 |
Küçük Kuş Tuzağı
Çeviren : Hüseyin Köse
Lison gözetliyordu bir çalıbülbülünü ,
Çalılıklarda;
Yakınındaysa , aşk , gizlenmiş gözetliyordu
Lison'u.
Kuş uçup git , Lison yakalandı;
Bir aşık tarafından.
Küçük kuş tuzağı söküldü , terk etti kovuğunu;
Kimse bilmiyor nasıl olduğunu.
Çoban kızı , zamanında
Çok atlamıştı üstünden ,
Gölgedeki bu tuzağın
Ve kurtuluyordu hep sonunda.
İki gün sonra , yakıcı bir tutku
Ve tatlı bir çoşkuyla ,
Sarsıldı çoban kızı , sararıp soldu;
Kimse bilmiyor niçin olduğunu.
Yine iki gün sonra , tehlike çanları çaldı;
Zavallı Lison için.
Bekledi yapayalnız ve gözyaşları içinde ,
Çalılığın dibinde.
Yakışıklı çoban gözetliyordu onu ,
Kızın yüzü ise dokunaklı.
Dönecekti nasılsa , bekliyordu çobanını;
Kimse bilmiyor nasıl olacağını.
Aşıklar
Sizi yeniden görüyorum yalnız gölgeler;
Gün ışığının sızmadığı yeşil bir yatak ,
Esirgenmiş gizli arzularımda ,
Aşkı tanıdığım o sevimli tapınak.
Orada , bir akşam eline dokunmuştum
Ve dudaklarına ürkek bir öpücük kondurmuştum.
Orada , bir akşam daha fazlasına cesaret edip ,
Ansızın kapanmıştım sinesine;
Orada , bir akşam yıkanırken gördüm onu gizlice.
Ey Şehvet , en güzel çağların kaygısız incileri!
Zevkler , aşklar neredesiniz ne oldunuz şimdi?
Görüntünüz ve gölgeleriniz var yalnızca;
Gezinip durdum bu bomboş bilinmez kıyılarda ,
Yalnız , bir servi ağacı gibi ürkek bu karanlık ormanda.
Artık duymuyorum o hüznü , o mırıltıları ,
Bu serin küçük vadi , çıplak tepelerle kuşatılmış;
Gözlerime , yalnızca sunuyor o çorak toprağı.
Şakımıyor kuş , hava kokmuyor artık eskisi gibi
Ve bu dere , daha dingin akıyor sanki.
Her şey değişti doğada benim için ,
Her şey bırakıp gitti beni , sevilmediğim için.
Tanrılar , ağzınız ne güzel kokuyor;
Bir öpücük verin bana bu ağızdan!
Azgın ateş , hala hissediyorum o tutkuyu;
Ne de olsa sevgiliydim ben bir zaman.
Ağıt
Ey üzüntü , ey pişmanlık , ey çocukluğumun menekşeli
günleri!
Yazık ki , tatlı bir yazgının bana söz verdiği zamanlar ,
Doğmak vardı güzel iklimlerde , bu dost gökyüzü altında
Ve bu Hint denizinin bağrında.
Lal rengi saten ve pamuklularla ,
Ganj kıyılarında yıkanıyor bir halk.
Çin'in renklendirdiği bu parlak mine taşları ,
Perslerin hala kıskandıkları ,
Şu upuzun adımlarımla , paramparça ettiğim halılarıyla;
Hala gözlerimi kamaştıran , bu zengin ve mutlu diyarların
,
Genç kralıydım ben bir zamanlar , bu verimli kıyıların.
Kokulu Hintkirazı ve filizlenmiş hurma ağacı altında ,
Kızarmış eriklerin olduğu mutlu bir ağaçtım.
Hindistancevizi ağacıydım , kibirli ve antik bir soydan
gelen;
Hepsinin üzerinden başını uzatıp gösteren ,
Zevklerime uyumlu onca şeyle çevrilen.
Beni en tatlı düşlere taşıyordu o mutlu günler;
Benim için beyazlatıyordu dağları koyun sürüleri ,
Binlerce keçi dolaşıyordu tepeleri benim için.
Ve okyanus kaybolup giderken tüm göklerin altında ,
Hala bir neşe kaynağıydı bakışlarıma;
Farklı kıvrımlarında yüzlerce gemi yüzüyordu ,
Sanki , daha fazlası mı gerekiyordu ?
Seçilmiş yüz köle , duruyordu etrafımda
Ve babam;bilgeliğe ulaşan otuz yaşında.
Bir sömürgede doğmuş , onurlu yasalar koymuş babam;
Otoritelerini sürdürmeyi üstlenmiş kralların.
Zenginliği , onların zenginliğine eşti;
Verimli topraklardan kotarılan.
Hepsi kaybolup gitti şimdi , zenginlik ve şan;
Hepsi kaybolup gitti avuçlarından!
Şafakla silinip giden bir düş gibi ,
Havayı buğulaştıran hafif bir sis gibi ,
Günün parlaklığı hala sürdürmekte;
Koyu bir mutsuzluğu biteviye.
Tanrılar ne de Ağır ve Dinginmiş
Havanız
Tanrılar , ne de ağır ve dinginmiş havanız!
Tanrılar , ne de sıcakmış havanız!
Hangi kıyılarda serinleyeceğim ben şimdi?Söyleyin!
Hangi loş gölgelerde?
Dinlenmek mi istiyorsun?
Gökyüzü , kara bulutlarla kaplı;
Neptün , açmış üç dişli ağzını bekliyor.
Fırtınalar biçiyor ışığı batının;
Gel , zamanıdır aşık olmanın!
Gel ey sevecenlik , ey sevgili dost;
Bu gariban sığınağıma!
Sedirler üstünde oturalım seninle;
Akşam , bekler geri dönenleri de.
Üstümüze kapayalım iki kez ,
Ağır demirden kapıları
Ve unutalım kıskançlıkları;
Hazırlasın bizi sevince , ağaran gün!
Kapa üstünü istediğin çiçekle ,
Son duruşun olsun bu!
Bir kez daha bırak serüvene kendini ,
Savrulsun rüzgarda gümüşi saçların!
Bu ışıltılı rıhtım ,
Nehirde sarhoş olsun;
Süslesin kendini yakamozlarla ,
Yüzlerce koku arasında!
Bir Rum sümbülü koparalım ,
Sevdiğimiz o kokuyu dalından;
Tanrıların şölenini haber verip ,
Venüs'ü bile baştan çıkaran.
E-MAİL
asmakat2002@yahoo. com
 |