde , şu " ulus ! "
çığlığını duyuyorum . "Ulus! , ulus!" diye bağırıyorlar . Hiçbir yerde
"doğa! " dediklerini duymadım.
Çocuklarım ! ben ,
sizi kendinizden geçirecek gizemlere sahibim . Çünkü , aydınlanma çağında
bile , bunu bildiğinizden gayet emindim . Siz hala , felaketlere
yürüyorsunuz . Ama , daha ilgilenmeniz gereken çok önemli işler var .
Sizler , disipline edilmiş milis güçlerine ve yurttaşlara sahipsiniz .
Organize olmuş kurumlarınız var . Bütün bunların , doğanın girişimlerinden
daha az önemli olmadıklarını sanıyorsunuz . Oysa, daha dün , buğdaydan
temel bir besin çıkarmayı öğrenmiştiniz . Ama , yönetim biliminde
yetkinleştikçe , doğadan ve onun yasalarından uzaklaşır oldunuz . Kendi
bilgeliğinizde ; monarşi , oligarşi , aristokrasi ve demokrasiyi
barındırıyorsunuz.Ne , melez bir bilgeliktir bu! Tüm bu politik
biçimler ; doğanın olgularından çok , sizin düşüncelerinize yaraşır
nitelikteki şeyler. Heykeltraş ve ressamlar , kendi kompozisyonlarında ,
hep beni model aldılar . Ve benden , eksiksiz bir kopya çıkardıklarında ,
mutlak ve sürekli bir başarıyı da , yakalamış oldular . Ağırbaşlı yasa
koyucular!Niçin , sadece sizler ; bu bağışı , doğadan size gelen bu
esini , atlayıp , onu aşma savında bulundunuz ?
Ey , sanatçılar! Elinizin altındaki tüm araçlar ;
beni incelemeye , gözlemlemeye ve hatta ,
benden kopya çıkarmaya götürecek sizi. Bu kopya sözcüğü , yüzünüzü
kızartmasın hemen . Doğanın en bağlı kopyacıları , toplumun en özgün
eserlerini ürettiler . Eğer , yaptıklarınız dikkatlice gözlenirse ;
sizlerin doğayla çok yakından bir ilişki kurmadığınız ortaya çıkar .
Sizler daima , dar çevrelere kapandınız . Benim varlığımda
bulabileceğinizden , çok azını yaşadınız hep . Ama, yine de , doğanın
gündelik güzelliklerinin imgesi ; yüceliğin , adaletin ve düzenin tüm
kaynaklarına sızmayı bildi . Bunlar , benim ilkelerimdi . Sizin
yasalarınız , tüm bu nitelikleri taşıyamadı hiçbir zaman.
Çocuklarım! Siz ,
daha çok gençsiniz . Doğada olup biten her şey ; sizin anlağınızda ,
anlamlı bir gösteriye yol açmaz . Şu halde , öğrenin ya da sizden önce olup
bitenleri anımsayın . Sizden önce yaşayan ve aynı sizin gibi olan başka
varlıkları anımsayın . Sadece kendi yetileriyle kuşatılmış olan o
varlıklar da , doğa üzerinde , kendilerini ağırdan satmak istediler.Ve
doğadan , daha iyi olduklarını savladılar.Ama , şunu da bilin ki , doğa ;
bu cücelerin güçsüz çabalarının tanığı , onların kendi çılgın niyetlerinin
kurbanı olduklarını gördü.Ve birbirlerini , bu tür niyetleri , nasıl yok
ettiklerini de.Barış içinde yaşayanların bağlandığı bu yeryüzünü , nasıl
değişime uğratmayı düşünüp de , bunu başaramadıklarına tanık oldu .
Evlatlarım! Aynı
, eski kütüphaneleriniz gibi , bir gün yeni yasalarınız da yok olup
gidecek . Yerini , yeni hatalara bırakmak için , güzelim kitaplarınız
ateşe verilecek . Ve onlar da , gün gelince , yerini başka şeylere
bırakacak . Eğer, ciddi bir şekilde , benim yanımda yer almak istemezseniz
ve doğanın yasasını bir yana bırakıp , başka bir sivil yasayı benimseyecek
olursanız ; geriye kalanlar , hayal kırıklığından başka bir şey olmayacak
.
25 milyon insan ,
kendi krallarının ya da papazların boyunduruğu altında olmaktan
yakınıyorlar . Onlar , sizdeki bu çifte boyunduruğu daha da pekiştirmek
için , şöyle diyorlar : Biz , özgür olmak istiyoruz . Birleşin ve bize ,
kendi istekleriniz doğrultusunda yasalar yapın . " Yazık !' " diye
bağırıyorlar acıyla . Bu bizi , daha da kışkırtıyor . Baş kaldırarak hiçbir
şey elde edemedik . Ve bir kaç yıl içinde de , yeni bir kriz olabilir .
Gerçekten de ; hangi gevşeklik , hangi korkaklık , şu papazlar sınıfı diye
adlandırdığımız şeyi açıklayabilir ? Evlatlarım ! Papazların gücünden
korkuyor musunuz , hala ? Bu karmaşık ve ölümlü düzenden çok , doğaya
karşıt olan bu insanlarla sağlanan uzlaşma , neyi kanıtlıyor ? Yalnızca ,
felaketlere ve yıkımlara yol açan bu toplumsal düzen söylemi , neyin nesi
? İlksel ahlakın kaynaklarını kurutan bu düzen , sonunda zorbalığın
zincirlerini kırabilecek mi ? Belki , kırabilecek . Bu göçebelik düzeniyle
siz , sadece , geçici varlıklarsınız . Siz hala , bu canavarsı
hiyerarşinin saygısızlıklarını düzeltmeye çalışın bakalım . Bir tek
vuruşla , üç başlı canavarı öldüreceğinizi mi sanıyorsunuz ? Bir tek
bildiriyle , bu sarsılmaz gövdeyi onaracağınızı mı sanıyorsunuz ? Öyle
görünüyor ki , sizler ; açlık tehlikesine düşmeden , açlıktan ölmenin ne
demek olduğunu bilemeyeceksiniz . Bir tek solukla , bu dayatmacı kuruntuya
can verecek olmanın , zevkini ve güvenini duyuyorsunuz , belli ki .
Doğanın öğütlerine kulak verin.
Evlatlarım ! En
içten acıma duygusu , en uygun olan dindir , insanlara . Soyutlamalardan
oluşmuş ve görünmez bir Tanrısallık , özdeksel varlıklara hiçbir ışık
sağlayamaz . Baskın olan bir tapınış ve papazlar , yoksulluğa ve köleliğe
götürür bizi . Din , en iyi ahlaklar için bir alaşımdır . Doğa , asla
azizler tarafından düzenlenmemiştir . Ama , doğanın silinmez buyruğu ,
çocuklarının yüreğinde yer etmiştir . Babanla onur duyacaksın . Böylece ,
baba evinden başka bir tapınağın olmayacak .
Kurduğunuz yapının
temelindeki elverişsiz koşullara gelince ; üstesinden gelmek zorunda
olduğunuz bir dizi engeli , şöyle bir hesaplayın .Tüm içsel düzenlemelerin
, köşe taşını oluşturacak her şeyi de katın buna. Sonra da , kendi yapınızı , benim değişmez ilkelerim ışığında şöyle bir yeniden gözden
geçirdiğinizde ; bir , ekonomi - politik sistemi göreceksiniz . Ve bu
sistem , her bakımdan , 25 milyon insanın yüreğine ve aklına ,
dolayısıyla da tüm toplumsal alışkanlıklara egemen olabilecek . Sizin ,
asla dokunmaya cesaret edemediğiniz bu gelenekler ve töreler , hemen hemen
tüm doğa yasalarıyla çelişiyor .
Henüz insanların
tam anlamıyla insan olmadıkları zamanda , gerçekten de , hiçbir şey onları , iyi ve mutlu etmeye yeterli değildi . Şu halde , her insan , kaçınılmaz
olarak ve duyuş bakımından bir diğerine benziyordu . Ama , ne zaman ki,
insanlar yetkinleşip , tam olarak insanlaşma evresine girdiler , o zaman ;
efendi , köle , zengin , fakir , kentli , köylü , yöneten , yönetilen ,
temsilci , temsil edilen kavramları ortaya çıktı . Ve aralarında ,
neredeyse hiçbir ortak nokta kalmadı . Örneğin , bir yargıç , ne huyu , ne
de giysileri bakımından , artık bir subaydan ayrılıyordu . Çünkü ,
insanların birbirlerini gözden çıkarmalarına yol açan çıkar çatışmaları
yüzünden verdikleri bu savaşımda ; herkesi ve her durumu birbirinden
ayıran , tüm bu farklılıkların birbirlerine karşıt evreninde , aklın ve
adaletin sesi nasıl duyulacaktı ? Bir an için , bu sesleri duyduğumuzu
varsaysak bile , bu seslerin etkisini sürekli kılmak için , ne yapmalı
ya da bu seslerin korunmasına nasıl cesaret etmeliydi ? Bir ceza yasasının
verdiği gözdağı , yalnızca kısa bir süre için , karşıt bir anlamla yoldan
çıkmış olan bu bireyleri , birbirleriyle uzlaştırmayı başarabilirdi .
Ancak , cezalandırmaya başvurmak gerektiğinde , toplumdaki insanları,
hangi adla nitelendirmeli ? Ve bu adın , yasa koyucu olması , hangi cesur
girişimden doğmuştur?
Herhangi bir
düzenin etkisinden kurtulabilmiş olan bilge biri , kendi benzerlerine acır
ve kendi kabuğuna çekilir . Yargılayamadan ya da kendi gücünü aşan bir
iyileştirme savında bulunamadan ve onları düzeltme isteklisi olmadan yapar
bunu . Ve ona , sadece bir tek çözüm kalır , zayıf bir çözüm . Şurası bir
gerçektir ki ; yavaş ve aksak bir ilerleme içindeki insanlardan , ayrı bir
örnek sergiler o.Bağlanmak zorunda olduğu sivil ilişkilerden uzakta ,
doğaya göre yaşar ve davranır.O , birbirine karşıt unsurlardan oluşmuş
bir yığından başka bir şey olmayan 25 milyon insanı, iyi ve mutlu kılacak
ahlaki ve fiziksel olanakların ; aslında , birer olanaksızlık olduğunu çok
iyi bilir . Belki de , sizler arasından biri , büyük bir kalabalığın
yapılandırılmasını biliyordur . Ve o , yani kalabalık , " Penelope '
un tülü "
olarak adlandırılan şeyden başka bir şey değildir
. Dolayısıyla , o bilge kişi ; Büyük toplumsal eseri yapılandırmaya
çalışırken , kendi vicdanına göre hareket etmez.
Sizin
yetersizliğinizle karşılaştırıldığında , kullanmak zorunda olduğunuz
araçların ne kadar zavallı olduğunu göreceksiniz: Ayinler, vaazlar ,
apoletler , eşarplar , üç renkli düğümlü kurdeleler ve bazen beyaz, bazen
de kırmızı olan bayraklar . Bir yandan, bazı kalelerle çarpışırken ;
Diğer yandan , upuzun surlar yapıyorsunuz . Orada bir çan , en ciddi yasa
koyucuların düzenini haber veriyor ; Burada bir davul , özgür olduklarını
ve artık istedikleri adımları atmakta hiçbir engelleri kalmadığını
söyleyen yurttaşlara , haberler uçuruyor . Her yerde , sivil bağımlılık
inancına ve toplumsal bağımlılığın altın zincirlerine teslim olmuş
insanlar görüyorum ; Oysa, hiçbir yerde , kendi doğal davranışına
terkedilmiş bir tek insan bile görmedim .
Sinirli bir
bireyin sıkılmış yumruğuna karşı , 25 milyon insan kendini savunmak için ,
ivedilikle silahlandı ve bir daha da elinden bırakmadı o silahları.
Avrupa'nın en verimli , en güler yüzlü bölgesi , yalnızca tarım kesiminin
yaşadığı bu bölge ; Derhal hızlı bir dönüşüm geçirerek , silahını elinden
bırakmayan askerlerle dolu , bir savaş alanına dönüşüverdi . Ve yine ,
devrimlerin en görkemlisi olarak adlandırılan eylem de burada yapıldı .
Hala , en akıllı varlıkların , ama aynı zamanda da , en güzel insanların
yaşadığı yer olarak burayı görüyorum.
Çocuklarım !
dinleyin ! görülmemiş bir çekişmeyle , mademki 25 milyon insan , insana
benzeyen küçük canavarlar grubunun yazgısında hiçbir şey bulamıyor ve
mademki birçok yüzyıl boyuca devam etmiş olan toprak köleliğinden sonra ,
bu 25 milyon insan , hala kendi ilkel bağımsızlıkları içinde bulunuyor ve
sarsılmaz bir iradeyle yeniden oraya dönmek istiyor ; İşte , bana
göründüğü kadarıyla , onların takılıp kaldıkları yer burasıdır .
Öncelikle ,
papazlar sınıfına ve soylular sınıfını oluşturan ve aslında bir hiç olan
bu varlıklara karşı , yeni bir güç birliği yapmak ve onların , böylesine
emek harcamadan beslenmeye alışmış doğalarını anlamak gerekir . Ardından ,
bu acımasız eşitsizliğin bölüştürdüğü zenginlere karşı , yeniden birleşmek
gerekir . Bu, sizin göreviniz ; Bir zamanlar , üçüncü düzen diye
adlandırılan her şeyi temsil eden sizlerin görevi . Doğa adına , her
aileyi oluşturan bireylerin sayısıyla orantılı olarak , yeniden bölüşüm
düzeni kurmak sizin elinizde ; Tıpkı, Burbon'ların bir zamanlar
kurdukları gibi Tanımak için , bunca yetersiz kaldığınız bu dürüst insan ,
bu düzenlemeyi ilk alkışlayan kişi oldu . O , kanatları altında , ancak
Louvre'da bulunabilecek olan büyük bir zenginlik buldu . Etrafı , süslü
püslü kadınlar ve kuşkucu uşaklarla sarılı olan sizler ; Bu zenginliğin ,
ne demek olduğunu anlamazsınız .İnsan türü , ulus çatısı altındayken , tüm
görünümlerin en kötüsünü sergiler .Hiçbir zaman , yan yana gelmeyen
ailelere bölünmüş olan insan türü , yine de , hiçbir zaman
bozulmadan kalacak ve yaratılmışlar merdiveninin ilk
basamağından , daima hak ettiği yeri alacaktır .
Bu devrime dikkat
edin ! Kendinize model olarak seçtiklerinizin aksine , karışıklığa ve
kargaşaya bulaşmaya en uzak olan , Avrupa'nın diğer halkları ; tarımla
uğraşan bu binlerce aileye göre , ne kadar da huzurlular .Sizin
modelleriniz ise , uzun zaman boyunca , yüce doğanın alnı üzerinde kirli
birer leke olarak kalacaktır .
Kralınız XVI.Louis
, geçen yıl hepinizi ağlatacak etkili bir söylev çekmek için
gelirken , sonsuz bir onura sahipti . Çünkü , kuşkusuz bu ;
özgürlüğü alkışlayan bir Monark'ın , ilk kez sesinin duyulduğu bir
olaydı.Kral XVI. Louis , çok daha büyük bir zafere ulaştı .Siz , sivil
yaşam diye adlandırdığınız şeyi kendisine bildirmekle uğraşırken ; o ,
size , kendi söylevlerine pek yaraşmayan ve daha öncekilerin pek eş değeri
olmayan , kısacık bir söylev çekmek için karşınızdaydı .Şöyle diyordu
özetle : "Dostlarım! Benim öncellerimin hepsi , iyi birer kral olamadılar
.Bunun için , daha fazlası gerekirdi .Kendi deneyimlerime göre , en iyi
niyetli kralın bile ; kendi benzerlerine , kendi eş değerlerine karşı ,
bunca zorlu bir kişilik olmasından kuşkulanmak gerekir . Öyle ki , bu
insanlar ; bıraksalar , kendilerini çok güzel yönetebilirler .Çünkü ,
onlar artık çocuk değiller .Şu halde , sizi rahatsız etmemem , kendi
şanıma yaraşır bir konum almam için ve benden daha kötü krallar olduğunu
her fırsatta size anımsatarak evinize geliyorum .Her aile babası , sadece
, çocuklarının kralıdır ve öyle olmalıdır da.Size bir örnek vermek
istiyorum ve bu rol , beni her bakımdan , kralların en iyisi yapacak .
Sahip olduğum , bu aşırı mal varlığının , benden geri alın .Şu andan sonra
, ben de , bir aile babasından başka bir şey değilim .Ve tüm bu
fazlalıkları , yeterince mal varlığına sahip olmayan aile babalarına
dağıtın."
XVI. Louis böyle
bir kahramanlığa yatkın değildi gerçekten de .Bunun için her zaman bir
krala daha fazla kahramanlık gerekir .Bir kahramanlık ki , yer yüzünün
uygarlaşmış değişik uluslarına eğlenceli günler sözünü yasaklamıştır ;
kendi krallarının , gerçek kişiliğini açığa çıkarmaları için ve aynı
zamanda , taçlandırılmış bireyler arasında genel bir buluşma düzenlemek
için . Ve krallarını ; üstüne hiç kimsenin yaşamadığı , ıssız bir adaya
sürgüne göndermeleri için , bu uluslara güç veren bir kahramanlık üzerinde
, ilkel bir kültürün egemen olduğu görülür . Ancak , açgözlü olan bu
krallar, verimli topraklarının güçlü ve kararlı kollar beklediği bir ıssız
adada , zaten yaşamamışlar mıydı ?
Tahtsız krallar
adasını denetlemek için , silahlı küçük sandallardan oluşan bir konvoy
yerleştirip , orada yaşayanların çıkmalarına engel olmak gerekir . Yeni
gemilerden oluşan bir engel , kuşkusuz daha önemli olurdu.. Yaşamak için ,
orada bulunanların her biri , dört ayak üzerinde yürümek zorunda kalırdı .
Daha çok uşak , daha çok cariye ve daha çok asker ; bunların hiçbiri
olmazdı . Her şeyi kendileri yapmak zorunda kalmaları , daha iyi olurdu.
Bu elli kişilik grup , belki de , uzun zaman boyunca barış içinde
yaşayamazdı . Ve huzurun , izleyicisi insanoğlu ; kendi elleriyle kendini
, zalimlere teslim etmekten hoşnut olurdu. Yeryüzü halklarının, kendi
bağımsızlıklarının yazgısını belirleyecekleri an da, işte, bu an
olacaktır.
Tüm yüreğimizle
duyumsadığımız bu yenilenmenin önündeki aşılmaz engellerden biri, sizin,
bir kralı korumakta gösterdiğiniz inadınızdır. Biliniz ki, kral XVI.
Louis, herkesi kendi kişiliğinde birleştirdiğinde bile ; kendi
tanrısallıklarınızı
Tasarlayan düş
gücünüzün yetkinliği, kendi monarkınız için selamladığınız bir aptallıktır
hala. Unutmayın ki, özgürlük, asla bir kralda somutlaşamaz. Yine anımsayın
ki bir monarka bağlı olan bir halk, özgür değildir ve olamaz da. Prensin,
sıkı sıkıya sarıldığı politik bağlar ne olursa olsun ; sonunda, o da bir
kral olacak ve halkına aynı şeyleri yaşatacaktır. Bir kral, özgürlüğünün
korkuluğudur. Doğa için vardır ve o, doğanın kendisidir. Saraydaki
özgürlük ; kendine saygılı bir bakire için, fahişelik yapılan bir yerdir.
Hiçbir ahlak,
saraydakinden daha fazla kötülük getirmemiştir. Buna karşılık, ahlakların
egemen olmadığı, hiçbir özgürlük yoktur. Ayrıca, niçin çifte bir kullanıma
izin veriyorsunuz? Siz , kendi meclisinizin başkanına sahip değil misiniz?
Bir kralı ne yapacaksınız? Ve niçin, düzenlemeye gücü yeten şeyleri
gerçekleştirmek için, verecekleri sözleri doğrudan kendisinden
dinlemiyorsunuz? Ayrıca, her on beş günde bir , sizin için bir lider
değiştirmenin sağlayacağı yararları duyumsamıyor musunuz? Onun , tüm
bunlardan çıkaracağı sonuçlar neler olabilir? Daha çok toprak , daha çok
uygarlık. Bu büyük imparatorluğun, her bir üyesi ve her bir bireyi, eğer,
kendi adına ilk sırada olma savında bulunabiliyorsa ; onu, doğumun
rastlantısal olduğuna inandırmak, ne kadar da zor!
Kralları
sevmiyorum ben , daha az zengin olanları seviyorum. Malvarlıklarının
eşitsizliği , düzenin eşitsizliğinden başka bir şey değildir. Ancak , sivil
toplumun tüm bölümlerini birbirine bağlayan zincir de, bunlardan
yapılıyor. Çocuklarım! Size doğruyu söylüyorum. Aranızda , zenginler ve
yoksullar olarak, öylesine acı çekenler var ki ; asla, soyunuzun
yenilenmesi amacına ulaşamayacaksınız bu yüzden. Bugünkü sistemde,
yoksullara öğütler verdiğim yada onları , zenginlere karşı kışkırttığım
sanılmasın. Ben, sadece, kaba bir iç güdüye sahip olan hayvanlara karşı ,
zor ve şiddet kullanılmasına izin verdim. Ancak, içgüdülerinin yetkin
olduğundan hep kuşku duyduğum insanlar.
Kendi aralarında
bile , hala dostluğa dayalı bir düzen kurmayı başarabildiler mi? Bir kez ,
kendilerini yoksullara acımaya çalışan zenginler ; artık onlardan sayıca
fazla olmaktan ve zayıf zevklere sahip olmamaktan dolayı
sevinçlidirler.yine aynı zenginler , daha adil bir düzen kurmakta bunca
isteksiz davranmakla , yoksulların ; mutluluk , huzur ve çıkarlarının
düşmanı olmayacaklar mı?Bu paylaşım olmaksızın , insan türünün birbirinden
yalıtılmış aileler şeklinde dağılmış olmaları düşünülmeksizin ; insanlık
bağlarıyla , o aileleri birbirine bağlamak ve her birini , kendi huzurlu
evreninde yaşamak olanaksızdır.çocuklarım ! size , mutlak bir yenilenmeden
umudunuzu kesmenizi öğütleyen bendim ; sizler ise , gürültüden başka bir
şey yapmıyorsunuz .
Özgürlük ; toplum
içinde yaşayan insanlar için sadece bir kuruntudur . Onlar , doğal bir
sisteme dayanan bir gerçeklikte yaşayabilirler yalnızca . Çünkü bilmeniz
gerekir ki , özgürlük ve doğa birbirinden asla ayrılmaz ; birinden
hoşlanmadan , diğeri asla elde edilmez . Onların ikisi de aynı sunağı
istiyorlar ; yani , sadece kendilerine tapınılmasın!
Size , şunu da
söyleyeyim ki ; devrim , hala yapılmadı . Sizler , aynı düşüncelerin kısır
döngüsü içinde kaldığınız sürece de yapılamayacak . Hepiniz aynı
düşüncelerin kısır döngüsü içindesiniz ; sadece , ince nüanslar var
aranızda . Siz , politik özgürlüğü yarattınız ; ancak , kölelik düzeninin
yıkmayı başaramadınız .Soyluluğun yıkıldığını haykırıyorsunuz . Ancak ,
zenginler ve soylular , efendiler ve köleler arasındaki eşitsizliği
ortadan kaldıramadınız . Çevirdiğiniz dolaplar , hala yerli yerinde
duruyor .Onların verdiği acılarla yüklüsünüz . Herkesin olduğunu
haykırıyorsunuz . Ancak , size de biliyorsunuz ki ; bu bir gösteriş , bir
düşten başka bir şey değil . Gerçek sorunlara , hala el atamadınız . Tüm
bu toplumsal kaosların ortadan kaldırılması , eğer , gücünüzün çok
üstündeyse ; kendi güçsüzlüğünüzü itiraf edin ve bir devrime , inanmayı
bırakın artık !
Tüm bunlardan
sonra , şehirlerin ortasında , hala özgürlüğün adını anmaya cesaret edip ,
onun ; tüm zincirleri ve hapishaneleri yerle bir edeceğine duyduğunuz
umudu sürdürüyor musunuz ? Böylesi bir özgürlüğü , yaşamınızın tam orta
yerine koymayı mı istiyorsunuz hala?Özgürlük ,artık doğada olmayan bir
özgürlük şekline dönüşmüş sizin için , hiçbir , doğal yanı kalmamış
.Bayraklarınızın ve berelerinizin üzerinde , boşuna salınıyor , o .
Özgürlük aşkı , ayni kölelik zamanlarında onca arzu ettiğiniz bu sevda ;
artık , yüreklerinizde yer almıyor . ayrıca , bilmiyorsunuz ki ; özgürlük
, özel bir adanış ister .O , kendisi için , sevdalı olunmasını ister ;
yeni bir duyarlık olarak , hep peşinden gidilmesini bekler .
Çocuklarım ! Özgür
olmak için , önce insan olmak gerekir .Onca , aymazlık ve tehlike içinde
kıvranan sizler , insan da olamayacaksınız şu halde ; bağımsızlığın ,
soyluluğun ve yalınlığın bu niteliğine asla yükselemeyeceksiniz .Özgürlük
tümüyle doğal bir şeydir .Asla , düzmece coşkulardan esinlenmez ; sizin ,
durup durup kapıldığınız , bu kendinden geçme durumlarında da . Kendinize
ait olmayan bir hazineden , yararlandığınızı göstermek isterdim size .
Öyle görünüyor ki ; sizler , yasak bir meyveyi tattınız .
Niçin bu törensi
katılıklar , bu dinsel adanışlar , özgürlük onuru adına girilen birlik
antlaşmaları ? Bir çocuğun , kendi annesini sevmesi için , onu yargılamaya
gereksinimi var mıdır ? İyi bir çocuk olmakla , doğal bir insan olmak
arasında , nasıl bir var ki ?Sizler özgürce yaşayıp ölümü aşağıladığınız ;
sanki , var olmayı istemek olanaksızmış gibi .Tüm bu törenler, ne kadar da
bayağı! Kendi bağımsızlığınıza karşı , ne kadar da kötücül bir yaklaşım bu!
Tüm bu savaş sesleri, yalnızca, kendi karakterlerinizin hareketliliğini
açığa vuruyor. Çıkardığınız tüm bu top sesleri, silah sesleri ; sadece,
sizi eğlendirme amacı taşıyor. İşte, hepsi bu! Kendi payınıza, buna bir
parça da çığırtkanlık eklemek gerekir , belki de.Çünkü, temsil ettiğiniz
bu 25 milyon insandan gizlenemezsiniz. Sizin düşündüğünüz yenilenmeye
hazır olan ve özgürlüğün gerektirdiği erdemlere yatkın olan çok az insan
var.
Halkı oluşturan
insanlar , kölelik için uygun insan değildirler. Özgürlük ise ,
kalabalıklardan pek hoşlanmaz. Şehirlerinizin meydanlarında toplanmış,
bunca soysuzlaşmış insanı , yadsır o. Oysa, özgürlüğün meyvelerini tatmak
için, biraz rahatlık yada onun çekiciliğine kapılmış, onun tadını bilen
kalabalıklar gerekir. Yoksulluğun yansımaları, kendini aşırılığa bırakmış
olanlarda olduğu gibi , özgürlüğü geri çevirir ; özgürlük, daha çok,
alçakgönüllülüğün yandaşlarında kendini var etmeyi sever. Yeryüzünde
yaşayanların dörtte üçünün toplandığı bir ülkede, insanlar yalnızca, birer
döküntü olarak yaşarlar. Ve dokuz yüz bin talihsiz, tüm sıkıntıları
omuzlarında taşır. Sıkıntının ağır kıskacı altında ezilirler ; tıpkı,
yoksulun , zengin birinin boyunduruğu altında, durmadan ezilmesi gibi.
Başka bir ülkede , bu , kendini beğenmiş bağımsızlık için ; tüm insanların,
birbirinden ayrımsız bir şekilde , yeniden yaşam bulmak için çırpındığını
gördüm. Acımasız ve devrimci bir alaycılıktan başka, nedir ki şişinip
durduğunuz şey?
Talihsiz insanlar!
İyilikseverlik atölyelerinizde , kadavralar gizlenmiş hastanelerinizde,
yozlaşan şehirlerinizin tüm duvarlarının dibinde ; hala mı , özgürlük
şarkıları söylüyorsunuz? Kendi efendilerini yüceltmeyi beklerken,özgürlüğe
yönelik bir şarkı besteliyorsun. Öte yandan, bir benzerliğin uşağı olmayı
göze alıyorsun. Sen , kendi benzerinin arabacısısın ; sen, kendi
benzerlerinin aşçısı ve berberisin. Sen, bir yandan zengin olmaya
çalışırken, namussuz bir adam olmayı göze alırken ; başkalarının
kapısında, özellikle yoksulların kapısında, kardeşçe eşitlik için, şarkı
söylüyorsun. Kim inanır sana? Özgürlüğe şarkı söylemeyi sürdür , dürüst ve
yoksul kız! Ayin yapan sömürgecileri izle!
Bu alçak uygarlık
yuvalarında, bu zorba ve suçlarla dolu yoksulluk yuvalarında , kendi bilge
temsilcilerinin peşinden ayrılma! Meydanlarda , tapınaklarda , insan
haklarını duyur sen daha, ardı ardına ; özgürlüğün çekiciliklerini
yüceltmeyi sürdür! Senin çalışmalarından kim yararlanacak? Onlar, yalnızca
onlar , o küçük azınlık ; kendilerini , daha da bağımsız kılmak için, bir
özgürlük kurumuna gereksinim duyarlar.Ya , geriye kalanlar ; onlar , seni
duyacak mı? Ve bu yurttaşlar yığını, yani, hemen hemen gücün biricik
sahibi olanlar ; ne yapmak istediğini anlayıp , sözlerinden yararlanmayı
akıllarına getirecekler mi? Kendi hizmetine odaklanmış , bir uşak mı? Kendi
kar ve zararlarını hesaplayan , tüccar mı? Asla, durup dinlenmeyen, şu
yolcu mu? Turfanda meyveler elde etmek için, hiçbir zaman şiddete
başvurmaktan çekinmeyen , şu bahçıvan mı? Kendi yönergelerine bağlı, asker
mi? Kendi direğine bağlı, şu gemici tayfası mı? Kendi evlerinizin
çatısında sallanan, şu örtü mü? Kendi zevklerini ve zevksizliğini ortaya
koymaktan başka bir iş yapmayan , şu talihsiz yığın mı?
Kısa bir süre
için , birbirine yaklaşan şu mutsuz insanların onda dokuzu , tokgözlülükle
yemeklerini yemeye devam ediyor. Orada, daha çok zaman bulacaklar , bu
talihsizler. Daha önceki eğitimlerine geri dönmek için, boşuna çırpınıp
duracaklar. Ki, bu eğitim, sizin onca bildirileriniz için , kesinlikle
zorunludur her zaman ; çoğu, aydınlığın başyapıtları gibi durmasa da.
Ah! Oysa , onlar
için, bir tek şey var , yeniden elde edilecek : Özgürlük! Böylesine
gururla, böylesine coşkuyla tanımlanması gereken tek şey. Başkentin
ortasından, en uzak köylere varıncaya dek, hep onun adı çınlıyor
kulaklarda ; duyuyor musunuz? Bu büyük iyiliğin , kapsamını ve enginliğini
iyice anladıklarında , ondan yararlanmayı bilecekler mi? Onları ezercesine ,
hep yeniden doğan gereksinimlerin gündelik zinciri ; onların, kendileri
hakkında yeniden düşünmelerini ve tüm varoluşsal atılımlarını yasaklayacak
mı?
Ben , insanlara
daha çok zaman ve olanak bırakan , bir başka düzene inanıyorum. Bu
çığlıktan , akıllıca yararlanmalarını olanaklı kılan bir düzene ; kendi
görev ve haklarına , daha özen gösterecekleri bir düzene… Bir toprak sahibi
olan ve yalıtılmış bir ailede yaşayan insan , kendi kanından olan belli
sayıda insanı beslemek için ; gününü, dinlenme ve çalışma arasında pay
ederek , kendiyle ve yakınlarıyla ilgilendi. Zorunlu ve tekdüze bir uğraş ,
zihnini daraltmadı ve zihinsel yetilerini köreltmedi. Tüm mutlu anlarını,
elinden almadı ; kendiyle sürdürdüğü söyleşisinde , onun yanında kaldı.
Benim yalın ve yetkin yasalarımla , giderek daha da yakınlık kursun diye ,
zihinsel yetilerini bağışladım ona. Ancak, sizin temsil ettiğiniz dev
insan kalabalığı, kendisi için ; işleri daha da karmaşık hale sokacak
ilişkilerle birlikte , giderek çoğalıp genişledi. Daracık bir alanda,
birlikte yaşamak zorunda kaldığından, daha da bozulup yozlaştı ve
beklenmedik gelişmelere , rastlantılara yenik düşen ortaklıklarla , iyice
soysuzlaştı ve zayıf düştü.Bu bozulmanın ilerleyişini durdurmak için ;
artık, ne zaman , ne de olanak var.
Çocuklarım! Sizler
, tüm bunları biliyorsunuz. Sizin politik çalışmalarınızın verdiği azıcık
güvenle , biraz olsun, durup düşünün ve bu yozlaşmanın ardı sıra gitmeyin.
Sizi , şu durumunuzla kabul etmiyorum ; ancak, sonuca varmanızı bekliyorum.
Çok geçmeden , bu konuda , benimle aynı düşünceyi paylaşacaksınız.
Hepinizi , böylesine etkisi altına alan , bu olağan üstü devrim ; sadece ,
kaçınılmaz ve zorunlu bir olaydı.Koca bir insan yığınını , baştan sona
kapsayıp, hepsini kuşatacak bir çember ; bir durum değişikliğiydi. Akılcı
biçimde , umut edilebilecek tek üstün nokta ; kalıcı ve desteklenebilir
olması için, doğaya yakın bir konumu seçilmiş olmasıdır , kuşkusuz. Ama, o
da ne? Öylesine uzaklaştınız ki , doğal olaylardan. Babalarınızın
yaptıklarının anısına , kendi çağdaşlarınızın ve gelecek kuşakların gücünü,
akılcı olarak iyileştirebilecek misiniz? Ne kadar hoşnutsuzsunuz ve öte
yandan, ne kadar iyi niyetlisiniz! Eğer, öyle olmasaydınız ; kuşkusuz ,
suçlu olurdunuz.
Görüyorum ki ,
söylevim ; üzerinizde, tahmin ettiğim düzeyde bir etki yapmıyor. Kiminiz,
kendini beğenmiş bir şekilde gülüyor ; kiminiz, kaşınızı çatıyorsunuz ;
kiminiz, sabırsızlık gösteriyor ; kiminiz ise , - o da, küçük bir grup
sözlerimin doğruluğunu , alçak sesle onaylıyor gibi görünüyorsunuz. Ancak,
hiçbiriniz, mahkemelerde benim ilkelerimi dile getirmeye cesaret
edemiyorsunuz hala.
Nankör ve kötü
yetiştirilmiş çocuklarım! Kendi güçlerinin esiri olmuş olan sizlerden,
öcümü alacağım! Elveda! Ve sizler, diğer çocuklar! Bu geçitlerin en
karanlık köşelerinde yer alanlar! Sizler , mahkemede söylenen her şeyi
savunan ve uyanık olduklarını sananlar ; yeterince zaman
kaybettiniz.Sizler de evinize dönün!Mutlu ve iyi yaşayabilmek için , size
gerekli olan her şeyi , kendinizde barındırdığınıza inanmış olarak , dönün
evlerinize!Şu üç sözcüğe kulak verin ; İşte , insanoğlunun en büyük
anayasası : Çocuk , eş ve baba ; aile sevgisi , evlilik sevecenliği ,
babalık özeni.İşte , sizin tüm ödeviniz !İşte , tüm zevkleriniz!İşte , tüm
haklarınız ! Bu üç yalın sözcükte toplanmış hepsi : Çocuk , eş ve baba.
Ahlak , tapınma ,
ve yasama ; Tüm zamanlarda , İnsanı oluşturduğu sanılan tüm bu olgular ,
bu üç sözcükte bulacak anlamını.Bunların dışında , hiçbir şey yok ; her
şey söylenmiştir.Bu üç sözcük söylendi mi , her şey tanımlanmış
demektir.Her şey , bu anlamları içerdiğinde ; ayrıca , bunların dışında
düşünülmüş olan şeyler , ilgi çekici hiçbir değer taşımazlar.Yalnızca ,
sürekli , olarak , bu üç duruma sahip olmak doğulur ; bu üç durumun , üçü
de elde edildiği zaman ise , mutlu yaşanır , ve mutlu ölünür.İnsan için ,
kendine benzeyen binlercesiyle birleşmekten , daha zorunlu hiçbir şey
yoktur.Bir lider seçmekten , halkın benimsediği bir tapınma biçimi
geliştirmekten , bir yasa ortaya koymaktan ve şehirler kurmaktan daha
önemlidir bu.İnsan yaşayabilmek için kendisine gerekli olan ne varsa ,
hepsini ailesinde bulur ; Ölümü , yaşamı ve mutluluğu bulur orada.
Aile içindeyken ,
insanlar arasında ; yaş , cins , aile durumu gibi ayrımları gözetmek
zorunda kalmaz.Yaş ayrımı , çocukları ; kendi babalarına boyun eğmeye
zorlar.Babanın , egemenliğini ; çocukların üzerinde kullanmasına
yarar.Cinsler ayrımı ; en güçlülülere karşı , daha zayıf olanların bir
saygısı olarak , daha zayıf olan kadını , güçlü erkekle uzlaştırmaya ,
uyumlu kalmaya aracı olur yada olmalıdır.Bunun dışında , başka anlamı
yoktur.Aile ayrımı ise ; insanların , Karmaşık bir düzen içinde
yaşamalarını engeller.Onları , küçük gruplar halinde birleştirerek , aynı
kandan olanların her birini yakınlaştırarak , yeryüzü üzerinde , anlamlı
bir dağılım sağlar ; karmaşayı önler..İnsanoğlunun , bu doğal sisteminden
, daha az ve karmaşık hiçbir şey yoktur ! İnsan ; uygarlıkla vahşi doğa
arasında ve henüz özünü kaybetmemişlikle , bozulmuş bir ruh durumu
arasında gidip gelir.İnsanın yazgısı , yalnızca ; evlat , kardeş , eş ,
baba ve dost olmaya bağlıdır.Bu rollere bağlı ödevlerle birlikte ,
şaşırtıcı birtakım adlar altında , tümüyle yapay ilişkiler geliştiren de ,
yine odur.
Temsilciler ve
temsil edenler , seçenler ve seçilenler , prensler ve halk , efendiler ve
uşaklar , zenginler ve yoksullar , yargıçlar ve askerler ! Şaşırtıcı değil
mi?Çocuk , eş ve baba.İnsan sürekli olarak , bu üç rolden hareket eder ve
dönmek zorunda olduğu yer de , yine bu üç roldür.Sizler , bunun dışında
başka bir yazgıya sahip değilsiniz. Bunlar , insanın üç
ereğidir.Gerçektende insan , yalnızca , bu üç amaçtan başka , hiçbir şeyin
peşinde değildir.Bu durumda kendisine gerekli olan her şey için ,
düzenleme ve zekaya gereksinir.Eğer başka amaçlar için , kendi gücünü
boşuna harcıyorsa ; vay haline !
Burada , insanoğlu
için bir üçgen çizim yalnızca ; ceza almadan , çıkamaz bu üçgenin
içinden.Ona , şöyle diyorum : İyi çocuk iyi eş , iyi baba.Geriye kalan her
şeyi , kendi üstüme alıyorum.sizler , bundan başka hiçbir şey
yapamayacaksınız.Ben sizinleyim ve başarmanız için çalışacağım.Ancak
uyarıyorum sizi ! sizi kendi halinize güçlenmeye bırakacağım.Eğer ,
görüşlerinizi bu üç çizginin uzağına taşırsınız ; sizi terk edip kendi
halinize bırakacağım.Eğer bu üç çizgiyi hoyratlıkla aşacak olursanız ;
sınırın ötesinde sizi talihsizlik ve suç bekliyor olacak.
 |