 |
Anyksciai Ormanı
Çeviren
: Murat
Acar
Kütük yığınlarıyla kaplı tepeler ,
ıssız
Ve çıplak ;
İnanılır gibi değil , ne güzeldiniz bir zamanlar !
Nerede o eski çekiciliğiniz , ne oldu size böyle?
Rüzgar estikçe , sallardı yemyeşil dallarınızı ;
Bir o yana bir bu yana , çam ağaçlarını.
Yüzyıllar önceki o uğultu nerede?
Nerede cıvıltılarıyla dört bir yana neşe saçan ,
Kuşlarınız ve onların yuvaları?
İrili ufaklı hayvanlar hani ,
Nerede onların barındıkları oyuklar
Ve inler?
Yitip gitmiş hepsi , ıssız düzlükte ;
Üç beş biçimsiz çam kalmış , sadece
Geriye.
İğne yapraklar , dallar ve kozalaklar ,
Kaplamış her yeri ;
Kıraç toprağı kavuruyor ,
Haziran güneşi.
Ayrık otlarının sardığı ,
Viran saraylara ya da
Eskiden bir şehrin kapladığı
Arazideki moloz yığınlarına ,
Işıltılı setlerden artakalan
Kupkuru yosunlara bakarmış gibi ;
Bir sıkıntı veriyor ruhuma , böyle görmek sizi !
Buralarda yürürken bir zamanlar ,
Ağrırdı insanın gözleri ;
Şenlendirirdi orman ruhunuzu ,
Şaşırıp kalırdınız , neşeyle çarparken
Kalbiniz:
"Neredeyim ben böyle ; ormanda mıyım ,
cennette mi?"
Diye.
Çevredeki her şey öyle güzel ,
Öyle parıltılıydı ki ;
Kokularıyla kur yapardı orman burnunuza
Ve hoş sesler duyulurdu dört bir yanda.
Derin bir sessizlikte ,
Yatıştığını hissederdiniz kalbinizin.
Ne kokulardı onlar öyle !
Çam sakızı kokardı her yer !
Çiçek kokuları taşırdı , tatlı esintiler.
Açıklıklarda beyaz-kızıl yoncalar ,
Öbek öbek kekik ve sarı papatyalar ;
Ah , aklınızı çelerdi o renkler kokular !
Karınca yuvaları olurdu her yanda ;
Küçük küçük tümsekler !
Her geçişinizde farklı bir koku sunardı ,
Yapraklar ve kozalaklar.
Ve bazen hafif bir rüzgar ,
Bilinmedik kokular getirirdi sizin için ;
Yeni kokular , yeni hazlar !
İşte hoş kokulu kızılcık , işte yosun ,
İşte çiçek açmış meyve ağaçlarının kokusu ;
Bu duyduğun!
Canlıymışcasına nefes nefese orman ;
Komşu kırlara ,
Yayılıyor nefesi.
Bu kokular karmaşasında ,
Çamların arasında ,
Alıyorsun kokusunu
Bir anda ;
Otların ve kır çiçeklerinin ,
O hayat veren nefesi karşılığında.
Tüm kokular birbirine karışıyor ;
Bu öyle bir yoğunluk ki ,
Tek tek ayırt edemez burnun ,
Her birini.
Koru , çayır ve tarlalar ,
Hepsi olmuş sanki ;
Bazen içlenip bazen neşelenip ,
Şarkılar söyleyerek ,
En güzel kokularını sunuyorlar Tanrı'ya
Yalnızca kokular değil ,
Sesler de ne güzel ormanda!
Tatlı tatlı mırıldanıyor orman ,
İncelikle yankılanıyor sesi ;
Gecenin derin sessizliğinde ,
Büyüdüğünü duyuyorsun her yaprağın ve çiçeğin.
Dinle bak , fısıldaşıyorlar ,
Usulca birbirine ağaçlar ;
Gökte geziniyor yıldızlar , dinle!
Duy sesini , düşen çiğ tanesinin.
Sustu kalpler ; sessizliğin
saltanatına ,
Boyun eğdi her şey.
Ruh , yükseliyor yavaşça dualarla ;
Göğe doğru.
Şafakla birlikte , yeni günün
İlk ışıklarını selamlıyor çimenler ,
Eğilerek ;
Çiğ yüklü yapraklarla ,
Yerlere dek !
Uyanıyor orman , silkiniyor
Gecenin sessizliğinden
Ve devam ediyor gün ezgilerine ;
Kaldığı yerden.
O hışırtı da nesi?
Esintiyle kımıldayan bir yaprak
Ya da yuvasında
Uyanan bir kuş.
Peki ya bu çıtırtı?
Gündüz avlanmayı sevmeyen
Bir kurt ;çalıların arasından ,
Yuvasına dönüyor olmalı.
Yakaladığı ördeği ,
Yuvasına götürüyor bir tilki.
Bir porsuk , hızla dışarı çıkıyor yuvasından.
Koşarak bir karaca geçiyor ,
Önünüzden ; bir sincap ustaca sıçrıyor ,
Bir daldan bir başka dala.
Uçuşuyor bir kırlangıç oradan oraya
uyanmış ormanın sakinleri ;
Ayaktalar hepsi.
Ne zaman solusa orman ,
Dingin ve sessizce ;
Yatışırdı kalplerimiz nefesiyle.
Gür çimenleri okşarcasına tatlı bir esinti ,
Litvanyalılar bu sessizlikte dinlenirdi.
Esrarlı dalgalar halinde , yayılırken
Ormanın nefesi ;
Ağlardık orada , bilemeden nedenini!
Hissederdik orada ,
Bir acının dindiğini
Kaygılarımız yatışır , kalplerimiz huzurla dolardı.
Eşsiz bir duygudan doğup ,
Süzülen ilk yaşlar ;
İnci taneleri gibi,
Damlardı ıslanmış yanaklarımızdan.
Orman havasıyla dolup ciğerlerimiz ;
Çamların salınımı gibi ,
İnip kalkardı göğüslerimiz.
Huzurla dolan ruhumuz ,
Olgunlaşmış buğday başakları gibi ,
Eğilerek selamlardı sessizliği.
Buydu işte ; iç çekişlerimizin ,
Göz yaşlarımızın ,
Avuntumuzun
Ve şiirimizin kaynağı !
Yitip gitti hepsi.Sadece ,
Üç beş biçimsiz çam ağacı
Kaldı geriye ; ıssız düzlükte.
Halkımız her zaman ağaçlarla iç içe
yaşadı
Ömürleri boyunca , pek çok dostundan ,
Daha yüce saydı onları.
Evlerini yalnızca rüzgarın devirdiği ,
Ağaçlarla ısıttılar.
Sadece kurumuş dallarla ,
Kapılarını örüp kapattılar.
Ağaç kurumuş değilse ,
Tek bir balta vurmadılar.
Karşılığında orman ,
Esenlik verdi onlara.
Mutlu Litvanya halkını ;
Doyurdu , giydirdi , barındırdı.
Olanca gücüyle sahip çıktı ,
Esirgedi onları.
Zaman geldi , kesti düşmanın yolunu ;
Gün oldu , esirgedi sakladı mazlumu.
Üzgünken avuttu ,
Mutluyken hazlar sundu ;
Esirgemedi iyiliğini , uğraşıp durdu.
Derken , zor zamanlar geldi çattı :
İnsanlar açlıktan ölüyor ;
Ağaç kabuklarından çorba ,
Yosunlardan katık yapıyorlardı.
Açlıktan kırılan insanlar ,
Felaketin pençesinde ;
Ağaçlar gibi kuruyup ,
Birer birer yıkılıyordu.
Orman onlara acıdı
Ve çiğ taneleriyle ağladı.
Başında boz bulutlardan tacı ,
"Aç kardeşlerim" diye haykırdı !
"Dayanın ; balta tutan ellerinizi ,
Kutsasın Tanrı !"
Böylece , göz yaşları içinde ,
İlk ağacı kestiler.
Çocukları çok ağladı ; ama ,
Onlar için de kurtuluş demekti balta.
İç geçirip , çocuklarının çocukları ,
Daha çok ağaç kestiler.
Torunlarının çocukları ,
Kütükleri şehre taşıdılar ;
Satıldıkça pazarda odunları ,
Yerine geldi keyifleri.
Çıkarmışlardı ekmek paralarını ;
Ama kereste öyle boldu ki ,
Fiyatlar düşüverdi.
Orman bitinceye kadar ,
Tüm ağaçları kesip sattılar ;
Elde avuçta ne varsa ,
zevke dalıp harcadılar.
Böylece , ne ağaç kaldı babalarımıza ,
Ne de orman.
Çorak tepeler arasında kederlenip ,
Acı yaşlar dökerek ,
Kaderlerine yandılar.
Litvanyalılar'ın , ormanların
güzelliğiyle
Beslenen ve avunan ruhları ;
Bu çıplak , sıkıntılı topraklarda ,
Bir nefeslik havaya gereksinim duyarak ,
Acılar içinde yok olup gitti.
Bizim , ağaçsız büyüyen kuşaklarımızsa ,
Eski şarkılardan öğrendi ;
İliklerine dek özlemini çektiği ,
Ormanın bilgisini.
Halkımızın şarkıları ,
Ağaca duyulan sevgiden
Ve özlemden doğmuştu.
Ve o şarkıların hepsi ,
Babalarımızın mirasıydı.
Onların , sevgi dolu çabalarıyla ,
Sabırla yetiştirdikleri
sazlıklar kadar ; sık ve gür ,
Bir çamlık yükseliyordu ,
O boşluğun yerinde artık.
Gençler , farkındaydılar değerinin ;
Çocuklar , oldukça sevinçli.
Öylesine sevecenlikle titriyorlardı ki ,
Bu yeni koruluğun üstüne ;
Kırmıyorlardı , en küçük bir dalı bile.
Anyksciai kasabası mutluydu ,
İyi durumdaydı ağaçlar da ;
Başka yerden sağlıyorlardı artık ,
Yakacak odunu.
Derken bir gün , bir ormancı çıkageldi ;
Hendekler kazdı , bekçiler dikti
Gece gündüz.
Otlakları çitlerle çevirdi ,
Mantar toplamayı yasakladı ,
Görünüşte çok dürüsttü ya ;
El altından odun ve mantar satıyordu ,
Gizli gizli.
Üstlü yalanlarla aldatıyordu ;
Halktan şikayet eden olursa ,
Dövülüyordu.
Yıldan yıla ,
Çam ağaçlarını kökledikçe ;
Yine çorak bir arazi kaldı ,
Kala kala.
O güzel korunun yerinde ,
Kütük yığınlarıyla kaplı ,
Çıplak tepelere bakarak ağlıyor
Ve kederli şarkımızı söylüyoruz şimdi.
Şarkım henüz bitmedi ama ,
Öyle bir keder ki bu ;
Canımı acıtıyor , ağırlaştırıyor ruhumu.
Uzun zamandır bu ormanı kemiren güç ,
Şimdi de yüreğime ve ruhuma dadandı ;
Bastırıyor şarkımı !
E-MAİL
asmakat2002@yahoo.com
 |