Haydi Esin Perilerinin Evlatları
                       Çeviren: Ferihan Hasan Panayır

Haydi, esin perilerinin evlatları! Bir bayram korosuyla,
Esin perilerinin şerefine, kadeh kaldıralım!
Masanın etrafında, şarkımızı söyleyelim!
Her esin perisi, birini öne çıkarsın.
Önce Kalliope mi? O, bu akşam,
Hiç te havasında değil.
Baba Homeros’u anımsıyorum,
Bardakları nasıl doldurduğunu da.

Ondan sonra kim geliyor? Euterpe mi, merhaba!
Şarkımızı söylemeli o da;
Biraz çekindi, kızdı hatta.
Erkekler konuşurken;
Dedi ki, içkisini içip aceleyle,
Yaşasın Euterpe!
Ama, şarkımızı dinlemek istemezse;
Bırakalım, ortadan kaybolsun dilediğince.

Dost ve neşeli kız Thali,
Sen de gel, katıl aramıza!
Kendini bıraktığında biliyoruz ki,
Neşe saçarsın etrafa.
Ama, Momus’la ya da Maskapi’yle ilgilenme;
O zaman, her şey iyi sonlanmayabilir.
Bayan Melpomene de aramıza karışıyor;
Bak, şimdi nasıl da abartıyor.

Şarap, beynimizde oyun oynamaya başladığında;
Şarkılar söylenip, içkiler içiliyor burada.
Üstelik ,bayan Polhymnia da geliyor;
Koromuzun dili iyice çözülüyor.
Bie şelale ya da çağlayanın sesi gibi,
Örtüyor her şeyin sesini.
Bayan Klio’nun da katkısı, kuşkusuz var;
Şarkımızı devam ettiriyor bak!

Erato, Terpsikhore! Şimdilik, sadece,
Komplimanlar yapılacak;
Bu akşam, kızların akşamı olacak.
Noel’de,
Yeniden bir araya geleceğiz;
O zaman sizi ödüllendireceğiz.
Ama, övgüler, şimdilik sadece Pokal’a;
Sizler, artık toparlansanıza!

Şimdi, salonda yapay bir hava var;
Mum ışığı, yavaştan ortalığı aydınlatıyor.
Şarap, şimdi gerçek yerini bulup,
Beynimizde oyununu oynuyor.
Ne güzel, her ışık bir yıldıza dönüşüyor;
Aynı gökyüzü gibi.
Orada, hala içiyor Urani;
Esin perilerinin evlatlarının zamanı şimdi.

 

Kral Halfdan

Kral Halfdan, Hedenold’a gidiyor;
Noel için sabırsızlanıyor.
Kendini o kadar büyük görüyor ki,
Susadıkça içiyor.
İnsanlar, hep bir ağızdan söylüyor,
Mjodhornet’de yazılan şiiri;
Bir Norveçlinin öldüğüne işaret eden,
Borazanlarla değil tabii ki.

Ama, bir gece, kral yorgun olarak,
Sarayından eve dönüşte;
Atını kamçılarken, birden şeytan görmüş gibi bağırıyor.
Sanki, birileri onu yönetiyor.
İçinde bulunduğu kürk koltukta;
Bir öne, bir arkaya gidiyor.
Belki de, kendisine ne olduğunu,
Anlamaya çalışıyor.

Randsfjord’da kaza yapıyor
Ve oracıkta çığlığı basıyor.
Ama, atı çevik ,kurtarıyor kendini;
Kral ise, o kadar şanslı değildir.
Dediğim gibi, sarhoştu kendisi;
Bu, ona olabilecek en iyi şeydir.
Sonra, girer bir çukura,
Sarhoşun sonu olur bu da.

Norveçliler, onu arayıp durur;
Onun anısını saklamak,
Gerçekten bir utanç olur.
Ancak, zamanla her şey unutulacaktır;
Onun gibi içki içen,
Onurdan yoksun ölmek zorunda kalır.
Oysa, adam olduğunu söylerlerdi;
Öyle olsa, sonsuza değin yaşar giderdi.

Halfdan’ın ve atalarımızın onurlu şiirleriyle;
Biz, Noel’i, sevinçle ve
Şarkılarla karşılıyoruz.
Şarkıcılar gizlemiyor mutluluklarını,
Halfdan gibi boşaltırken kupalarını.
Tek öğrendiğimiz şey ise, Halfdan’dan;
Elimizdeki bardakları,
Sonuna kadar bitirmektir,bırakmadan.

 

Mevsimler Arasında Çiçekler

Gül kırmızısı yapraklar,
Kor gibi.
Yağmurun altında,
Dökülüp saçılır,
Çalılıklarda;
Savrulurlar etrafa.

Günler akıp gidiyor;
Güller, artık taç olmazsa
Başında.
Ey, güzel yaz!
Veda zamanın geldi;
Karanlığıyla bekliyor, sonbahar kapıda!

Gözbebeğimiz,
Mutluluk, sadece sende var.
Yazın sabahında,
Açıyor menekşeler;
İlkbahar güneşine duruyor,
Yaz neşesinde güller.

Buram buram, kokular
Saçıyor menekşeler.
Ama, artık süslemiyor,
Başındaki tacı güller.
Yağmur, pırıltısını kaybedince,
Sevincini görmez oluyorum.

Yakınmak mı gerek?
Neden, zamanı geri döndürüp,
Kaybolup gideni, geri isteyelim?
Sonbahar geliyor;
Eriklerin arasından gülümsüyor
Ve neşesini gösteriyor.

Sonra, o da kaybolup gidiyor;
Şimdi, kış kapıda.
Çiçekler solup gitmiş,
Yeşil ve tazeydiler oysa.
Rüzgar, yerinde cesurca duran,
Dalları kıpırdatıyor.

Bize, hayatın geçip gittiğini
Anımsatıyor.
Bir dans ediyor gibiyiz;
Bu yüzden, şöyle demeliyiz:
Yılın her günü,
Ayrı bir güzellik taşıyor.

 

Ulusal Marş

O eski devlet, Norveç’in oğulları!
Bir arp eşliğinde söylüyor şarkılarını;
Bayram havasında.
Erkekçe ve son bir güçle dökülüyor sözcükler,
Ailelerin anılarıyla akıllarda.
Onları her andığımızda,
Kımıldıyor kalpler, al oluyor yanaklar.
Ey sevgili, o kutsal adlar!

Ruhumuz, zamanın içinde uçuyor sanki;
Vatanımızın parıldayışını seyrediyor.
Düşmana karşı verilen savaşın,
Şimdi, bir dansa dönüştüğünü görüyor.
Dalgalar mertçe vuruyor;
Kuzeyin haklı gururunu, kıyılara çarpıyor.
Vatan, onu bekleyen savaşçılarla dolu;
Kalbine özgürlük işlemiş kahramanlar gibi.

Çelik giysili adamlar, güçlerini sınarken
Ve savaşın kıyısında beklerken;
Destan adamları da, sanatını konuşturup,
En kutsal işlerini yapıyor.
Krallar düzeni koruyor;
Onunla, kutsal çağrıya uyuyor.
Yüzyıllar boyunca, kalkanlarının ardından,
Anıları yine canlanıyor.

Ey geçmiş! Sen kayboldun; ama, senin kutsal alevin,
Şimdi, Norveçlinin kalbinde yanıyor.
İçimizdeki bu gerçek güç,
Norveçliyi kaplıyor;
Kalbini gururla, istekle dolduruyor.
Kendisi, güneyin en güzel yerleri gibi;
Kuzeyin, karla kaplı kıyılarını bekliyor.

Norveç’in vadileri, özgürlüğün toprakları gibi;
Dağlarını da kaplıyor şimdi.
Artık, özgürce düşünebiliyor, özgürce konuşabiliyor;
Özgürce, Norveç’in iyiliği için çabalıyor.
Ormandaki kuşlar gibi, Kuzey denizinin cesareti gibi,
Kimse, Norveçliden özgür olamaz daha;
Artık, kendimiz yapabiliyoruz yasalarımızı da.

Dağları, gökyüzüne ulaşan, özgürlüğün ülkesi;
Meyvayla doludur bahçeleri, balıkla da denizleri.
İnançla ve aşkla sana söz veriyoruz:
Dalgalar kıyılarına vurduğu sürece,
Büyüyeceksin, sen de talihinle!

 

E-MAİL

asmakat2002@yahoo.com